1) “Tarih bize milletlerin hayatını gösterir ve savaşlarla kargaşalardan başka anlatacak bir şey bulamaz. Barış dolu yıllar sadece nadir, arada bir olan kısa anlar ve antraktlar olarak karşımıza çıkar. Bireyin hayatı da tıpkı bu şekilde sürekli bir mücadeledir ve bu mücadele sadece ihtiyaçlara veya can sıkıntısına karşı metaforik bir mücadele değil, aynı zamanda diğer insanlara karşı da fiili bir mücadeledir. İnsan her yerde bir düşman bulur, daimi bir çatışma içinde yaşar ve elinde silahıyla ölür.” (Sayfa 11)

2) “Varoluşumuzu bir veba misali saran eziyetlerden en hafifi olmasa da biri, zamanın daimi baskısıdır. Bu zaman baskısı soluk almamıza izin vermez, gaddar bir öğretmen gibi elinde kamçıyla kovalar herkesi. Bir tek, can sıkıntısına teslim olmuş olanlara zulmetmez.” (Sayfa 11)

3) “Oysa hayat ne kadar çok şey söz verip ne kadar azını gerçekleştirdi.” (Sayfa 20)

4) “Hayatta yönünüzü bulmak için hiçbir şey, kendinizi dünyaya bir kefaret yeri, mahkumların gönderildiği bir tür sürgün kolonisi gözüyle bakmaya alıştırmaktan daha güvenilir bir pusula olamaz. Böyle yaptığınızda hayattan beklentilerinizi şeylerin olağan akışına göre oluşturmaya başlar ve böylelikle hayattaki felaketlere, ıstıraplara, acılara ve sefaletlere olağan dışı, beklenmedik şeyler olarak bakmazsınız.” (Sayfa 24)

5) “Şimdiki anın geçmişle olan ilişkisi, bir şeyin hiçlikle olan ilişkisine benzer.” (Sayfa 27)

6) Hayatımızın her anı, içinde bulunduğumuz şimdiye sadece bir an için aittir, daha sonra sonsuza dek geçmişe ait olacaktır. Her akşam bir gün daha fakirleşiriz.” (Sayfa 27)

7) “Hayatlarımızın sahneleri pürüzlü mozaiklerle yapılmış resimlere benzer; yakından bakınca bir işe yaramazlar, güzel görünmeleri için onlara belli bir mesafeden bakmak gerekir. Bu nedenle de arzu ettiğimiz bir şeye ulaşmak, onun ne kadar beyhude bir şey olduğunu keşfetmektir.” (Sayfa 29)

8) “Zira hakikat uzun vadede sadece saf bir haldeyse varlığını koruyabilir, hatayla iç içe geçerse hatanın zaafını paylaşır.” (Sayfa 52)

9) “Dünya sahnesinde ki oyunlar veya maskeler ne kadar değişirse değişsin, sahneye çıkanlar hep aynı oyunculardır. Beraber oturur, konuşur ve heyecanlanırız. Gözlerimiz parlar, sesimiz tizleşir. Tıpkı diğerlerinin bin yıl önce oturup konuştuğu gibi. O zaman da aynı şeydi ve aynı insanlardı. Bundan bin yıl sonra da aynen böyle olacak. Bu düzeneği görmemizi engelleyen şey, zamandır.” (Sayfa 62)

10) “Bireysellik bir mükemmeliyet biçimi değil, bir sınırlılıktır. Bu nedenle ondan yoksun olmak bir kayıp değil, daha ziyade bir kazançtır.” (Sayfa 68)

11) “Zira büyük veya kronik bir fiziksel acı çekiyorsak, geri kalan bütün dertlere kayıtsız kalırız. Tek ilgilendiğimiz şey iyileşmek olur. Aynı şekilde, büyük bir ruhsal ıstırap da bizi fiziksel acıya duyarsız kılar. Onu küçümseriz. Hatta fiziksel olan ruhsal olana ağır bastığında, faydalı bir avuntu haline gelmiş olur. Ruhsal ıstıraba verilen bir ara. İntiharı da daha kolay hale getiren budur. Aşırı ruhsal ıstırap çeken birinin gözünde intiharla ilintili fiziksel acı bütün önemini yitirir.” (Sayfa 73)

12) “Gerçekten kendi kafasıyla düşünen kişi, bir hükümdar gibidir. Kendinden üstün kimseyi tanımaz. Vardığı hükümler, tıpkı bir hükümdarın kararları gibi, doğrudan doğruya kendi sınırsız gücünden gelir. Bir hükümdar nasıl emir almazsa o da otoriteleri kabul etmez ve kendi teyit etmeden hiçbir şeyin geçerliliğini kabul etmez.” (Sayfa 96)

13) “Hakikatin keşfinin önündeki en büyük engel, hakikate giden yolda sözde a priori olarak duran ve sonra da bir gemiyi karadan uzaklaştırarak yelkenlerle dümenin gayretini artık boşa çıkarırcasına ters rüzgarlara dönüşen önyargılardır.” (Sayfa 108)

14) “Hayatın bir yanma süreci olarak bilindiği, aklında bu süreç tarafından üretilen ışık olduğu söylenebilir.” (Sayfa 109)

15) “Akıl bir genişlik boyutu değil, yoğunluk boyutudur. Bu açıdan bakınca, bir insan on bin kişiye bedel olabilirken, bin ahmağın bir akıllı adam etmemesinin nedeni budur.” (Sayfa 117)

16) “Aklın öznel amaçlar doğrultusunda -yani ne kadar dolaylı şekilde olsa da kişisel çıkar uğrunda- kullanımı karşısında, onun salt nesnel amaçlar doğrultusunda kullanımı neyse, yürümek karşısında dans etmek de odur.” (Sayfa 122)

17) “Gençlikte edindiğimiz izlenimlerin öylesine önemli ve anlamlı olmasının sebebi, hayatın şafağında her şeyin bize o kadar ideal ve yüce bir ışık altında görünmesinin sebebi, türlerle ilk defa o dönemlerde tanışmaya başlamamızdır. Bireyler üzerinden tanıştığımız türler bizim için hala yenidir, bu nedenle de her birey kendi türünün bir temsilcisi gibi görünür: İşte biz de orada türün (Platonik) İdea’sını kavrarız ki güzelliği oluşturan şey aslen odur.” (Sayfa 139)

18) “Müzik her yerde anlaşılan gerçek ve evrensel dildir.” (Sayfa 143)

19) “İnsan varoluşunun en mükemmel yansıması olan tiyatro, genel itibariyle, insanın varoluşuna dair üç ayrı kavrayış biçimine sahiptir. İlk ve en sık rastlanılan aşamada, sadece ilginç olanla sınırlı kalınır: Karakterlere ilgi duyarız, çünkü hepsi bizimkine benzeyen kendi hayat tasarımlarının peşinden gider; aksiyonun ilerleyişi, entrikalar, karakterlerin mizacı ve şansa dayanır; espri ve mizah da işin tuzu biberi olur. İkinci aşamada tiyatro duygulara hitap etmeye başlar: Kahramana yönelik bir acıma duygusu uyandırılır ve onun aracılığıyla da kendimize acırız; burada aksiyonu tanımlayan unsur dokunaklılıktır, ancak sonunda yine huzur ve memnuniyete geri dönülür. En yüksek ve zor aşama da ise trajik olana ulaşmaya çalışılır: Acıklı bir ıstırap ve varoluşun sefaleti serilir gözlerimizin önüne; bunun nihai sonucu da insanın tüm çabalarının beyhudeliğidir.” (Sayfa 146)

20) ” Kelimelerin bir insanın kafasından kağıda seyahati, kağıttan kafaya doğru olan seyahatten çok daha kolaydır.” (Sayfa 163)

 

Arthur Schopenhauer-Dünyanın Istırabı Üzerine-Kafka Kitap-2018

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin