Gece Modu

    Anksiyete (kaygı bozukluğu) problemi yaşayan insanların iç dünyasında neler olduğunu yakından görmek isteyenler için mutlaka izlenmesi gereken filmlerden biri. Norveçli yazar Ingvar Ambjornsen’in “Brodre I Blodet” (Kan Kardeşler) adlı kitabından ilham alınarak “Elling” adıyla sinemaya uyarlanan film üç seriden oluşuyor. 2002 yılında yabancı dilde en iyi film Oscar’ı adaylığına gösterilen “Elling” ile serinin üçüncü filmi olan “Elsk meg i morgen”, Norveçli aktör ve aynı zamanda sinema yönetmeni Petter Næss’in imzasını taşıyor.

    Elling karakterini canlandıran oyuncu Per Christian Ellefsen ile Kjell Bjarne karakteriyle Sven Nordin’in başrolünü paylaştığı filmin konusuna gelirsek: Orta yaşı bir hayli geçmiş olmasına rağmen annesinin peşinden ayrılmayan, amiyane tabiriyle ana kuzusu olan Elling, annesinin ölümüyle beraber hayattaki tek dayanağını da kaybeder. Norveç hükümeti tarafından saklandığı dolabından çıkartılarak psikiyatri kliniğine götürülmesiyle Elling’in hayatında yepyeni bir sayfa açılır. Seks bağımlısı oda arkadaşı Kjell Bjarne ile birlikte iki yıl boyunca hastane koğuşunda kalan Elling, tedavi sona erdiğinde arkadaşıyla birlikte bir apartman dairesinde yaşamaya başlar. Gerçek dünyaya uyum sağlamakta zorlanan Elling ve Kjell’in yardımına koşan sosyal hizmet görevlisi Frank, ikiliye bu süreçte günlük yaşama dair birtakım sorumluluk ve görevler verir. Kjell, zamanla yeni çevrelerinde tanışmış olduğu komşusuna karşı derin duygular beslemeye başlarken, Elling noel arifesinde aniden gelen ilhamla birlikte şiir yazmaya karar verir.

Buradan sonrasına spoiler ile devam edeceğiz.

    Kırk yıl kadar bir süre birlikte yaşadığı annesinin ölümüyle Elling, Norveç hükümetinin sosyal desteğiyle kuşatılarak bir psikiyatri kliniğine tedavi görmesi için gönderilir. Evinden hiç dışarı çıkmayan, bir tane arkadaşa bile sahip olmayan bu adam asosyal olmasının yanı sıra sosyal fobisi olan bir hastadır. Bu sebeple grup terapilerinde kendisiyle ilgili konulardan bahsetmekten dayanılmaz bir acı duyar, düşüncelerini açıkça ifade etmekten kaçınır. Oda arkadaşı Kjell ise hiperseksüel bozukluk (seks bağımlılığı) yaşayan biridir.

    Aradan iki yıl geçtikten sonra tedavisi biten ikilinin, iyileştiklerini kanıtlamak için Oslo’da bir apartman dairesinde yaşaması gerekmektedir. Uzun bir zamandır hastanede kaldıkları için dış dünyayla bağlantısını kopan ikiliden en çok Elling korkmaktadır. Trenden inmesi gerektiği söylendiğinde bir müddet etrafa karşı yabancılık duyar. Eve vardıklarında ise ayrı odalarda kalmaya alışamadıklarını görürüz. Konfor alanının dışına çıkmak onlara korkunç bir fikir olarak gelir. Kendilerini güvende hissettikleri, ev olarak gördükleri hastane odasına benzetmek için aynı odada uyumaya başlarlar. Sosyal hizmetli Frank, evde yaşamayı hak etmelerinin gerekli olduğunu söyler ve onlardan alışveriş yapmak, dışarıda yemek, telefona bakmak gibi günlük ihtiyaca yönelik basit istekleri gerçekleştirmesini bekler.

   “Hayatım boyunca iki düşmanım oldu: Baş dönmesi ve korku.” İlk defa alışveriş yapmak için dışarı gönderilen Elling, hissettiklerini tam olarak bu şekilde özetliyor. Anksiyete hakkında en kısa ve doğru tanımına dair verilebilecek güzel bir cevap niteliğinde bu sözler. Kendisini bir gölge gibi izleyen düşmanlarına karşı hayatı boyunca mücadele veren adamın, her adımında yaşadığı tedirginlik ve yersiz korkularına esir düşmesi olayı çok iyi yansıtılmış. Telefon çaldığında duymuyormuş gibi yapması ve tam o sırada kameranın sağlı sollu hareket etmesi de karakterin iç dünyasında zuhur eden korkunun ve heyecanın bir göstergesi olarak karşımızda beliriyor. Frank beklentilerini karşılamayıp kaçınma davranışı gösteren Elling’e anlaşmaya sadık kalmasını salık veriyor. Bir sahnede Kjell artık bu durumdan sıkıldığını belirtmek için dünyaya bir kere geldiklerini ve güzel yaşamaları gerektiğini söylerken, Elling yaşama dair değişik bir inancı, reenkarnasyonu sorgulamaktadır.

    “Bazı insanlar güney kutbunu yalnız başına geçiyor ama ben restoranın zemininde yürümek için tüm cesaretimi toplamak zorundayım.” Elling’in bu sözleri sosyal fobisi olan birisine hiç yabancı gelmiyordur. O derece ki böyle bir fobiye sahip olan biri için restorana gidip sipariş vermek, aya adımını atmasından bile daha zordur. Her türlü değişikliği kendisine yöneltilmiş bir tehdit olarak algılaması yüzünden Elling, Kjell ile sosyalleşmek için gittikleri mekanda istedikleri menüyü bulamadıklarından dolayı ufak bir kriz anı yaşar. Alışılmışın dışına çıkmayan ve yeniliğin getirdiği bilinmezlikten aşırı korkan Elling’in rahatsız tavırları tuvalet sahnesi sonrası değişime uğrar. Başkasının ne düşündüğünü önemsemeyen bir adam sayesinde içindeki gücün ve cesaretin ilk kıvılcımı atılır ve Frank’i arayarak ilk telefon görüşmesini gerçekleştirir. O sahnede gördüğü adamı daha sonra tanıma şansını da bulur karakterimiz.

    Bir Noel arifesi akşamında gerçekleşen mucizeyle birlikte Kjell hayatının kadını ile karşılaşırken, Elling içindeki şair yönünü keşfeder. Elling için şiir, yıllardır içinde yaşadığı ve tarif edemediği duygularının bir dışa vurumudur. Gerçek benliği bir bedene hapsolan bu adamın ruhunu özgür kılan tek şey şiir olmuştur. Şiirlerini başkalarıyla paylaşmak için ilginç bir yol seçen Elling, kimliğini gizlemeyi tercih eder ama bunu korktuğu ya da çekindiği için yapmaz. Kendini olduğu gibi görmek ister ve şehrin gizemli adamı olmaktan büyük bir mutluluk duyar.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin