Dağların ve Seyahatlerin İlhamıyla Besteler: Hania Rani

Yazarın Diğer Yazıları

Bir Yüreklendirme: Mutsuz Olmak | Kitap İncelemesi

"Kim istemez mutlu olmayı Ama mutsuzluğa da var mısın?" Cemal Süreya Pandemi nedeniyle günlük yaşamlar neredeyse tamamen değişmişken her yerde "şunları yaparak evde mutlu ol" gibi...

Bir Dönemin Belleği: Kent Müzeleri

“Gerçek müzeler, Zaman’ın Mekân’a dönüştüğü yerlerdir.” Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk Müze kavramı TDK tarafından “Sanat ve bilim eserlerinin veya sanata ve bilime yarayan nesnelerin saklandığı, halka gösterilmek...

Hatıralarla Yüzleşmenin Hikayesi: Kaybolan | 27 Alıntı

Günümüz Türk edebiyatının sevilen kalemlerinden olan Tarık Tufan eylül ayı itibariyle yeni kitabı Kaybolan'ı biz okuyucularıyla buluşturdu. Doğan Kitap etiketiyle basılan kitap Hakan, Hakan'ın...

Oğuz Atay’dan Hikayeler: Korkuyu Beklerken | 22 Alıntı

Edebiyatımızın en önemli isimlerinden biri hiç şüphesiz Oğuz Atay'dır. Yaşadığı dönemde tam olarak hak ettiği değeri görememiş olsa da her eseriyle okuyuculara eşsiz bir...
İrem Nur Kaya
İrem Nur Kaya
“Yarayla alay eder yaralanmamış olan”

“Doğup büyüdüğü Varşova ve okuyup çalıştığı Berlin’deki iki farklı hayatında duru müzikal kimliğini bulan, piyanist, besteci ve müzisyen.” 

Bu yazımızı okurken aşağıdaki videoyu açıp bir yandan da bir şarkısını dinlemenizi tavsiye ediyoruz!

 

Sizi bulunduğunuz mekandan koparıp bambaşka seyahatlere çıkaran şarkılar vardır. Ve bu seyahatlere çıkmanız için şarkının illa sözlerinin olması gerekmez. Hania Rani de bu anlamda besteler yapan ve albümünü başından sonuna kadar dinlemeye doyamayacağınız bir piyanist. Şimdi bu genç kadın piyanist ve besteciyi birlikte tanıyalım.

Hania Rani Kimdir?

Polonya’nın kuzeyinde Gdańsk’te doğan Hania, annesinin yönlendirmesiyle 7 yaşında müzik okuluna başlamış. Oradaki sınavları geçerek piyano sınıfına kaydolduğunu ve 10 yaşına geldiğinde profesyonel bir piyanist olma kararı verdiğini söylüyor bir röportajında.* Özellikle klasik müzik ve caz türlerinde önemli müzisyenlerin olduğu Polonya’da büyüyen besteci müzikal anlamda yetiştiği yerden beslenmiştir. Doktor ve mimar ebeveynleri sayesinde müzik, sinema ve mimari ile dolu bir çocukluk geçirdiğini söylüyor. Sosyal medya hesabını takip ettiğinizde bu birikimi görebiliyorsunuz.

- Advertisement -

Polonya’nın en eski ve en büyük müzik okulu olan The Fryderyk Chopin University of Music‘te eğitim gören Rani, Chopin yarışmasında yer alma hayaliyle büyüdüğünü belirtiyor. Müzik okulunda caz ve elektronikle tanışıyor ve farklı türleri karıştırıp ilgi alanlarını genişletiyor. Kendi anlatışıyla “Chopin & Schostakovitch’i Dave Brubeck ve Moderat ile karıştırdı” Yaylı, piyano ve elektronik aranjmanlarını hazırladığı dönemde Christian Löffler, Hior Chronik ve Dobrawa Czocher gibi isimlerle birlikte çalısma fırsatı yakaladı. Berlin’deki Funkhaus’ta, Varşova’daki National Philharmony’de ve Londra’daki The Roundhouse’ta gerçekleşen prestijli etkinliklerde müzisyen olarak sahne aldı.

İlk Albüm

Farklı iş birliklerinin ardından piyano tutkusunu yeni bir boyuta taşıdı ve ‘kendisi’ olarak 5 Nisan 2019’da ilk solo albümünü çıkardı. Albümün ismi İzlanda Reykjavik’te bir dağın adından geliyor: Esja. Minimalist albüm 10 şarkıdan oluşuyor. Bu albümle Polonya müzik endüstrisinin Grammy’si olan Fryderyki’de 5 dalda aday gösterildi, aynı zamanda da Empik Bestseller’da müzik kategorisinde yılın keşfi ödülünü aldı. İstanbul dahil olmak üzere birçok şehri gezdiği bir turne gerçekleştirdi.

İkinci albümü Home’u ise 29 Mayıs’ta bizlerin beğenisine sunacak.

Albümü buradan dinleyebilirsiniz.

Diğer Çalışmalar

Solo albüm ve yanında çaldığı müzisyenler dışında Piotr Domalewski’nin yönettiği I Never Cry filmi ve Michał Zdunik’in Nora isimli oyunu için beste yapmıştır. Ayrıca Miu Miu’nun Woman’s Tale isimli kısa filminin soundtrackinde ‘Eden’ kullanılmıştır. Dobrawa Czocher ile birlikte çıkardıkları BiaĹa Flaga isimli bir albüm bulunmaktadır. 

(3.40’tan itibaran Eden’ı dinleyebilirsiniz.)

Çalışma Stili ve İlham Kaynakları

Doğaçlamayı ve denemeler yapmayı seven Hania, zamanla beklenmeyen notalardan korkmamayı da öğrendiğini söylüyor. Kayıt sürecini seven bestecinin şanslı olduğu konulardan biri arkadaşı Piotr Wieczorek’in ses teknikeri olması. Çalışırken enstrümanın verdiği ipuçlarını takip ediyor ve notalarla anı yakalamaya çalışıyor.

Max Richter, Esbjorn Svensson, Miles Davis, Nils Frahm, Murcof, Portico Quartet, Agnes Obel gibi bestecilerden ilham alıyor. Babasının mimar olmasının bir avantajı olarak sanatla iç içe büyüyen Rani mimariden, İzlanda ve Bieszczady Dağları’na yaptığı seyahatlerinden, duygulardan ve kısaca hayatta yaşadığı her anda olup bitenlerden besleniyor. Müziği ve diğer dalları ayrı görmediği gibi kendisinin de müziğiyle bir bütün olduğunu söylüyor.

“Renkleri, havayı hissedebiliyorum – tıpkı fotoğrafçılıkta olduğu gibi. Görüntü yeterince güçlü ise, sesler çok hızlı bir şekilde ortaya çıkar ve kafamda sıkışmış doğru görüntüyü oluşturmaya çalışır. Müzik mekânı dolduruyor, müzik yeni dünyaları, yeni mekânları getiriyor.”

Henüz yolun başında olmasına rağmen tutkusu ve çabalarıyla otoritelerden ciddi puanlar alan Hania Rani’nin çok daha iyi yerlere geleceğini düşünüyoruz. Dağların vahşiliğiyle zarafetini buluşturan piyanistin yeni bestelerini heyecanla bekliyoruz.

 

Neels Castillon’ın yönetmenliğini yaptığı F Major klibini ise sona sakladık. Büyüleyici atmosferin ve ilham veren bestenin tadını çıkarın. Tüm şarkılarını dinlemeyi de unutmayın tabii!

 

Kaynakça:

 

 

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...

Kadınca Bilmeyişlerin Tek Adı: Tante Rosa

     "Nerede olursa olsun, kadınları birbirine ortak eden tek bir şey vardır: Hayat!" 1966-1968 yılları arasında Dost dergisinde yayımlanan Tante Rosa, sonraki yıllarda kitap...

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Aydınlığı Bir Ucundan Olsa Bile Gören Kadın: Sevgi Soysal

"Hayat bir denizdir, yüzme bilmeyen boğulur." "Korkma, aydınlığı bir ucundan da olsa görenlerin işi değil korkmak." Sadece yarından konuşmak isteyen; kuru dallardan, kurumaya yüz tutmuş öz...

Dogma 95: Breaking The Waves

Dogma 95 Nedir ?  Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg tarafından başlatılmış bir film yapım hareketidir. Hollywood sistemine karşı olan, sinema sanatında hikaye anlatım tarzının...