Daha Az Bilinen Yönleriyle Piyâle’den Acılar

Yazarın Diğer Yazıları

Savaşlar Neden Gerçekleşmiyor?

Artık savaşlar bizler için gerçekleşmiyorlar, fantazimizin ve epik film/video oyunu sahnelerinin zihnimizde doldurduğu boşluk, birçok insan için savaşın yerini tutuyor. Bundan dolayı insanlar bir...

Sosyalleşen Narsizm: İstanbul’un Mahzenlerine Berber Sokmak

Pandemi sürecinde yaşanılan can güvenliği ve ekonomik güvence gibi sorunlar, daha önceleri kriz olarak adlandırılan, devletlerin içinde bekâ meselesi olarak konuşulan birçok konudan daha...

Iskarta Hayatlar: Bauman’ın Gözünden Mülteci Krizi ve Avrupa

Leeds Üniversitesi’nde çalışırken üç yıl önce hayata gözlerini yuman ve günümüze Akışkan Modernite’yle bakmamızı sağlayan Zygmunt Bauman, keskin bir şekilde gözlemlediği ve açıkladığı göç...

Tanrı’yı Oynamak: Hiper-Gerçeklik ve Jurassic Park

Jurassic Park, Michael Crichtom tarafından yazılan aynı isimli kitabın 1993 yılında Steven Spielberg tarafından beyaz perdeye başarılı bir şekilde aktarılan uyarlamasıydı. Başrollerinde Sam Neill,...
Avatar
Onur Tuğrul Karabıçak
Ayırıcı sosyolojik tanı birimi.

Annemle karanlık geceler ba’zı çıkardık

Boşlukta, denizler gibi yokluk ve karanlık

Sessiz uzatır tâ ebediyete kollar…

Hâlihazır zaman üç yönlüdür: durduğunuz nokta, ardınız ve önünüz. Hâşim Sensiz şiirinde geçmişe gidiyor ve geldiği yerden önünde korkunç bir acı olacağını biliyor. Huzuru hissediyor lakin sonrasında büyük bir yoksunluk gelecek; bunu da biliyor ve hissediyor. 

Bir hasta kadın, Dicle’nin üstünde her akşam

Bir hasta çocuk gezdirerek, çöllere gül-fâm (gül renginde)

Sisler uzanırken, o senin doğmanı bekler.

- Advertisement -

Çalkantılı ancak kendisi etrafında dönen bir oyun bu. Annesini çocukluğunda kaybetmiş, karşılıksız sevgiyi ve şefkati o zamanlarda yitirmiş ve onu arayan, onu özleyen, geri kalandan mümkün mertebe kaçan bir şairin oyunu. Işığını genelde geçmişe tutar. Geleceğe yahut başkalarına tutmaz ışığını, özlediği ancak asla ulaşamayacağı anlarına gitmek ister, gidemez. Asla gidemeyecektir: Önünde ebediyete uzanmış bir karanlık vardır. Bazen O Belde şiirindeki gibi daha fazlasını istediği ütopyalar kurar. Tepkilidir: 

Sana yalnız bir ince tâze kadın

Bana yalnızca eski bir budala

Diyen bugünkü beşer,

Bu sefîl iştihâ, bu kirli nazar,

Bulamaz sende, bende bir ma’nâ, 

Çünkü acı, insanı daha iyisini istemeye iter, insanlara hayaller kurduran ve anılarını hayalleriyle harmanlayan şeyler travmalarıdır: Haşim çocuk yaşta annesini kaybetmiştir.

O fulü anılarda sınırlar genişlemiş, ürperti çökmüştür. Şimdi o anılar Haşim’e ne kadar uzak iseler ‘yokluk ve karanlık’ da kollarını öyle ebediyete kadar uzatır. Keder ve elemle arasındaki bu bağ adeta gerçek dünyaya bir köprüdür.

Kendi dünyası ana rahmi gibi güvenlidir ve orada yalnız da değildir. Onun küçüklüğü karşısında sonsuz görünen dünyadan duyduğu ürpertiye inat, annesi ona güven verir.

Ana rahmine dönüş eğilimlerinden biri su tasavvurudur. Su, Carl Gustav Jung’a göre kişiye bulamadığı huzuru ve bireysel özgürlüğü verecek olan ana rahmidir. Keza Bauman’a göre ana rahmi müthiş bir izoledir ve kişiyi kendi benliğiyle baş başa bırakır. Kaldı ki bunu Ahmet Haşim’in bütün şiirlerinde bir eğilim olarak görüyoruz. Dahası, günümüzdeki eğilimlerin bir benzerini yaşayan Hâşim, kendi kesinliklerini birilerine boca etmek değil, hayattan bir anlam sezmek derdindedir.

Hayatı hep yarım yaşamıştır, ‘ebediyete kadar’ kollarını uzatan belki de bu eksikliğin sonsuza kadar süreceği bilinci olmalıdır.

Gûyâ o zaman, bildiğimiz yerdeki yollar

Birden silinir, korkulu bir hisle adımlar,

Tenhâ gecenin vehm-i muhâlâtını dinler…”

(vehm-i muhalat: kuruntu)

Hasta annenin yanında, elini annesi tutmasa hiçbir yolda düz gidemeyecek, kaybolacak bir masum çocuk düşünün. Her şeyi annesiyle seyreder, bir yolu yoktur başka, gecenin karanlığında korkmuştur. Yol bütün bir ömrün meçhullüğünü de ihtiva eder, yolun ucu görünmez, şiirde de sınırı konmamıştır. 

Yüksekte semâ haşr-i kevâkible dağılmış, (yıldız kümesi)

Yoktur o sükûtunda ne rü’yâ, nevâziş; (okşama)

Bir sâ’ir-i mechûl-i leyâlî gibi rüzgâr, (gecenin meçhul bir yolcusu gibi rüzgar)

Hep sisli temâsiyle yanan hislere çarpar.

Yıldız, Paracelsus’a göre insanı kendisi yapan arketiptir. Yıldızlı gök, şairin kendi aslıyla bezediği bir atmosfere dönüşüyor. Hâşim, kendi içindeki bir dünyayı sunuyor, anılar artık Hâşim’lenmiş durumda. Bize doğrudan bahsetmese de, tabiatta sezdiklerini bizlere sezdiriyor.

Tanpınar’ın da dediği gibi Hâşim, ‘’İşte bu zarf, bunun içini istediğin gibi doldur. Benimkiyle aynı olmasa bile benzeyen şeyleri duyacaksın!’’ diyor bizlere.

Anılarına kendi iç dünyasını karıştırıyor. Tabiatın onda bıraktığı intibaları ekliyor ve ortaya bir hayal, duyuş ve seziş şiiri çıkıyor.

Herkesin kesin yargılarından rüzgar misali kaçıp geceleri yaşayan Haşim’i derin derin hissediyoruz. Rüzgar belirsiz hislerle yüzümüze çarpıyor.

Biliyoruz ki bugünlerde bizler de gökte yıldızlar gibi yalnız ama ümitli hissediyoruz.

Onun müzik ve anlam ile, eşya ve ışık ile sezdiklerini biz de ikilemlerle seziyoruz:

Yarı yoldan ziyâde yerden uzak,

Yarı yoldan ziyâde mâha yakın. (ay)

Ahmet Hâşim, Piyâle, Yapı Kredi Yayınları

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...

Kadınca Bilmeyişlerin Tek Adı: Tante Rosa

     "Nerede olursa olsun, kadınları birbirine ortak eden tek bir şey vardır: Hayat!" 1966-1968 yılları arasında Dost dergisinde yayımlanan Tante Rosa, sonraki yıllarda kitap...

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Aydınlığı Bir Ucundan Olsa Bile Gören Kadın: Sevgi Soysal

"Hayat bir denizdir, yüzme bilmeyen boğulur." "Korkma, aydınlığı bir ucundan da olsa görenlerin işi değil korkmak." Sadece yarından konuşmak isteyen; kuru dallardan, kurumaya yüz tutmuş öz...

Dogma 95: Breaking The Waves

Dogma 95 Nedir ?  Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg tarafından başlatılmış bir film yapım hareketidir. Hollywood sistemine karşı olan, sinema sanatında hikaye anlatım tarzının...