Din Olgusunun Modernizmden Post-modernizme Geçirdiği Değişimler

Din olgusunun modernizmden post-modernizme geçirdiği değişimleri açıklayabilmemiz için öncelikle bu kavramların arkeolojisini yapmamız gerekmektedir. Modern kelime olarak, “şimdiye ait olan” demektir. Eski ve geleneksel olana  karşı yeni bir tavrın ifadesidir. Modern hep yeni olan ile özdeşleştirilir. Modern olmak sürekli farklı olma sıradanlığına mahkum olmaktır. Modernizm ise modernden türemiş bir kavramdır. Bu kavramlar müphem kavramlar olduğundan birbirlerinin yerine sıklıkla kullanılabilirler. Modernizmin akla gelen ilk tanımı genel olarak modernin bir ideoloji, bir akım, bir ekol haline dönüşmüş halidir. Modernizm, modern bir modern eleştirisidir. Kısacası, modernizm modernin dert edilmesidir.

Post-modernizm ise modernliğin çıkmazlarının konuşulduğu noktada devreye girmektedir. Post-modernizm. Bu tire işareti birleştirir mi yoksa ayırır mı? Post-modernizm modernden kesin bir kopuş mudur? Yoksa modern post-modernde devam eder mi? Bunlar yanıt vermesi zor sorulardır ancak en yakın cevap belki de şudur: Post-modernizm modernizmin değişerek devam eden halidir. Post-modernizm kendi imkansızlığıyla uzlaşan modernliktir. Post-modernizm modernizmin krizde olduğunu hatırlatır. Düşünce dünyasında hava puslanmaya başlayınca “neo-” (yeni) ve “post-” (sonrası) ön ekleri alan düşünce akımları çoğalır. Bu tam da bir krizin işaretidir. Bu yazıda bu tartışmaların yansıması olarak din olgusunun modernizmden post-modernizme geçişte ne gibi değişimler geçirdiğini inceleyeceğiz. Zaten post-modernizm kelimesindeki “post“ dindeki yeni dönüşümü eskisinden yeni bir istikamete ilerleme durumunu imâ etmektedir.

Modernizm ve Din

“Modern” olgusu ve oluşumu, öncelikle bir tavırdır. Modern kavramı, gerçeklik olmaktan çok bir ethos (geleneksel eğilim, duruş), bir proje, bir iddia olma konumundadır. Modern olarak kabul edilen şeylerin ortak özelliği, “yeni“ olmalarıdır. “Modernlik, on yedinci yüzyılda Avrupa’da başlayan ve sonraları neredeyse bütün dünyayı etkisi altına alan toplumsal yaşam ve örgütlenme biçimlerine işaret eder. Modern yeterince modern bir kavram da değildir aslında. Modern kavramını ilk kez kullananların kim olduğuna bakıldığında sarsıntı giderek büyür. Bu kavramı M.S. ilk yüzyıllarda Hıristiyanlık dinine mensup olanlar kullanır. Onlar “biz moderniz” derken “biz artık pagan değiliz”, “biz tek bir Tanrı’ya inanıyoruz” demek isterler. Modern olmak, bugüne hâkim olan anlamında kullanıldığında ise bugündeki egemen zihniyetler değiştikçe modern de değişir. Bugün mistik eğilimlerin yeniden moda olmaları buna bir örnektir: Neo-dinsellikler (Yeni dinsellikler).

Modernlik salt değişimden ibaret değildir. Akılcı, bilimsel, teknolojik düşüncelerin yayılmasıdır. Weber’in tabiriyle “dünyanın büyüsünün bozulması”, “sekülerleşme” gibi kavramlar rasyonel bir dünyada dinsel ruhun kaybını ifade eder. Böylece, modernizme göre dinin çöküşü kaçınılmaz ve önlenemezdir. Bu ve benzeri yargılar klasik sekülerleşme tezini doğurmuştur. Burada anılması gereken isimlerden biri ise ünlü sosyolog P. Ludwig Berger’dir. Başlangıçta sekülerleşme tezinin savunucularından olan Berger’in son yazılarında sekülerizmin öngörülerini yanlışladığını görüyoruz. Sekülerleşme terimine baktığımızda ise seküler inanç ve uygulamalara sahip bireylerin sayısındaki artışı, hayatın birçok alanında dinin etkinliğinin azalmasını, din ve devlet işlerinin ayrılmasını ve dinî kurumların ve geleneğin seküler bir şekilde düzenlenmesini ifade ettiğini söyleyebiliriz.

Din ve gelenek tarih boyunca her zaman birbiriyle ilişki içinde olmuştur. Gelenek, ona tam bir karşıtlık oluşturan modern toplumsal yaşamda dinsel söylem ile anlam kaybına uğramıştır. Modernlik, bilim ve inancın birbirinden ayrılması gerektiğine inanmaktadır. Modern algı dinsel söylemin üzerinde bir otorite oluşturmak için onu geçmişe ait bir şey olarak tanımlar. Modernliğin dine karşı olan bu  karşıt durumu kendi meşruiyetini diğerlerinden üstün kılma hamlesi olarak yorumlanabilir.

Modernizmin yaygınlaşmasıyla birlikte Batı’da din ve gelenek yoğun bir eleştiriye tabii tutulmuştur. 17-18. yy Aydınlanması’nda üst düzeye çıkan bu düşünceler ile akıl, dogmatik düşünceye savaş açmıştır. Modernizm ise Tanrı’ya karşı soyut insanı, vahye karşı rasyonel aklı ortaya koymuştur. Heidegger’in dediği gibi “yeryüzü, gökyüzü ve tanrılar bir anda tüm cazibelerini yitirdiler ve tanrının tüm özelliklerini kendine uydurarak akıl, tanrısal bir özellik kazandı.”

John. Carroll kendisinin “hümanizm” dediği modern devrimin kültürel sonuçlarını incelediği bir çalışmasında şöyle bir değerlendirmede bulunuyor: “Bunun hedefi, yeryüzünde insani bir düzen kurmaktı; aşkın ya da doğaüstü hiçbir desteğin olmadığı, özgürlük ve mutluluğun egemen olduğu, tamamıyla insani bir düzen, insanı merkeze koymak.” Modern dünya ilerleme, evrensel, akılcı ve bilimsel bir dünyayı tüm toplumlara vaad ederek toplumları aşkın ya da doğaüstü hiçbir desteğin olmadığı, özgürlük ve mutluluğun egemen olduğu tamamıyla insani bir düzen ve insanı merkeze koyan bir dünyaya yönlendirir.  Dolayısıyla, modernleşme ve sekülerleşme savunucularına baktığımızda dinin toplumsal ve siyasal alandaki etkinliğinin kalkacağı, bireysel olarak dini pratiklere katılımların gerileyeceğini savunuyorlardı. Ancak geride bıraktığımız yüzyılın son çeyreğinde kamusal alanda dinî eğilimlerin yükseliş trendi gösterdiği ve dinî hareketlerin toplumsal ivme kazandığı görülmektedir.Post-modernizm ve Din

Modernizmin gelişmesi ile dinin gerileyeceğini ve toplumsal hayattaki etkisini kaybedeceğini öngören geleneksel teorilerin aksine yeni arayışlar gerçekleşmiştir. Bu arayışlardan biri de Post-modernizmdir. Post-modernizmin yaptığı en temel şey, Foucault’un deyimiyle, modern “söylemin düzeni”ni bozmasıdır. O modernin ezberini bozmuştur. Modern toplumun içine girmiş olduğu bunalım, post-modern bakış açısının temelinde yer alır. Post-modernizmin temel özellikleri arasında genel geçerlik iddiası taşıyan önermelerin reddedilmesi, çoğulculuğun ve parçalanmışlığın kabul edilmesi, farklılığın ve çeşitliliğin vurgulanması yatmaktadır.

Küreselleşmenin de etkisiyle dinin ortadan kalkacağı varsayılmasına rağmen bugünün yaşamında din egemen kodlardan birisi olarak yaşamını sürdürmektedir. Küreselleşme, bir yandan her türden, her inançtan insanı bir araya getirirken diğer yandan da dinsel inançların tekrar geri gelişine tanık olmuştur. Belki de aynı modernlik parçaladığı bu büyük dini sistemleri tekrar onararak yeniden büyülü hale getirmek isterken bu süreçte yaşanan hızlı değişim ve aşırı rasyonelleşme sonucu toplumsal yapıdaki değer boşluğu ve anlamsızlık krizini onarmak istemektedir.

Özellikle 1960 ve 1970’lerde Avrupa ve Amerika’da ortaya çıkan yeni dinî hareketler olgusunu göz önüne alırsak; kurumsal dinlerin zayıfladığı, dinî katılımın az olduğu, dolayısıyla bir anlamda sekülerleşme tezinin doğrulandığı bu toplumlarda yeni hareketlerin ortaya çıkışı oldukça fazla olmuştur. Yani modernleşme sürecinde hızlı değişim, aşırı rasyonelleşmeyi, bireysellik ve belirsizliği beraberinde getirirken bir anlam krizini de meydana getirmiş ve toplumsal anomiye yol açmıştır. Bu boşluğu kapatmak için de yeni dini hareketler ortaya çıkmıştır. Örneğin Fransa, Belçika gibi en ‘modern’ ülkeler en irrasyonel eğilimlere sahip dini hareketlerin çeşitli oranlarda karışılık bulduğu yerlerdendir. Özellikle Batı Avrupa’da derin ekoloji, ruhçu psikoloji gibi kavramlar önem kazanmıştır. Bu akımlar bir taraftan son derece mistik, akıl dışı unsurları içerse de bunu rasyonel bir söylemle sunmuşlardır.

Dinin görünürlüğünün arttığı post-modern dünyada dinî maneviyatçılık fikri de artmıştır. Küreselleşme, kişisel maneviyatın yayılmasını da içermektedir. Bu günlük hayatta kolaylık sağlamasa da kişisel hayatta anlam sağlar. Kişiler bu manevi ihtiyaçlarını birçok yöntemle giderebilmektedir. Diyet, alternatif eğitim, meditasyon, yoga, sağlık rejimleri, dua seansları gibi bireysel şeylerle manevi rahatlama sağlayabilmektedirler. Bu yeni maneviyatçılıkla beraber dünya ve din arasındaki gerilim de bir nevi kaybolmuştur.

Küresel planda önemi ve etkisi giderek artan din, yeni bireysel ve toplumsal formları ortaya çıkmaktadır. Gelinen noktada bir “kutsala dönüş” hareketi söz konusudur. Din “erken modern dönem”de olduğu gibi özel dar bir alanda tutulmanın aksine artık kamusal alanın her biriminde kendini göstermektedir. Günümüzde kutsala yönelişle alakalı diğer bir husus modernliğin “bireyi” ön plana çıkarmasıdır. Modern toplumda din konusunu irdeleyen din sosyologlarının genelinde ortak olan nokta “bireyselleşme”, “öznelleşme” ve bunun sonucu olarak modern dini yaşamda görülmeye başlanan “dini çoğulculuğa vurgu” olarak kendisini göstermektedir. Post-modern dönemde ortaya çıkan dini çoğulculuk sayesinde modern birey için artık din bir nesnel gerçeklikten ziyade ‘seçim yapılabilen bir olgu’ durumuna gelmiştir.

Sonuç

Din biliminde bir akım olarak modernizm geleneği sorgulayarak, ona karşı çıkarak, bazen tahrip ederek hareket ederken post-modernizm ise etnik, lokal, ekolojik açıdan çok daha fazla partiküllere bölünmüş bir din anlayışına sahiptir. Modernlik düşüncesi evrensel bir meşrulaştırma potansiyeli ile din ve gelenekten arındırılmış bir dünyada var olurken post-modernizm de bu durum çağımız insanının yaşantılarında yeni bir anlam dünyası keşfetmelerine yol açmıştır. Post-modernizm belli bir düşüncenin merkeze alınıp diğerlerinin reddedilmesine karşı çıkmış ve çok yönlülüğü, çoğulculuğu desteklemiştir. Modernizmin tersine “hem biri hem ötekini” kabul etmiştir.

Dolayısıyla modernitenin; katı olan ne varsa her şeyin buharlaştığı, kutsal olanın dünyevileştiği olarak ifade ettiği bu süreç paradoksal olarak dinin gelenek sonrası yeni bir biçimini ortaya koymuştur. Bu yüzden “sarkacın ilk hızı ne ise aynı hep hızla döner,” diyerek modernliğin dine karşı baskıcı tutumu, post-modernizmde dönüştürülerek yerini almıştır diyebiliriz. Yine de din söylemi aldığı darbelere rağmen insanoğlu dini çeşitli şekillerde hayatında devam ettirmeyi sürdürmüştür.

Kaynakça:

Alıcı,M.(2017). “Çağdaş Din Bilimleri Metodolojisinde Modernizm- Post-modernizm Tartışmaları”, Akra Uluslararası Kültür Sanat, Edebiyat ve Eğitim Bilimleri Dergisi,12,35-49.

Berger, P.L.(2002). “Günümüz Din Sosyolojisi Üzerine Düşünceler”, Dini Araştırmalar Dergisi,13,187-198.

Dellaloğlu,B.(2012). Benjaminia: Dil,Tarih ve Coğrafya.İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Leger, L.D.(2004).” Sekülerleşme, Gelenek ve Dindarlığın Yeni Şekilleri: Bazı Teorik Önermeler”, M.Ü İlahiyat Fakültesi Dergisi,26,45-58.

 

 

Video İçeriğimize Göz Atın!

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin