Gece Modu

 

“Ya Barbarlık Ya Sosyalizm!”

 

Almanya, Avusturya ve Rusya arasında bölünen Polonya’nın, Rus işgali altında olan bir bölgesinde 5 Mart 1871’de dünyaya gelmiş Polonyalı Yahudi bir kadındı Rosa Luxemburg. Beş yaşında geçirdiği bir kalça hastalığı nedeniyle bir bacağı diğerinden kısaydı. Parlak, çalışkan bir öğrenciydi. Henüz çok genç yaşlarda ülkesinin kurtuluş mücadelesinin içinde yer almıştı. Katılmış olduğu gençlik örgütünde yaptığı muhalif faaliyetler onun başını derde sokmuş ve tutuklanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Henüz on sekiz yaşında olan Rosa, bu tehlikenin belirdiğini fark ettiği anda Almanya’nın Zürich kentine yerleşmiş orada eğitimine devam etmişti. Zürich Üniversitesi’nde felsefe eğitimi görmüş bunun yanında politika edebiyat ve sanatla da ilgilenmişti. Bütün bunları yaparken aynı zamanda sürgün edilen diğer Polonyalı devrimcilerle birlikte örgütlenme çalışmalarına da devam etti.  Zekâsıyla, öngörüleriyle, dünya sorunlarına kafa yorma biçimi ve çözüm odaklı olma kabiliyetiyle çoğunluğu erkek olan devrimciler arasında oldukça dikkat çekiyor ve bütün ilgiyi üzerine topluyordu. Rosa için bir Polonyalı ya da bir Yahudi ya da bir kadın olmak; bunlar önemli değildi. Onun için önemli olan devrim ve sosyalizmdi. Genç yaştan itibaren bu idealine ulamak için çok çalıştı. Onun döneminde bu hedef bir hayalden ibaret değil aksine gerçekçi ve ulaşılabilir bir hedefti.  Öte yandan Polonya’nın Rusya’ya karşı ayaklanma teşebbüsleri de onun hiç dikkatini çekmiyordu. Ona göre “Bağımsız bir Polonya ne işe yarar ki, önemli olan halkların kardeşliğiydi.”

“Marx’ın dünya görüşü gibi onun temel yapıtı da her zaman geçerli ve nihai gerçeklerin ifadesi olan bir kutsal kitap değildir; aksine gerçeği bulma savaşında ve araştırmalarında ileriye dönük  zihinsel çalışmaları esinlendiren tükenmez bir kaynaktır.”

Siyasi yaşamda oldukça aktif hale gelmeye başlayan Rosa aslında çok çetrefilli bir yola girmişti. Zürich Üniversitesi’nde eğitime başladığı yıllar ona bunu göstermişti. O dönemde genç bir kadının unvan alması kolay değildi. Fakat o bunun farkında olmasına rağmen daha da zor olanı seçmiş ve kadınlara neredeyse tamamen kapalı olan bir alana politikaya atılmıştı. Doğmuş olduğu topraklarda değil üstelik okuduğu ülkede Almanya’da yapmıştı bunu.  Çünkü Sosyal Demokrat Partisine (SDP)  girmişti ve bu parti Almanya’nın en büyük muhalif partisiydi ve Avrupa’nın en güçlü örgütüydü. Bir işçi sınıfı temsilcisi ve Marksist olan bu partide, Luxemburg önde gelen teorisyenlerden biriydi. Bunun yanında bakıldığında Luxemburg bir enternasyonalistti. Rusya’da, Avusturya’da, Almanya’da sosyalist partilerin kurulmasına yardımcı olmuş ve onlarla beraber mücadele dahi etmişti.

Luxemburg SDP’ de öne çıkan bir figür haline gelmesinde aldığı tarihi kararlar ve tutumların da çok büyük bir etkisi vardı. Savaş kredilerine evet oyu veren arkadaşlarına şiddetle karşı çıkması ve ülkesinin benimsediği burjuvazi politikalarını desteklememesi  buna örnek olarak verilebilir. Öte yandan o dönem Sosyal Demokrat Parti’sinin ciddi değişimler yaşadığı bir dönemdi. Parti kendi içinde bölünmüştü. Partinin sağ kanadı, sosyalizmin parlamenter sistemin içinde kurulacağı iddiasındayken, sol radikaller kısmı ise devrimi savunuyordu. İşte Rosa Luxemburg tam olarak bu kanatta yer alıyordu. Luxemburg ve arkadaşları için işler giderek zorlaşıyordu. 1914 başlarında Avrupa’da yükselmeye başlayan milliyetçilik, karşılıklı düşmanlık ve silahlanma yarışıyla beraber Luxemburg işe koyuldu.

Irzına geçilmiş kirletilmiş kanda yuvarlanan pislik akan; işte burjuva toplumun hali bu.

 

1912’de yapılan seçimler ile Almanya İmparatorluk Meclisi Reicshstag’da en büyük parti olan Sosyal Demokrat Partisi, üstlerini saran bir savaş bulutu ile parti içindeki ayrımı çok net göz önüne çıkarmışlardı. Almanya’nın Fransa’ya karşı 3 Ağustos 1914’te ilan ettiği savaşla birlikte Reicshstag’da yapılan savaş kredileri oylamasında SDP’den birçok milletvekilinin evet oyu vermesi Rosa ve birkaç partili yoldaşını çok sinirlendirmişti. Özellikle Rosa bu olayın üstüne intihar etmeyi bile düşünmüştür. Bunun yanında şunu da belirtmek gerekir ki Rosa büyük bir siyasi önder olmasına rağmen bu oylamada oy kullanan milletvekilleri arasında yoktu çünkü henüz kadınlara oy hakkı verilmemişti.  Kadınlara oy hakkı 30 Kasım 1918’de tanınmıştı. Bütün bu siyasi yaşamı devam ederken bir noktaya da dikkat çekmek gerekir. Dönemin sosyalist önderleri arasında tek kadın Rosa Luxemburg’du

 

Özgür insan, başka türlü karar verme imkânı olan insandır.

Savaş Kredilerine evet oyu verilmesiyle beraber çok kısa bir zaman sonra Luxemburg, Leo Jogiches, Karl Liebknecht ve arkadaşları ülkelerinin burjuvaziyi destekleyen politikalarını reddederek Sosyal Demokrat Partiden ayrılmışlar ve Spartacus Cephesini kurmuşlardı. Tabi bu savaş yıllarında Rosa Luxemburg birçok siyasi suçtan dolayı hapishanede yatmıştı. 9 Kasım 1918’de hapishaneden çıkarıldı. Bu süreçte Almanya’nın toplumsal havası değişmiş gibi duruyordu. Rosa arkadaşlarının yanına döndükten çok kısa bir süre sonra Berlin’de Kızıl Bayrak denilen bir gazete yayımlamaya başladılar. Sesleri giderek daha çok yayılıyor başlattıkları isyan girişimleri ayaklanmaları da beraberinde getiriyordu. Rosa Luxemburg, devrim için henüz erken olduğunu düşünüyordu ancak arkadaşları aynı fikirde değildi. Bu dönemde yaşanan en büyük gelişmelerden biri de Ocak 1919’dan itibaren çıkan isyanların eski partileri olan Sosyal Demokrat Parti iktidarına karşı olmasıydı.

Ne var ki başlatılan ayaklanmalar başarısız olmuş ve Almanya Devrimi yenilgiye uğramıştı. Aslında artık giderek sona yaklaşılıyordu. 14 Ocak ‘da Kızıl Bayrak gazetesinde devrimin ezilişiyle ilgili şu sözleri yazmıştı Rosa; “ Berlin’de düzen yeniden sağlandı. Ey aptal uşaklar sizin düzeniniz kum üzerine kurulu. Yarın devrim yeniden yükselecek ve bağıracak: Vardım Varım Var olacağım!”  15 Ocak 1919 gecesi Berlin’de Eden Oteli’ne bir baskın düzenlendi. Rosa otelden çıkarılıp arabaya bindirilerek Landwehr Kanalı’na doğru yola çıkarıldı. Kanala geldiğinde şakağına silahla ateş edilip öldürüldükten sonra kanala atıldı.

Zalimce katledilen Rosa Luxemburg bir kadının sınırları olmadığını, iradesiyle neler yapabileceğini, ne kadar güçlü olabileceğini, pranga haline gelen toplum kuralları, gelenek ve göreneklerin zincirlerinden nasıl kurtulabileceğini yansıtan güçlü bir figürdür.

 

 

KAYNAKÇA

 

GÜR Ayşen, Rosa Luxemburg: Sosyalizmin En Saf Hali,Tarih Dergisi; Sayı 56, sf 74-75-76-77

www.youtube.com// Rosa Luxemburg Kimdir?

www.wikiquote.org/ Rosa Luxemburg Alıntıları

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin