Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Sevgili Marwan,

Çocukluğun uzun yaz dönemlerinde, senin yaşında bir oğlanken amcaların ve ben Humus şehrinin dışında, büyükbabanın çiftlik evinin çatısına şiltemizi sererdik.

Sabahları zeytin ağaçlarının heyecan verici esintisi içinde, büyükannenin keçisinin melemeleri, pişirme kaplarının şıngırtısı, havanın serinliği ve doğuya doğru hurmanın soluk bir kenarı gibi güneşe uyanırdık.

Yürümeye yeni başladığında seni oraya götürdük. Bende annenin o geziden bariz bir şekilde iz bırakmış hatırası var. Sana yabani çiçeklerin uçtuğu bir tarlada otlayan bir inek sürüsü gösteriyorum. Keşke o kadar genç olmasaydın.

Çiftlik evini, onun taş duvarlarının isini, amcanlarla bin tane çocuk barajı inşa ettiğimiz dereyi unutamazdın.

Keşke Humus’u benim gibi hatırlasaydın Marwan. Onun hareketli, eski kentinde, Müslümanlar için bir cami, Hristiyan komşularımız için bir kilise ve altın kolyeler, taze ürünler, düğün elbiseleri üzerine pazarlık yapmamız için büyük bir çarşı… Keşke yağda kızarmış içli köfte kokan kalabalık yolları ve saat kulesi meydanının etrafında annenle birlikte yaptığımız akşam yürüyüşlerini hatırlasaydın.

Ama o hayat, o zaman, bana bile, uzun zamandır çözülmüş dedikodu gibi, şimdi bir düzmece gibi görünüyor. İlkin protesto gösterileri geldi. Sonra kuşatma. Gökler bombalar tükürüyor. Açlık. Definler.

Bunlar senin bildiğin şeyler. Bombanın açtığı çukurun bir yüzme deliğine dönüşebileceğini biliyorsun. Koyu kanın parlak olandan daha iyi bir haber olduğunu öğrendin. Beton, tuğlalar ve açıkta kalmış kirişlerdeki dar aralıklar boyunca, karanlıkta parlayan güneşli cildin küçük üçgen parçalarında, annelerin, kız kardeşlerin ve sınıf arkadaşlarının bulunabileceğini öğrendin.

Annen bu gece burada Marwan, bizimle, bu soğuk ve mehtaplı kumsalda, ağlayan bebekler ve bizim konuşmadığımız dillerde endişelenen kadınlar arasında. Afganlar ve Somalililer, Iraklılar, Eritreliler ve Süryaniler. Hepimiz gün doğumu için sabırsızlanıyoruz, hepimiz korkuyoruz. Hepimiz ev aramaya çalışıyoruz. Duydum ki davetsiz olduğumuz söyleniyor. Biz hoş karşılanmıyoruz. Talihsizliğimizi başka bir yere götürmeliyiz. Ama gelgitte annenin sesini duyuyorum ve kulağıma fısıldıyor: “Ah, ama eğer onlar benim canımı gördülerse! Sahip olduğun şeyin yarısını bile. Eğer sadece gördülerse onlar. Kesinlikle daha nazik şeyler söyleyebilirler.”

Bu üç çeyrek ayın parıltısında senin profiline bakıyorum, oğlum, kaligrafi gibi kirpiklerin samimi uykuda kapandı. Sana dedim ki, “Elimi tut. Kötü bir şey olmayacak.” Bunlar sadece kelimeler. Bir babanın hileleri.

O babanı katleder, senin inancın ona.

Çünkü bu gece düşünebildiğim tek şey, denizin ne kadar derin, ne kadar muazzam ve ne kadar ilgisiz olduğu. Seni ondan korumak için ne kadar güçsüzüm. Tek yapabildiğim dua. Kıyılar gözden sıyrıldığında ve biz yükselen sularda önemsiz bir şey olduğumuzda, alabora olup kolayca yutulduğumuz zaman Allah’ın gemiyi doğru yönlendirmesi için dua edelim. Çünkü sen, sen kıymetli bir yüksün Marwan, şimdiye kadar ki en değerli yük.

Dua ettiğimi deniz biliyor.

İnşallah.

Nasıl dua ettiğimi deniz biliyor.

Hikâye: Aylan bebek (Alan Kurdi) anısına Afgan yazar Khaled Hosseini tarafından bir babadan oğluna mektup tarzında yazılmış kısa hikâye

Çeviren: Mücahit Enes Coşkun

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin