
çekingenliği ellerimin
binalar dolacak korkusuyla açmaya korktuğum pencerelerim
ve bir gece yarısı ıskaladığım tüm şiirler
hepsi sana gelsin sevgilim
– bir kokuya vuruldum, gömleğimin iliklenmeyen yerinde durur izi.
yarım ağzım,
söz geçiremiyorum bu kalabalığa.
sırtıma kuşandığım tüm iyi niyetlerim,
en kıdemli yerinden acıyor sokak ortalarında.
dönüp bakmıyor ardına elinde kabzası kanlı,
duyup bakmıyor ardına bir çocuğun çığlığı kulağında.
hiç düşündünüz mü
dikenli tellerle örülü bir arazide nar ağacı olmanın zorluğunu?
geçip bir sahanlığı miller kat edip
aralandığında menteşesi paslı kapılarınız,
kaybettiniz mi onulmaz gururunuzu?
– ağacın doğumudur yaprak dökmek.
dağ değilken
çığ ediyorsun sustuklarını,
bir tabur ilerliyor o vakit
buğulu nefesinden göğüs hizama.
mahal buyurmuyorum
zaten kıt kanaat dürdüm defterimi.
diyorsun ya ‘gök mavi imiş meğer’
bir de kanadı zeval gören kuşa sor.
kısrak sürüleri ikiye bölerken tanı
çalmayan saatlere uyanırım
uykunun en körpe yerinde.
bir çentik daha atıp yorganıma
ki bu bana rütbeler atlatır savaş meydanında,
tuvale çizilmiş bir Hüma’nın akrofobisidir
apoletlerimin omzumdaki dayanılmaz ağrısı.
– şehir nefes alıyor yüzün güze çalınca, elinde hep bir nar ağacı kokusu.








































