Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



 

Hjalmar Söderberg, 1869 yılında doğmuş bir yazar. İsveçli. Doktor Glas ise onun başyapıtı, aynı zamanda dilimize çevrilen ilk romanı. Bu roman 1905 yılında yazılmış olsa da dilimize çevrilmesi 2018 yılını buluyor. Türkçeye Kuzey Işığı Yayınları tarafından çevrilmiş olan bu eserin kapak tasarımı romanın ana karakteriyle son derece uyumlu ve bıyık kısmının üzerine çizilmiş kadın figürü, kitabı okuduğumuzda daha net bir şekilde kavradığımız karakterin iç dünyasıyla oldukça ilişkili bir figür. Çevirisi Cenk Çelebi tarafından yapılmış bu kitap, iyi bir çeviri eser olmuş ve okunmada zorluk yaratmıyor. Ayrıca bazı yerler veya kavramlar üzerine işaret düşülerek sayfa sonunda açıklanmış.

Kitabın içeriğine geldiğimizde, ana karakterimiz Doktor Glas ve adından da tahmin edebileceğimiz üzere kendisi bir doktor. Kendisinden yardım isteyen bir kadına âşık olmasıyla hayatı biraz değişiyor. Bunun haricinde yalnızlığı yoğun yaşayan bir doktor ve bunun izleri eserde bolca görünmekte. Karakterin kendi defterine not aldığının belirtildiği şu alıntı

‘’İnsanoğlunu, hiç kimseden sevgi görmediğini bilmek kadar başka hiçbir şey mahvedemez ve aşağılayamaz’’ (sf.72)

ve 156.sayfadaki

‘’Sadece kendini kaybedersin, en değerli şeyin de bu’’ alıntısı karakterin yaşadığı yalnızlığı belirten cümlelerden sadece ikisi. Bunun yanında sıklıkla edilgen yapılı cümlelere başvurulması karakterin yaşadığı yalnızlığın yanında umursamazlığını yahut yaşadığı belirsizliklerin belirteci olarak değerlendirilebilir.

Ayrıca Söderberg, kimi çevrelerce İskandinavya’nın Albert Camus’u olarak anılır. Buna sebep olduğunu düşündüğüm birkaç alıntı var.

‘’Ölümsüz bir isim olmak için koşturanları hiç anlamıyorum. İnsanın hafızası adaletsizdir ve kusurludur.’’ (sf. 73)

‘’Sevilmek isteriz; bu olmazsa hayran olunmak, o da olmazsa korkulmak, o da olmazsa nefret edilmek ve küçümsenmek isteriz. Her ne olursa olsun, başkalarının duygularına etki etmek isteriz. Ruhumuz boşluktan nefret eder. Her ne pahasına olursa olsun, bir şeylerle temas kurmak ister.’’ (sf. 73)

‘’Mutluluğun benim bildiğim tek anlamı şudur: Herkesin kendi durumuna göre elde etmek istediği şeylerdir. Bu yüzden hepimizin onu arıyor olduğu kesinlikle aşikârdır.’’ (sf.85)

‘’O zaman belki son çare olarak en büyük mutluluk; mutluluğu arzulamama sanrısında yatıyordur.’’  (sf. 86)

‘’Bir hareketin ‘mükemmelliği’ ya da ‘güzelliği’ onun etkisinin topluma yansıttıklarıdır’’ (sf. 99)

‘’Kanunlar bana babamın, oğlumun ya da en iyi arkadaşımın hayatını korumak veya sevgilimi saldırıdan ya da tecavüzden kurtarmak için başkasını öldürme hakkı vermez. Yani kanunlar tuhaftır ve kendine saygısı olan hiç kimse hareketlerinin bu yasalarla değerlendirilmesine izin vermez.’’  (sf. 101)

Bu kitapta rastlanılan diğer şeyler ise bolca Yunan mitolojisi ve kültür-sanat-edebiyat alanlarından bazı örnekler. Emile Zola’nın ünlü karakteri Therese Raquin, bir sahnede Raskolnikov ile birlikte anılıyor. Karakter özellikleri ön plana alındığında, anlamlı bir yerde anmış Söderberg bu ikiliyi. Ayrıca kitapta gerek mitolojiden gerekse düşünürlerden, bilim adamlarından ve tarihsel kişiliklerden alıntılar mevcut. Araştırmalarda fark edileceği üzere Söderberg, yaşadığı çağın Stockholm’ünü çok iyi yansıtan bir yazar ve bu kitapta da Stockholm’e ait çok fazla detay mevcut. Ülkesini konu etmesinin yanında İsveççe’yi eleştiriyor aynı zamanda Söderberg bu kitapta yarattığı karakter üzerinden. İlgili bölüm, 144. sayfada, Baudelaire’in iki dizelik bir alıntısıyla başlıyor. Devamı şöyle:

‘’Baudelaire bunun İsveççe’de nasıl söylendiğini duymak zorunda kalmadığı için şanslı. Zaten lanet olası bir dilimiz var. Kelimeler birbirinin ayağına basıyor ve birbirlerini çukura itiyor. Ve çok kaba ve sert bir dil! Hafif ses tonları yok, eğlenceli kinayeler ya da yumuşak geçişler de yok. Sanki bu dil, aylak insanların her şartta doğruyu pat diye söyleme alışkanlıkları için yaratılmış.’’ (sf. 144)

Romanın gidişatına dair pek detay vermeyeceğim ama belirtmek istediğim bir özellik de bu romanın günlük biçiminde yazılmış olduğu. Günlük biçiminde yazılmış olan metinleri okumaktan hoşlanmayanlar için belirtmek istediğim şey, çok da alıştığımız günlük türünde yazılmış edebi eserlerden biri olmadığı Doktor Glas’ın. Bölümlerin sık sık ayrılmasına pek takılmıyorsunuz, kitap zaten sizi içine çekiyor akıcılığı sayesinde.

Doktor Glas, Söderberg vefat ettikten bir yıl sonra sinemaya aktarılmış aynı isimle. 1942 yapımlı bu film, İsveç’te ve ülkenin diliyle çekilmiş. Başrolde ise ünlü aktör Georg Rydeberg var.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin