Gece Modu

Solup giden otlar arasında kalan o tek canlı çiçek gibi, şiiri kelimelerin farklı boyutlardaki yansıması haline getiren şair Didem Madak!  Asıl mesleği avukatlık olup, dosyalara sığmayacak şeyleri şiir haline getiren birini sevince kıpırdayan her şiiri, kahverengi bir çaydanlıkta saklayan güzel insan.

 

“Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi

Tırnaklarıyla düzeltemiyor insan.”

Demişti bir şiirinde. Oysa ben onun yazgısını düzeltip  ruhuna yakışır bir kader yazabilmeyi dilerdim.

 

Şiirle ilgili düşüncelerini bir söyleşide şöyle ifade etmiş; “Hayatımla ve bir kadın oluşumla ilgili çözemediğim bazı meselelerim var. Bütün bunlar yokmuş gibi davranıp kitabi şiirler yazamam. Şiirlerim ütüsüz ve buruşuk gezdirdiğim ruhumun diyeti bence. Bu yüzden hepsi benden parçalarla dolu. Bu yüzden biraz ‘kadınsı’, durup dururken şiirler.”

 

“ey beni dili kesik bir korku filmine esas kız yapan hayat!
bak küfrün sokaklarında lambalar yandı. ben sesleri birbirine uyduğu
için yalnızca perşembeleri endişelenen bir şair değilim. bilesin
ki devamlı endişeliyim.”

Hayatın esas kızı, esaslı rollerin yegane kederlisiydi. Bir kere bile şikayet etmedi acılara, şiirleriyle gülümsedi acıya, acıların güzelleştirdiği en güzel şarkıydı Didem.

Şiirlerini telaşlı, alelacele görüyor ve sade-olabildiğine kadife yazıyor tüm dizeleri Madak. Kullandığı dilde aslında içini okumak da mümkün. Bazı şairler –nasıl başardıklarını asla anlayamadım- her şiirde farklı bir mimikle bakıyor. Didemde hep buruk bir sevincin mahcup gülümsemesi. Bundandır samimiyetinin böyle sayfalardan taşışı.

 

“2.75 miyoptum ve çizdirmeye de hiç niyetim yoktu.
Göz görmeyince gönül kanatlanırdı insanlığa doğru.”

 

Diyor Madak… Sahiden görmeyince katlanır mıydı gönül, yoksa uyurken bile karşımıza çıkan keder hangi körlükle yok olabilirdi sorgulamış mıydı hiç ?

Didem Madak, 3 kitabıyla üçbin farklı özlem,n ellerinden tutup havaya kaldırıyor ruhumuzu. Çok sevmeleri,özlemeleri anlatıyor. Annesizliğini şiirlerinde en vakur şekilde işleyen şair, ölümden de bir ahbap olarak sıkça bahsediyor,sezdirmeden-inceden. Kızı Füsun’u,kardeşi Işıl’ı, arkadaşlarını, yeğenini bile taşıyor şiirlere ve şiirde “kadın” başrolde hep. Acıların üzülmelerin farklı bir rengini tattıran Madak, öyle gözlemlerinden çok  duyularıyla yazar adeta.Dünyayı,sokaktaki sesi,yağan yağmuru severek yazar şiirleri. Onlara sıcacık dokunur, öyle yazar. Okuyan bazen üçüncüde anlar ardındaki gizemi. Bazen de aynı satıra binbir anlam yükler..

 

Kalbimi de büyüttüm sonunda
Artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa
Kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara
Öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın.
Kalbim sanırım büyüyünce
Sokaklarda ağlayan biri olacak
Rezillik yani maviş anne!
Kalbim komik kaçacak
Kaçmaması için sen en iyisi kalbime de
Benim serüvenimden bir yer ayırt
Aman, mutsuz bir yer olmasın!”

 

Müjde şöyle anlatıyor; Ölümünden bir gün önce Işıl, hastaneye kucağında bir defterle geldi. İçinde Didem’in el yazısıyla notlar bulunan
bu defter, aslında bir ajandaydı. “Son yazdığı şiir” olarak, Işıl’a bir süre önce okuduğu şiir vardı içinde: 128 Dikişli Şiir.
Bu son şiiri bir kuytuda okuduk, son bir gece olacağını bilmeden
… Işıl, Zeynep ve ben. Bir yokluğa yuvarlanır gibiydik … O gece Hale Teyze’yle birlikte kaldık Didem’in yanında. Sabah olmak üzereydi … Hastanenin antetli kağıtlarına, fotokopi çeker gibi yazmaya başladım Didem’in emanetini. Kaybolmasından korkuyordum. Hem şiirin başını okşarsam, sanki Didem hiçbir yere gitmeyecekti…

“Kelimelerin mezarlığında gece bekçisiydim.
Dirilecekleri günü bekledim”.

 

 Demesi de boşa değil. Şimdi tüm kelimeler daha da güzelleşti.

Şairler erken ölür, bundandır şair olmaktan korkuşumuz. Şiir olup ölümsüzleşen tüm kadınlara selam olsun!

Yazıyı en sevdiğim şiiriyle bitirirsem, ruhunda çiçekler açacakmış gibi sanki… Öyleyse; açsın çiçekler…

 

Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila

Gözlerin bir yeşil fanilaydı balkonda uçuşan
Sicim yağmur taklidi
Bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan
Bardağa birkaç çiçek ıslamaktan.
Parmağımın ucunda kırmızı kenarlı bir bulut
Onu uzatırdım sana, yalnızlık gibi iri bir damla
Parmağıma düşen bir damla kandı aşk.

Seni sevince pazara çıktım sevinçten
Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan
Oturup ağladım sonra, şaşırdın.
Bu “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı.
Canımın acısıydın.
Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım.
Sevişmiştik.
Evde binlerce tespih böceğinin ayak izleri
Sevişmiştik.
Biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü
boşaltmış gibi
Seni sevince kıpırdayan her şiiri
Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum.

Sonra gittin.
Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik.
Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini
Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim.
Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine.
Sonra gittin.
Çocuk oldum bir daha, ağladım.
Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.
Kitaplar, aşk, her şey.
Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım.
Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım
Sonra gittin.
Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi.
Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.
Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı.
Söz dedim, söz verdim.
Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.
Güneşi özledim, sonra seni
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.

Sonra gittin
Gözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkonda
Sicim yağmur taklidiydi
Artık iyice inceldi.

 

Didem Madak

Didem Madak Alıntıları

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin