Dostluğun Mektupları: Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar

‘Tezer Özlü ile iki konuda birbirimize söz vermiştik. İlki, evlilik kurumunu, kocaları, daha çok eşlerimizi anlatacak birer roman yazmaktı. İkinci sözümüz ise, mektuplarımızı yayımlamaktı.’

   Tezer Özlü ve Leyla Erbil… Türk edebiyatının iki kadını, iki kadın yazarı, iki güçlü kadını. Aynı zamanda iki dost ve sırdaş. Leyla Erbil, dostuna olan sevgisini ve özlemini bu kitap ile gideriyor. İki arkadaşın birbirine evvel zamanda söz verdiği gibi, Tezer Özlü ışıklara yürüse de Leyla Erbil dostuna ve dostluk mektuplarına sahip çıkıp sözünü yerine getiriyor. Bu kitapta yalnızca Tezer Özlü’nün mektuplarını okuyoruz. Leyla Erbil bu mektuplardan önce ön söz ve ‘Benim Gözümle Tezer Özlü’ başlıklı yazılarında dostuyla ilgili anılarını anlatıyor. Ön sözde yazdığı, ‘özverinin, kardeşlik duygusunun silinip, kullanmanın, çıkar ilişkilerinin egemen olduğu bir dünyada dostlar olmadan ne yapardık bilemiyorum’ demesi ve ardından da ‘mektuplar insanın bir başka yüzünü açığa çıkararak, edebiyat dünyasına daha sıcak bir tat sunar.’ diye eklemesi arkadaşına ve yazar Tezer Özlü’ye ne kadar muhabbet duyduğunun bir göstergesi oluyor. Kitabı ilk araladığınızda bu iki arkadaşın sıcak ve üzüntü dolu dünyası ile karşılaşıyorsunuz. Aşkı arama hastalığından kurtulduğu an onun deyimiyle ‘bu adam benim ölümüm Leyla’ dediği adamı bulduğu an madden hastalığa yakalanan ve aşka aşık olan bir kadın Tezer Özlü ve onu daha küçük yaşlarda tanıyan, son nefesinde bile yanında olan Leyla Erbil.

  Leyla Erbil, ön söz kısmında birbirlerine verdiği sözü ve dostluklarından bahsederken Benim Gözümden Tezer Özlü kısmının altında dört başlık sunar. İlki, ‘Son Aşk’ başlıklı yazısıdır, Tezer Özlü’nün ‘bu adam benim ölümüm Leyla, bak bak bu benim ta kendim! Kafatasım bu; kendi ölümüm’ diye anlattığı sevgilisi Hans Peter ile kendisini tanıştırmalarından bahseder. Çok sevdiği ama ona hiç iyi davranmadığını düşündüğü ülkesinden ayrıldığı zaman, uzak topraklarda bulduğu ama kendisini var ettiğini düşündüğünü, kendisinden olduğunu hissedecek kadar aşık olduğu bu adam, Leyla Erbil’e göre gerçekten de arkadaşının aynısıdır. Leyla Erbil, damarlarının bile aynı olduğunu gösteren Tezer Özlü’ye bakarken şu cümleleri aklından geçirir ve bu kısmın son sözlerini şu cümlelerle bitirir. ‘Damarları anlıyorum da, neden ‘ölümüm’, anlayamıyorum bir türlü. Soramıyorum da.Bunlar 1982 Ekim’nde geçiyor. 18 Şubat 1986’da Hans Peter’in yurdunda, onun karısı olarak, onun kollarında, Kanton Spital Hastanesi’nde yaşamı sona erdikten sonra sık sık aklıma düşüyor bu sahne.’ 

- Advertisement -

  Leyla Erbil’in arkadaşını anlattığı bölümün ikinci başlığı, ‘Yazarın Ülkesinde Bir Gezinti ya da Burası Bizi Öldürmek İsteyenlerin Yurdu’. Leyla Erbil, Türkiye’nin aslında aşığı olduğu bu toprakların acılarına acı kattığını söyler. Ataerkil toplumun yatışmak bilmeyen gizli şiddetine daima karşı duran iki kadın, sıkıyönetim ilan edildiği günlerde bu toprakların cehennem olduğunu söyler. Leyla Erbil, Tezer Özlü’nün sıkıntılarının kışkırtılan bu toplumdan kaynaklandığı düşünür ve o günlerden birinde şu cümleyi kurar: ‘Burası bizim yurdumuz değil ki, burası bizi öldürmek isteyenlerin yurdu’. Türkiye’nin sıkıntılı saydığı günlerinde kendi sıkıntılarıyla da boğuşmak istemeyen Özlü, sık sık yurt dışına gider. Ama çok sevdiği ülkesinin ona yapacağı son kötülük kendinden yaşça küçük olduğu yabancı erkekle yani Hans Peter ile evlenmesine izin verilmemesidir. Tam iki yıl, ülkesinde sevdiği adamla evlenmek için beklemiş en sonunda pes etmiş, Zürih’e yerleşmiştir. Tezer’in cesur ve saplantısız hali zaman zaman ülkesine aşka ve sevgisizliğe dönüşse de, Zürih’te iken daima özlediği iki şey vardır: Ülkesi ve dostu Leyla Erbil.

  Kitabın üçüncü bölümü ise ‘Sevgi ya da Sanat Dünyasında’ başlıklı kısımdır. Tezer Özlü’nün sanatı, acılar kadar sevgiyle de beslenir. Dünyayı başıma yıktı diye bahsettiği ilk eşi ve kızının ‘Başından inanılmayacak kadar garip ya da komik bir olayı anlatır mısın?’ sorusuna, ‘En garip olay sevdiğim halde Erden’den severek boşanmak’ cevabını verdiği ikinci eşi ve son aşkı Hans Peter. Hepsinin yarattığı acıyı sevgiyle harmanlayarak eserlerine yansıttığını söyler Erbil. ‘Onun sevgi dünyasında kurumların, kuralların, uygarlık sınırlarının’ yeri yoktu. Erbil’e göre ‘mümkün olsa dünyanın bütün erkekleri ile evlenip onları mutlu etmeye çalışacak’tı ve bütün insanlığı bağrına basacaktı. Özlü’de kin ve intikam duyguları barınmazdı çünkü derdi kişiler değil zihniyetlerdi. Kırılgandı, hassastı ve tepkileri bu kırgınlıkların sonucuydu. En yakın arkadaşını bulana kadar içine attığı dertlerini biriktirmiş ve onu ‘manik depresif’ teşhisi konulacak kadar kötü etmişti. Ülkenin, insanlığın ve kendisinin en ince ayrıntısındaki hüzünleri yakalaması onu küçük yaşlardan itibaren hasta etmişti. İşte bu son hastalanmasını Leyla Erbil mektuplara geçmeden evvel son olarak yazdığı ‘Dostluğumuza, Hastalığa ve Ölüm Meleğine Dair’ başlıklı yazısında anlatır. Gözlerinin önünde büyüyen kırmızı ekoseli on üç, on dört yaşlarındaki çocuk, en yakın dostu olarak onun bulunduğu ortamda gözlerini hayata kapayacaktır. 1985’te kanser olduğunu öğrenir ve eski depresyonları yeniden canlanır. Hastalığı sırasında da sık sık Özlü’yü görmeye Zürih’ gider Erbil. Arkadaşına aldığı hediyeyi bir türlü veremeyen Leyla Erbil, birbirlerine sarılarak ağladıktan sonra Özlü hediyeyi farketmiş olduğunu ve narçiçeği-al kaşkola uzanarak hüznü içinde tebessüm ettiğini anlatır. ‘Bunu bana getirmiştin değil mi? Ne güzel? Yaşam dolu!’ ve en yakın arkadaşına son sözü ‘Üzülme!’dir.

  Tezer Özlü ve Leyla Erbil… Mektuplar kısmında da anlaşıldığı gibi iki dost, iki yakın arkadaş, iki mücadeleci ruh. Her şeye karşı sağlam durmaya çalışan Özlü, en yakın arkadaşına yazdığı mektubunda ‘bazen çok aciz oluyorum’ yazar. Bu iki dost birbirlerine en aciz duygularını yazabilmiştir. Hatta Erbil’in onu yazı yazmak için yüreklendirdiğini ve yeniden yazı yazmaya devam etmesinin sebebinin bir tek arkadaşı olduğunu söyler. ‘Her şeyi sana duyururcasına yazıyor, yaşıyor, görüyorum’ dediği arkadaşı Leyla Erbil’e ‘bir tek arkadaşım’ diye yazar. Mektuplarda, ülkenin siyasi durumu, özel hayatları ve yazarlık kariyerleri, basın-yayın hakkında birçok konudan konuşurlar ve mektuplar daima şöyle sonlanır: Özlemle gözlerinden öperim! Özlü, 3 Ocak 1985’te yazdığı mektubunda: ‘Burada en çok seni arıyorum, ne önemli, yeri doldurulmaz boşlukmuş, dostlukmuş.’ der. Son mektuplarında ise, İstanbul’u, dostlarını özler fakat yaşamı için verdiği bu karardan dönmez.

‘Tezer Özlü, böylece bir şimşek hızıyla çaktı geçti dünyamızdan. Güzel duygularla, kimsenin bozamadığı düşüncelerle donanmış yaşamından ve yazılarından değerli bir sarmal bırakarak.’ 

                                                                            Leyla Erbil/ 5 kasım 1994

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Selene Cabalar
Selene Cabalar
Dünya yanarsa önce edebiyatı kurtarmak gerek

Must Read

Filme Uyarlanan 10 Gerçek Hayat Hikayesi

Çoğu zaman vakit öldürmek için film izleriz ama bazıları bizi fazlasıyla etkiler hatta bir şeyler öğretir. Bu listedeki biyografik filmlerin bazılarından bir şeyler öğreneceğiz...