Gece Modu

Bir yola çıktım; sabah henüz ayılmış, hafif bir sis ve kırağı çimenlerin üstünde. Uykum da var tabi, esneye esneye yolda yürüyor ama uykuyu da pek önemsemiyordum. Ben bu sabah aylardır gitmediğim evime gidiyor, artık ona kavuşacağımı biliyordum. Sabırsızdım, koşasım da vardı ama diyorum ya, sabah henüz ayılmış, ben ayılamamıştım. Havadaki ıslaklık yüzümü üşütüyordu. İçim ise evime, yurduma kavuşmanın sıcaklığı ile soba gibi yanıyordu. Hele ki kalbim, sanki o sobanın üstündeki kestane gibiydi.

Yatağımı düşünmek, yatağımın üstünde saatlerce yattığımı düşünmek beni motive ediyor, yolumun sanki aynı hızda gitsem bile daha çabuk biteceğine inandırıyordu. Evimin sıcaklığı ne bu ayaz gibi içime oturuyor ne de o evin huzuru bu sisli havanın puslu, kirli havası gibi bana zarar veriyordu. Anlam veremediğim, ben evime yaklaştıkça sisler dağılıyor, onun camlarından içeri girip her yeri ısıtacak güneş de kendini gösterip yolumu aydınlatıyordu.

Yolları yürüye yürüye aşıp, sonunda kavuşuyordum. Kollarını açıyordu, ben de açıyordum tabi. Evime sarılıyor, öpüyor, tekrar sarılıyordum. Yuvamda, ait olduğum yerde, kollarında, koynunda olmak, 23 yıl yaşadığım bir beton sürüsünden daha yerleşik olduğum bir bedende olmak; kalbimin bir sineğin kanadı gibi hızlı, bir kelebeğin uçuşu gibi heyecanlı atmasına sebep oluyordu. Evimin dünyaya açılan pencereleri ile, gözleri ile bana bakıp, hiçbir şey dememesine rağmen, yazılmış – söylenmiş tüm sevda dizelerini mırıldanıyordu. Ben böyle bir huzuru yıllarca kafamı koyduğum yastıkta hiç hissetmemiştim. Kokusu üstüme sindikçe, ben benliğimi kaybediyor, evimin bir parçası oluyor, yuvamın en değerli eşyası gibi hissediyordum. Saçlarını parmaklarımın arasında gezdirdikçe, bir yaz akşamı pencereden giren rüzgar gibi mutlu oluyor, evimin elinden tutuyor, kokusunu içime çeke çeke öpüyordum.

Dev Lotr Testi

Bir garibanın yanında taşıdığı kartonu, bir zenginin çatısı yerden gözükmeyen koca binalardaki dairesi, bir işçinin elindeki yaralar, bir askerin elindeki silah evi oluyorsa, elbette bir insanın bedeni benim yuvam, kalbi geniş bir salon, gözleri tüm dünyadan kaçarken perdesini çektiğim pencerelerim oluyordu.

İnsan sevdiğinin kalbine yerleşiktir bence. Depremler, seller, yangınlar, müteahhitler yıkar da binaları, kim yıkabilir insanın ölümüne inandığı gerçeği. İnanın bana, insan kendini güvende hissettiği, dünyanın tüm kirliliğinden arındığı yerde yaşar, barınır; doğar, büyür, ölür.

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin