Gece Modu

 

Ne tuhaf uyandım öyle. Güneş sanki yarın yokmuş gibi doğmuş, deliler gibi ısıtıyor. Gülümseyişinle eş değer o an. Gözüm seni aradı göremedi. Aradım ama açmadın. Hemen de anladım anlamazdan geldim, kesin simit almaya gittin. Gidip çayın suyunu koydum. Kapıya anahtarı taktın çeviriyorsun, bu ses bile huzur veriyor. Elinde simit yok. Bilet sandım başta, davetiye dedin. Yine kim diye güldüm, sen gülmedin. Odaya geçtin. Anlamadım.

Odadan çıktığında elinde sana dair her şey vardı sanki. Annenin bıraktığı valiz, siyah şapkan ve en sevdiğin ayakkabıların. Biri seni çizmemi söylese bunlardan ibaret olurdu varlığın.

Hayırdır nereye dedim, sesim sana da tuhaf geldi mi? O an ben gözlerinde gitmeyi gördüm. Elimi tuttun, taziyeye gelmiş gibi. Yüzüme baktın yabancı gibi.
Bağırdım nereye dedim
Seninle aynı pencereden bakamıyoruz Ahmet, gitmeliyim dedin.
Dünyanın bütün pencerelerini yok etmek istedim. Sen bir şeyler saçmaladın. Kulağımda uğulduyor bir şeyler hala. Ben gözlerim duvara bakar biçimde o an oracıkta yok oldum.
Pencereden bakamıyoruz Ahmet.
Pencere
pencere.

Zor bela attım kendimi sokağa.

Şehrin tüm bulutlarını, göğü, öldüresiye kurşuna dizmişler gibi yağdı yağmur. Eğilip bir kaldırım kenarına oturdum elimde bir fotoğraf. Neredeyim kimim aklımda değil. Zaten önemi de yok. Sağ elimle solumu yokluyorum, vuruldum mu ne oldu bana. Beynim sıkışmış eriyor sanki, sanki birazdan öleceğim. İşin kötüsü ölmüyorum da. Başımı ellerimin arasına aldım orada kaç saat oturdum bilmiyorum.
Güneş batmıştı. Eve yürüdüm. On dakikalık yolu 1 saatte.

Günler ayları kovaladı. Ben üçlü koltukta organlarımı alkole batırırken.

Ne garip, ölmüş gibiyim. Bu evdeki her eşyada katilim olduğunu kanıtlayacak kadar çok parmak izin var. Ama ben yaşıyorum, sen yoksun. Ve yine ne garip sen de yaşıyorsun.

Sonra sen geldin aklıma zaten ne zaman elime kalem kağıt alsam sen geliyor gitmiyorsun. Ne zaman kitap okusam sana dokunuyormuşum gibi geliyor.

Sen hep şey derdin, Kitapların cismi değil ruhu var derdin. Her şiire hayranlıkla bakardın. Güzel bir dize gördün mü çılgına dönerdin. Okurdun sürekli. Sonra geçerdi. Biterdi. Mutluluğu anlık bir eyleme benzetirdin. Havai fişek derdin. Patladı ve bitti. Mutluluk yağmurdur derdin. Güneş olamaz mutluluk. Öyleydi de. Benim havai fişeğim sendin belki de bu ikilemde patladı ve bitti gitti bütün ihtişamıyla görkemli bir manzara.

Etrafımdaki nesnelere senden anlam yükleyebilmek ne acı, şuan ne yaptığını bilmiyorum en sevdiğin yemeğin ne olduğunu biliyorum da onu kimle yediğini bilmiyorum.Yüzün geliyor gözümün önüne yüzün! Gardım düşüyor, sana bilmem kaçıncı kez yeniliyorum.

Duvara ilişiyor gözüm, çerçevelere sığdırmışsın dünyaları gülüşünle. Kırıp atmaya gücüm yok, kaldırıp çekmeceye koyuyorum. Sanki böyle yapınca kalbimi de çekmeceye koyacakmışım gibi.

“Şimdi inmiş fotoğraflarla dolu çerçeveler çıktığı duvarlardan, izi kalmış duvarda anılarının.
Sordum kendime, bir betonu delip geçen anı seni sağ bırakır mı?”

Bırakmış sayılmazdı. Sana sorsam Yaşamak demezdin buna çünkü insan mutluyken yaşar derdin. Gülmeyi unutalı baya olmuştu. Daldım öyle uzaklara sana dair ne varsa her gün olduğu gibi gözümün önünden geçmeye başladı her şeyin her ayrıntın. Gözlerim seçemiyor yokluğunu. Şimdi herkes her şey sana her zamankinden daha çok benziyor.

Yüzümü avuçlarının arasına alıp geçti demeni bekliyorum. Gel, geçsin. Bitti de, buradayım de. Çok üzüldün ama geçti de. Geçsin. Öyle bir sarılalım ki, geçsin. Kim bu yüzündeki umudu hayal kırıklığına çeviren der gibi; gel! Ellerinle gözlerimdeki yaşları silmesen de olur. Gel.

Gel ve geçsin. Bitti de. Bu kabus olsun, uyanayım.

Saçmalıyorum.

Mezar taşına ağlamaktan farksız bu yaptıklarım. Yatayım uyuyayım, rüyalar kavuşmak için var. Başımı yastığa koyduğumda ilk defa hissettiğim bir şey belirdi içimde. Adını sorsan söyleyemem -ilerde bu duruma sensizlik diyecekler kanma onlara- bana susuz kalmak gibi geliyor kuruyorum. Gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçmiyor her şey, gözlerim sanki başa sarıp sarıp izliyor seni. Pişmanlık denen sivri bıçağı ben sende bıraktım sanmıştım. Yanımdaymış. Pişmanım evet. Kafamda türlü senaryolar kurup seni aklıyorum, kendimin suçlu olduğuna inanıp keşke ile başlayan -her keşke gibi gereksiz- cümleler sarf ediyorum zihnimde. Neden sorusunu sormaktan başka bir şey yapamıyorum inan. Anlam arıyorum belki de. Ya da fiyakalı bir son yaratıyorum zihnimde. Kapağı kapattığımda yazara teşekkür etmek istiyorum. Senin yazdığın bu boktan aşka inanmak istemiyorum. Kandırılmaya inanmak istemiyorum.

Pencerelerden nefret ediyorum.

O sabahı düşünüyorum, öncesinde yaşıyordum. Ölüyüm şimdi. Kalbi atan bir ölü. Ne garip diyorum içimden, hayat böyle bir yermiş. Her şey tükenmiş gibi. Dünya bitmiş gibi. Yaşamışım sonlanmış her şey. Asıl kötü olansa insanın öldüğünü hissettiğinde gerçekten ölmemiş oluşu.

Hatırla, unutma.
Odanın duvarına yazdığın şiir gibi her şey;

“burası dünya yahu, burası bu kadar işte”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin