Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



0Sinemada renk kullanımı, filmin ve hikayenin anlatımı için temel ögelerden biridir. Hatta renkler film dünyasına öylesine yerleşmiştir ki, bir sonraki sahnede ne olacağını ya da sahnenin ne gibi duygularla ilişkin olduğunu izleyici olarak kullanılan renklere dayanarak tahmin yürütebiliriz. Mesela pembe rengi çoğu zaman güzelliği, aşkı, masumiyeti ve hafifliği temsil eder ve bunun en iyi örneğini Wes Anderson‘ın The Grand Budapest Hotel (Büyük

The Grand Budapest Hotel, Wes Anderson (2014)

Budapeşte Oteli) filminde görürüz. Öteki yandan mavi rengiyse soğukluk, melankoli, izolasyon gibi depresif duyguları çağrıştırır ve bu gibi duyguları Alejandro G. Inarritu‘nın The Revenant (Diriliş) filminin atmosferinde mutlaka hissetmişsinizdir. Yönetmen Brian De Pelma ise, 1976 yapımı Stephen King’in aynı isimli kitabından uyarlama filmi Carrie‘de sık sık kırmızı rengini kullanarak seyirciyi ikaz eder; tehlikeyi, öfkeyi ve şiddeti yoğun bir şekilde izleyiciye aktarır.

 

Tarihte ilk renkli filmler, siyah beyaz filmleri boyaya yatırıp renklendirilmesi süreciyle ortaya çıkmıştır. Bu yüzden renk skalası oldukça azdı ve genellikle sahneler arası kontrast yaratmak için kullanılırdı. Örneğin Hollywood’un ilk uzun metraj filmi olan The Birth of A Nation filminde yönetmen D.W. Griffith, filmin zirve noktalarında kırmızı rengine başvurur. Amerika’da İç Savaş sonrası kurulan ırkçı bir örgüt olan Ku Klux Klan’ın gösterildiği sahnelerde kullanılan kırmızı rengini izleyici yaklaşan tehlikenin varlığıyla ilişkilendirir ve film boyunca ne zaman kırmızıya boyanmış sahneyle karşılaşsa gerilimi hisseder. Aynı şeyi renk aranjmanında usta olan Stanley Kubrick‘in 1968 yapımı 2001: A Space Odyssey

2001: A Space Odyssey, Stanley Kubrick (1968)

için söylemek de mümkün. Filmin kötü karakteri olan HAL 9000’ün “kırmızı gözleri” izleyiciyi rahatsız eder ve gerginliği artırır. Dave’in HAL 9000’i devre dışı bıraktığı sahnede de yine aynı şekilde kırmızı ışık kullanılmıştır. Kızıl gözlü bilgisayar tehditler savururken baş karakterimiz kırmızı yansımanın altında gerginlikle devre dışı bırakma işlemini sürdürürken istemsiz bir şekilde korkarsınız ve Dave’in “cehennem”den çıkmasını beklerken gerilirsiniz.

 

Carrie balo için hazırlanırken.

Arkadaşları tarafından dışlanan, aşırı dindar ve dayatmacı olan bir anneye sahip olan Carrie’nin hikayesini anlatırken de De Pelma kırmızı renginin gücünü kullanır. Carrie psişik güçlere sahiptir ve git gide daha çok farkına varır bu gücün. Bir erkek tarafından mezuniyet balosuna davet edildiğinde her şeyin yoluna girmeye başladığını düşünür. Nihai gün gelip çattığındaysa hevesli bir şekilde hazırlanışını izleriz Carrie’nin. Kendine güzelliğini ortaya çıkaran pembe renginde bir elbise almıştır ve annesi elbisesini gördüğünde, “Kırmızı. Kırmızı giyeceğini bilmeliydim.” der. Elbisenin kırmızı olmaktan çok uzak olduğunu izleyici olarak biz, bir terzi olarak da Margaret çok iyi bilmektedir aslında. Ancak, Margaret elbisenin pembeliğinde bir “masumiyet” göremez ve üstüne sinecek şeytani kırmızıyı ön görür. Bu ön

Carrie, Brian De Pelma (1976)

görüsünün haklı çıktığını, Carrie’nin mezuniyet balosunda kafasından aşağı “şaka olarak” domuz kanı dökülüp çıldırmasıyla salondaki herkesi öldürünce anlıyoruz. Margaret’ın ruhaniliği, yaklaşan vahşeti kehanet eder ve “kırmızı” imasıyla bu şekilde izleyiciyi uyarır. Aynı zamanda, Carrie’nin balo salonundaki herkesi vahşice katlederken yükselen gerilimle beraber her şey kırmızıya bürünür. Güzel pembe elbisesiyle mutlu bir şekilde girdiği balo salonundan, katlediği okul arkadaşlarının ve öğretmenlerinin kanıyla kırmızılaşmış elbisesiyle çıkar Carrie. Tıpkı annesinin ön gördüğü gibi.

Carrie balo salonundan çıktıktan sonra

Filmlerin renkli olarak üretilmeye başlamasından sonra, sinema dünyasına renk kullanımında psikolojik bir derinlik de beraber gelmiştir. Önceden de bahsettiğim gibi, filmlerde nasıl pembe renkli objeleri genellikle masumiyet, aşk ve güzellikle istemsizce bağdaştırıyorsak geri kalan tüm renklerde de aynı sembolizmi yakalamamız oldukça kolay. De Pelma, kızıllığın vahşetini Carrie’de o kadar ustalıkla kullanmış ki, eminim filmi izledikten çok sonra filme dair bir şeyler düşündüğünüzde aklınıza ilk gelen bu rengin güçlendirdiği sahneler olacaktır. Bu da yönetmenin renk kullanımında ne kadar etkin olduğunu kanıtlar nitelikte. Eski korku-gerilim filmlerine ilginiz varsa, özellikle de Stephen King tarzı gerilimler ilginizi çekiyorsa mutlaka Carrie’yi izleyin ve De Pelma’nın yorumunu kendiniz deneyimleyin. Şimdiden iyi seyirler!

*Carrie’nin başka bir yönetmen tarafından yeniden çekildiği 2013 yapımı da mevcut. Benim fikrimce ilk yapımı kadar başarılı değil, siz mutlaka 1976 yapımını izleyin derim.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin