Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Drina Köprüsü Yugoslav yazar İvo Andriç tarafından yazılmış ve yazara 1961’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandırmış olan bir kitaptır. Eserde Vişegrad kasabasında geçen olaylar anlatılmaktadır. Kasabada inşa edilen Drina Köprüsü’nü merkeze alarak yüzyıllar boyunca o kasabanın ve aslında tüm Balkanlar’ın yaşadığı değişimleri bizlere sunan bu kitaptan 22 alıntıyı sizler için derledik. Umarız ki alıntıları sever ve merakla kitabı okursunuz.

 

“Her iki taraf da kendi inancının doğruluğundan emindir. Bir kimsenin inancını ve görüşünü bir başkasının değiştirdiği hiç görülmemiştir.” (s. 19)

 

“.. büyük, güzel ve yararlı olan her yapının başlangıcı, hayatı ve içinde yükseldiği toplumla olan ilişkisi birtakım esrarlı, acıklı ve karmaşık hikayelerin doğmasına neden olur.” (s. 23)

 

“Halk, anlatabildiği ve ona bir masal çeşnisi verebildiği şeyleri hatırlar ve anlatır. Başka şeyler onda iz bırakmadan geçer gider.” (s. 29)

 

“Mevsimler gelir, geçer, kuşaklar birbirini kovalar, ama yapılar değişmezdi.” (s. 77)

 

“Bana hiç acımayın… Biz, sıradan insanlar, yalnız bir sefer ölürüz. Ama büyük adamlar iki sefer ölürler. Birinci sefer bu dünyayı bırakıp gittikleri, ikinci sefer de bıraktıkları eserler, yıkılıp kaybolduğu zaman.” (s. 78)

 

“Unutmak, her acıyı siler, arkada bırakırdı. Şarkı söylemek ise, unutmak için en güzel çareydi. Çünkü insan şarkı söylerken daima sevdiği şeyleri düşünür.” (s.87)

 

“Hayat anlaşılmaz bir mucizedir, boyuna harcanır, erir, buna rağmen yine dayanır, sürüp gider. Tıpkı Drina’nın üstündeki köprü gibi.” (s.87)

 

“Mutsuzluklar da sonsuz değildir. Bir bakıma mutluluğa benzerler, geçip giderler, daha doğrusu biçim değiştirirler.” (s. 108)

 

“İnsan için ne yaşayabileceği ne de ölebileceği bir çağ gelince yakınma neye yarardı? Evet, ne yaşayabilir ne ölebilir, ancak toprağa çakılan bir direk gibi çürüyebilirdi.” (s. 131)

 

“İnsanoğlunun her şeyde yeteneği sınırlıdır. Bunda bile… Onun için de tutkular birbiriyle çatışır, birbirini iter, çoğu zaman da birbirini bastırır. “ (s. 154)

 

“Ama kimi zaman insanın başından öyle karmaşık, öyle acı verici şeyler geçer ki, onda şeytanın parmağının olduğuna inanmamak güç olur.” (s. 162)

 

“Gece olsun, gündüz olsun içinden hep bir şey bekliyordu. Sanki gelecek biri varmış gibi… Hem tatlı hem acı bir duyguydu bu! Havada, suda, toprakta geçen harikulade olaylar da onu buna büsbütün inandırıyordu.” (s. 169)

 

“Bir Hristiyana mezarlıkta bir kabri nasıl çok görebiliriz? dedi. Hem de neden onun günahlarını affetmeyecekmişim? Hayatında mutsuz olması yetmiyor mu ki? Yukarıda, hepimizin günahlarının hesabını soracak olan, varsın onun da günahlarının hesabını sorsun.” (s. 181)

 

“Çünkü herkesin mutlaka ağlayacak bir şeyi bulunur. Sonra başkasının acısına ağlamak da her zaman tatlıdır.” (s. 184)

 

“Her dirhem iyiliğin yanında iki dirhem kötülük vardı. Nefret olmadan iyilik, kıskançlık olmadan büyüklük olmazdı.” (s. 220)

 

“Önemli olan insanın kazandığı zamanı hesap etmek değil, o zamanı nasıl harcadığını bilmektir, diyordu. Eğer bu zamanı kötülük yapmaya harcanırsa onu iktisat etmek bin kere hayırlı olur. Gene önemli olan bir insanın çabuk gitmesi değil, nereye gittiğini ve ne yapmaya gittiğini bilmesidir.” (s. 231)

 

“Burada birkaç satırla anlatılan ve birkaç ay içinde olup biten şeyleri kasabalıların anlamaları için çok çaba ve zaman harcamaları gerekmişti. Rüyada bile sınırlar bu kadar çabuk değişmezdi.” (s.249)

 

“Bu biçim yazılar ezeli kanunlara ve hayatın felsefesine uymayan çirkin şeylerdi. Bu artık düzelemeyecek, ama anlayışlı ve namuslu bir insanın da tevekkülle kabul edemeyeceği bir şeydi.” (s.251)

 

“Daha yüksek ve daha iyi tahayyül ettiği bir şeyi özlüyor, ellerinden kaçan ve her geçen günle biraz daha uzaklaşan ve erişilmez olan bir şeyi…” (s. 253)

 

“… ama bu manevi gıda onu ne yükseltiyor, ne de huzura kavuşturuyordu. Çünkü onda artık her şey buruk bir tat bırakıyordu. Mutsuzluk, yalnızlık ve acıları, gözünü açmış ve zihnini birçok noktada inceltmişti. Ama en güzel düşünceler, en değerli bilgiler ona mutsuzluk ve acı vermekten başka bir işe yaramıyordu. Çünkü hayattaki başarısızlığını, küçük kasabadaki geleceğini daha açık bir biçimde gösteriyordu.” (s.257)

 

“Ama hayatta öyle şeyler vardır ki, nitelikleri gereğince gizli kalamazlar. En sağlam çerçeveleri bile çatlatır, en sıkı korunan sınırları bile aşarlar. Osmanlılar der ki: Üç şey saklanamaz: Aşk, öksürük ve fakirlik. “ (s. 272)

 

“Her şey mümkündü. Yalnız mümkün olmayan bir şey vardı. O da, dünyayı güzelleştirmek ve insanların daha güzel ve daha rahat bir yaşayış sürmeleri için dayanıklı, ölmez anıtlar yaptıran büyük adamların dünyadan büsbütün yok olmasıydı.”  (s. 349)

İvo Andriç- Drina Köprüsü

İletişim Yayınları 24. Baskı 2018

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin