Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Tatlin Tower olarak da bilinen, yazımızın konusu bu eser, 1919 yılında Rus sanatçı Vladimir Tatlin tarafından yapılmıştır. Bu eseri anlatmadan önce 20. yüzyılın çok öncesine 16. ve 17. yüzyıla gidersek ve o dönemin siyasi yapılanmasına bakacak olursak konu çok daha iyi anlaşılacaktır.

Başını İngiltere’nin çektiği, İtalya, Fransa, Almanya ve Amerika’nın devam ettirdiği, sonraları Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya’ya sıçrayan yağmalama ve sömürü hareketleri tüm dünyada etkisini göstermiştir. Bu dönemlerde zengin altın kaynaklarını yağmalayan güçler, bu altınları kendi ülkelerine kaçırıyordu. Bu sayede “16. ve 17. yüzyıllarında yapılan yağmacılık, Avrupa’nın finansmanını oluşturmuş,  İspanyolların Orta Amerika kolonilerini yağmalamaları, İngilizlerin de İspanyol gemilerini yağmalamaları, Avrupa’da Sanayi Devrimi’ni tetiklemiştir. Avrupa’da tüm bunlar yaşanırken Hindistan’daki Babür İmparatorluğu’nu Fransızlardan alan İngilizler, bu hazineye de el koymuştur. Kısacası bu dönem sömürge devletlerinin boy gösterdiği ve güçlü olanın istediği yeri yağmalayıp sömürdüğü bir güç dengesi dönemi olmuştur. Bilimsel yöntem ve rasyonel düşünme tekniklerinin icatların önünü açması ve teknolojik ilerlemeleri desteklemesinin yanı sıra Rönesans’ın aydın düşüncelerinin; Fransız devrimiyle gelen siyasi iktidarların sanayileşmeye olan ilgileri ve destekleri Sanayi Devrimi’ni hızlandırmıştır.

İngiltere’nin anayasal haklara olan ilgisi ve ülkede kurulan anayasal monarşi devleti nedeniyle, 18. yüzyılda diğer devletlere göre ekonomik ve mali olanaklar açısından çok ileri seviyede olan devlet iş gücü makineleşmeyi zorunlu kılmıştır. İngiltere, Avrupa’da başlayan Rönesans akımının izinden yürüyerek sanayileşme adına dokuma sanayinde başı çekmeye başlamıştır. Ayrıca Avrupa’da yapılan mezhep savaşlarından ve iç karışıklıklardan uzak duran İngiltere daha çabuk gelişimini tamamlamıştır’’. (1)

Sanayi Devrimi’nin adımları birbiri ardına gerçekleşmeye başlamış, köylerden kentlere nüfuslar göç etmiş, buharlı makine bulunmuş ve makineleşme büyük bir hızla yayılmaya başlamıştır. İşçi sınıfı olguları ilk kez ortaya atılmış ve toplumda işçi sınıfı ile burjuva sınıfı oluşmuştur.

“Fabrika ve kentlerin elektrik kullanması, 1882’de Edison ile başlamış,  elektriğin makinelere aktarılmasıyla seri üretime geçilmiştir . Almanya, ABD ve İngiltere gibi ülkeler 2. Sanayi Devrimi yaşarken 1914 yılında Rusya, Japonya, Kanada gibi ülkeler 1. Sanayi Devrimi’ni yaşamaktadır. (2)

İtalya’da siyasal bütünlük sorunu yaşanmakta ve 19. yüzyılda kısmen siyasal birliğine kavuşmuş olsa da sanat konusunda hala geri kalmaktadır. İtalya Roma döneminden beri sanat ve kültür alanındaki üstünlüğünü Fransa’ya kaptırmıştır. Sanat alanındaki üstünlüğünü Fransa’ya kaptıran İtalya büyük hem ilerlemek istiyor hem de 1. Dünya savaşına hazırlanmaktadır.

1. Dünya Savaşı öncesinde diğer ülkelerde bunlar yaşanırken ‘‘19.yüzyıldan 20. Yüzyıla geçiş aşamasında, ekonomisi Batı’ya bağımlı olan Rus İmparatorluğu, tıpkı İtalya gibi modernleşme çabası içine girmiştir’’.(3)

Teknolojik yeniliklerle birlikte burjuva sınıfı oluşmuş ama ülkede henüz feodal  yaşamın ezici etkisi tamamen yok olmamıştır. Rusya’ya göre ileride olan ülkelerle olan etkileşimler sonucu ülkenin kültür ve sanat hayatı değişim geçirmektedir. Ülkede toprak reformundan yararlanarak zenginleşen bir üst sınıf oluşmuş ve toplumda sınıfsal farklılıklar ortaya çıkmıştır. Üst ve orta sınıfın refahı Rusya’da sanatın karlı ve zevkli bir uğraş haline gelmesine neden olmuştur.

Böylesi bir dönemin içine doğan Sovyet mimar, heykeltıraş ve kuramcı olan Vladimir Tatlin (1885-1953), ülkesinin ilerlemesi ve sanat konusunda başarılı olması için çalışmıştır. (4)

RUS MODERNİZMİ VE VLADİMİR TATLIN ESERLERİ

Picasso’nun teknoloji artıklarından  heykeller yaptığı dönemde , Tatlin 1911’den itibaren yenilikçi sanata ilgi duymaya ve karma sergilere katılmaya başlamıştır. 1913’te Paris’e giderek Picasso ile tanışan ve onun sanat anlayışından etkilenen Rus sanatçı , kendi toplumunun geleceğine ilişkin ciddi düşünceler içindedir. Tatlin başta olmak üzere Rodçenko ve Litssitzki gibi Rus inşacıları bilinçli bir ideolojik  yaklaşım içinde olduklarından 1917 Devrimine katkıda bulunmak istemektedirler. (5)

Bu düşüncelerle girişimler gerçekleştiren ve çalışmalarına resim , heykel ve alçak-yüksek kabartma işlerle devam eden Tatlin, daha sonra en ünlü eseri olan III. Enternasyonel Anıtı‘nı yapmaya yönelmiştir. (6)

*

 

 

 

 

 

“Neva nehri üzerine dikilmesi planlanan bu iş, uluslararası sosyalizmin birliğine adanmıştır. 400 metre yüksekliğinde olması düşünülen anıt, Paris’teki 300 metrelik Eyfel Kulesi’ne bir yanıt olacaktı. Kapitalizmin simgesi sayılan, reklam ve eğlence amacıyla dikilen Eyfel Kulesi’ne karşılık, III.Enternasyonal Anıtı sosyalizmin simgesi haline gelecekti. Eyfel Kulesi’nin simetrik biçiminden farklı olarak, yerden 60 derece yatay bir kiriş tarafından taşınacak olan sarmal biçimli anıt, gökyüzüne doğru bir matkap ucu gibi yükselecekti. En altta toplantı salonu, orta katta sekreterlik bürosu, en üstte de danışma merkezi ve radyo istasyonu yer alacaktı. Yapının içindeki hücreler durağan değildi. Toplantı ve tartışma salonu yılda bir kez, sekreterlik bürosu yirmi sekiz günde bir kez dönecekti. Anıt, insanlığa yol gösteren modern bir simge olacaktı”. (7)

*

 

 

 

 

 

Bu inançla Tatlin ve arkadaşları, anıtın biri ayrıntılı diğeri biraz daha basit olmak üzere iki modelini yaptılar (1920). Ayrıntılı olan Moskova ve Petrograd’da sergilendi; basit olanı ise gerek sergiler gerekse yürüyüşler arayıcılığıyla ülkenin bir çok yerinde gösterildi; ünü Rusya dışına yayıldı. Lenin ve arkadaşlarının tasarıyı ilginç ve çılgınca bulmaları ve öncelik olarak ülkenin ekonomik ve siyasal sorunlarına yönelmeleri neticesinde bu proje ertelenmek zorunda kalmıştır. O dönemin siyasi gücünü elinde barındıran Lenin , çeşitli gerekçelerle bu projenin gerçekleşmesine destek vermemiştir. (8)

Bir döneme damgasını vuran ve sosyalizmin bir simgesi olacak olan proje böylelikle tarihin içinde kendi kaderine bırakılmış ve öylece kalmıştır. Eyfel Kulesi’ne rakip bir işin bu denli maddi gerekçelerle ertelenmesi ve göz ardı edilmesi sanatçı ve eserleri adına büyük kayıptır.

Dünya devletlerinin sömürge ile başlayan ve finansmanlarını bu şekilde sağlamaları sonucu büyük bir itki ile sanayileşmeye giden tarihi olaylarda, her dönem kendi zenginlerini yaratmış, her ülke kendi payına düşeni almıştır. Toplumlar büyük değişimler geçirmiş ve kendi içinde sınıflara bölünmüştür. Bir dönemin sanat önderi ülkeler gerilemiş, sanat gücünü elinden çaldırmıştır. Refahı ve bolluğu yaşayan ülkeler sanat alanında eksik taraflarını görmüş ve sanatta da ilerlemenin yollarını aramışlardır. Rusya’da bu dönemleri yaşamış ve 1900’lü yıllardan günümüze kadar geçirdiği siyasi, ekonomik değişimlerden sonra kendi sanatını yaratma gayreti içine girmiştir. Tüm bu gayretler meyvesini vermiş; resim sanatı, edebiyat ve müzik gibi bir çok alanda başarılı sanatçıları kendi tarihine altın harflerle yazdırmıştır.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin