Gece Modu
1.Yaşamaya çalışmak; biz ölümlülerin ekseriyetle yaptığı bu. (Sy.5)
2.Hayatı, gideceğini başından beri bildiğim ama için için beni bırakmayacağını ummayı seçtiğim bir serserinin rüzgârına kapılır gibi yaşadığımı ancak o zaman kavrayabildim. Onu sandığımdan fazla önemsediğimi de. (Sy.7)
3.Geçmişi hatırlamanın kime ne faydası var? İnsan bir yere gidecekse önce geldiği yeri unutacak. (Sy.16)
4. Çok gören biri, kendini ancak az gören biriyle tamamlayabilir çünkü bence. Fazlalık da bir nevi noksanlık neticede. Herkes ne yapıyorsa onu yapmak ister beş buçuk yaşındayken insan. Ve bu arzusu devam eder büyüyünce de. Kendine benzemeyenlerden korktuğu kadar, başkalarına benzeyememekten de ödü kopar. Bu yüzden ha bire dünya yüzündeki varlığını dengeleyecek birini arar. Öbür yarısını. Kendine en çok benzeyeni değil, onu bir bütüne tamamlayacak ya da eksiltecek olanı. (Sy.21)
5. Ölüm haberi tuhaf şey. İstenmeyen misafirlere benziyor. O gelince evin bütün düzeni bozuluyor. Kap kacağın yeri değişiyor. Kimin nereye oturacağı karışıyor, her yerimiz ayıplanacak tozlar içinde kalıyor sanki, ne kadar ovsak da bir türlü tam temizlenmiyor.Annem haberi aldığı yere çöküverdi mesela. Kapının eşiğine. Başka zaman olsa hayatta oturmazdı oraya. Taş çekerdi, toz değerdi, hiçbiri olmasa, el alem ne derdi. Ama ölüm haberi gelince dert etmedi artık bunları, oturuverdi. Böyle zamanlarda evdeki insanlar bir süreliğine donup kalıyor. Anlayamamakla anlayıvermek arasında geçen o kısa zamanda, an Dali’nin eğri büğrü saatlerine öykünerek uzuyor. (Sy.25)
6. Kırılan bir ayna yapıştırılsa mesela, kırılmamış haliyle bir tutulabilir miydi? Biz ona her baktığımızda paramparça görmez miydik kendimizi? (Sy.30)
7. Ne var ki insan ölürken en çok hayallere geç kalıyordu. (Sy.30)
8.Günahkâr Âdem’in hayırsız evlatları böyledir. Nankör ve vefasız. Gidemedikleri şehirlerin ismini gittiklerinden, kendilerini sevmeyen insanların cismini sevenlerinden, gerçekleşmemiş hayallerin hevesini gerçekleşmişlerden berrak hatırlarlar. Kavuşamamak nasıl aşka teşvik ederse, vuslatta günü geldiğinde unutmaya azmettirir. (Sy.48)
9.Tuhaf şey, kıyametinizin yaklaştığını bildiğinizde bütün anlar kıymete biniyor, hiçbirini ziyan etmek istemiyorsunuz. Ama sonra ölüm yine ırak olduğu varsayılan meçhul bir vakte ertelenince, tek yaptığınız, hızla tüketirseniz çok arzu ettiğiniz bir yere ulaşacakmışsınız gibi, günleri bozuk para misali harcamaya çalışmak oluyor. Varacağınız istasyonun boyunuza göre kazılmış bir çukur olduğunu unutup, süratle eritmeye bakıyorsunuz zamanı. Kadirbilmezlik insanın hamurunda var. (Sy.59)
10.Çok istenen hiçbir şey olmaz, çok beklenen hiç kimse gelmez ve gerçek aşklar katiyen mutlu bitmez. (Sy.61)
11.Hayatı boyunca tüh’lerden kaçarken keşke’lere tutulmuş biriydim. (Sy.69)
12.Ben de zamanla yavaş yavaş bıraktım başkalarına sarılmayı. Çünkü siz tek birinin sıcaklığı peşindeyseniz, koca dünya sarıp sarmalasa ne fayda! Üşümekten kurtulamazsınız. (Sy.74)
13.Susmanın bir ifade biçimi olduğunu savunmuyorum. Ben sadece anlatmayı denemekten vazgeçtim. (Sy.81)
14.Kimsenin birbirine değecek cesareti gösteremediği bu hercümercin ortasında herkes anca kendisine yetecek kadar yalnızdı. (Sy.90)
15. Büyüdüm. Kırıla kırıla, geriye bölünecek ebatta parçam kalmayınca, zamanla daha az kırılgan olduğuma inandırdım kendimi. Geçti gitti dedim. Geçip gittiğine inandırdım. İyi bir yalancıydım. (Sy.105)
16.Yaşamak, düşmekle kalkmak arasında geçirdiğiniz korkulu, ümitli, telaşlı zamanın adı. Düşüp düşüp kalkma sanatı. (Sy.109)
17.Bazen her şeyi sırf o görsün diye yaparız. O görsün diye uyanır, o görsün diye mavi gömleğimizi giyer, o görsün diye saçımızı soldan sağa yatırırız ama o çevirir güzel başını, başka yöne bakar. Olsun, belki yanlışlıkla da olsa gözü takılıverir deyip uğraşmaya devam eder, o bize bakmasa da biz onun baktığı yerde durmaya çalışırız. Misal inan olsun benim zerrece umudum yok. Kapıdan kovulmaya giden dilenci gibiyim. Gene de diyorum işte. Durulamıyor ki… Ne diyeyim, umarım sizinki daha umutlu bir hikâyedir. (Sy.113)
18.Bazılarının ömrü hayallerine kısa kalıyor. (Sy.120)
19.Böyle olcağını en başından tahmin etsem de, haksız çıkmayı ummuştum. Haksız çıkmayı ummak… Çaresizliğin doruklarına delalet. (Sy.129)
20.Görmeye karar vermedikçe, kimsenin neye benzediğini bilmemiz mümkün değil. Yakından baktığımızda bile.(Sy.138)
21.Tanışmak diye bir şey yok. Kimse tanışmıyor, herkes kendini görünmek istediği gibi tanıtıyor sadece.(Sy.144)
22.Hangi boşluğa uzun süre baksa, orada bir şey görmeye başlıyor insan. İstediği ya da kalbini kıran, özlediği ya da korktuğu bir şey. (Sy.177)
23.Kimseden sevgi dilenme! Dilencilere, kıymetli bir şeyini vermez hiç kimse.(Sy.179)
24. Çok mu yalnızdım? Öyleyse bile, bunu kendim kalabilmek için göze almış olmalıydım. Ama işte, insan bazı bedelleri ömür boyu ödemek istemiyor. Tek başına bir şey değil, kendinden büyük bir şeyin parçası olmak istiyor bezen. Ummanın damlası, başağın buğdayı, ağacın dalı, hatta dalın çıtırtısı… Çareyi kainatın sırrında değil, kendi gibi bir başka ben’in yamacında arıyor. Ufacık bir yakınlık uğruna, canını sıkacak, kalbini kıracak, kendini de değişmeye zorlayıp hayatını büsbütün karartacak birilerini istiyor o zaman yanında. Gidip kanlı bir sunağa uzanıyor. İçinde yıllanmış cefakar, vefakar ben’i, uzak bir ihtimalden fazlası olmayan şaibeli bir biz hayaline kurban etmekten çekinmiyor. İlle de başka bir oyunbaz istiyor küçük, kederli oyununa. Çünkü insan denen illet, bütün o fiyakasının ardında, vurulmayı bekleyen sakat bir at yalnızlığına nöbet tutuyor. Evrendeki en hacimli kalabalığı, yalnızlıktan gebermek üzere olan insanlar oluşturuyor.(Sy.193)
25.Birine susmasını söylediğinizde sesine, gitmesini söylediğinizde kendisine hasret kalabiliyordunuz.(Sy.203)
26. Ne var ki hasretle beklenen insanlara daha çabuk kavuşulamadığı gibi, aceleyle koşulan yerlere de daha hızlı varılamıyor bazen. Sabırsızlandığında, insanın ayağı en çok kendi telaşına takılıyor.(Sy.220)
27.Konuşmanın alışmak, alışmanın da sevmek gibi yan etkileri oluyor. Ama siz insanlar da ne kolay alışıyorsunuz be.Yabancılara bile.Hatta hep yabancılara.Sonra aslında hiç gelmemiş birilerinin gidişine üzülerek geçiyor hayatınız.(Sy.225)
28.Herkes kendininkini tekmiş gibi yaşasa da aslında bütün aşklar, hatta bütün aşıklar birbirine benziyor, biliyor musun? Gelecek mi, arayacak mı hezeyanları, her kapı sesinde, telefon zilinde kalbinin yerinden fırlaması bütün şarkıların sana onu hatırlatması,uykusuz geceler.. Sadece aşıkların bildiği şeyler var hayatta. Mesela adının harflerinden hangi kelimelerin yazılabileceğini insan kendi bile bilmez, ona aşık olan bilir. Ne zaman nerede ne giymişti, boynunu hangi açıyla nereye çevirmişti, ayaklarını yere nasıl basmıştı… Onun bulunduğu şehirde şimdi hava kaç derece, meteroloji haftalık tahmini nasıl veriliyor, arkadaşları efendi tipler mi, içlerinden bazıları ona baygın mı bakıyor… Yıldızlar ne zaman yanar, şafak ne vakit söker, sokak lambaları saat kaçta söner…(Sy.231)
29.Kalpteki ağrının terazisi yoktu, kimsenin sızısı kimseninkiyle kıyaslanamazdı, biliyordum. Yeri geldi mi ayrılık ölümden beter olurdu, yeri geldi mi kalp kırığı kurşun deliğinden ağır kanamalı. Hiçbiri küçümsenemezdi, bunu da anlıyordum. (Sy.247)
30.Ama işte bazen nutku tutuluyor insanın. Ertelenmiş sözler kursakta büyüyor. Dilin ucuna geldiği an söylenemeyen, gittikçe hepten söylenemez oluyor.(Sy.273)
31. İnsan kendini sevmeyi bilmeyince, başkalarınca sevilebileceğine de ihtimal vermiyor işte. (Sy.284)
32.Herkesin kendine göre bir ‘gitme’ deyişi ve gene herkesin kendine göre bir gitmeyişi vardır. İkimiz de meşrebimizce yapmıştık üstümüze düşeni. Ben, ‘Git’ derken bile, ‘Gitme’ demeyi becermiştim, o da en nihayet giderken bile aslında kalabilmeyi.(Sy.285)
33.Bazı şeylerin yerini hatırlamak, varlıklarına inanmayı kolaylaştırıyor. Mesela kalbin, mesela acının, mesela sevincin, mesela kendi kendimin.(Sy.288)
34.Hiçbir şeyin aslı, hayali kadar güzel değildir işte, anlasana. Yoksa hayallerle avunmak yerine gerçeklere koşardık. Sen de için için biliyorsun ki, bir hayal, gerçekleştiği anın sunabileceğinden katbekat fazla mutluluk verir insana. Hayal kırıklığıyla yaralanmanın en kestirme yoludur hayallerin peşinden koşmak.(Sy.301)
35.Bazen çok hızlı olur her şey. Bitmeyecekmiş gibi başlar ve sonra hiç başlamamış gibi biter. Başka türlü dinmez zaten ömrün ağrısı. (Sy.304)
36.Hiçbir ateş sonsuza dek yakmıyor. Zamana ve sancıya dayanmanın en basit yolu, sonunda muhakkak geçeceğini unutmamak. Evet, her şey geçiyor. Sevmek bile, acı çekmek bile, kanamak bile, yaşamak bile, dünya bile, azalmayı dahi beklemeden bitiveriyor. Ağrıdiniyor. (Sy.311)
37.Ama zaten insan, gidenlerin ardından, en çok kendi kalışına ağlıyor.(Sy.311)

 

Dokunmadan- Nermin Yıldırım

Hep Kitap / Mart 2017 1.Baskı

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin