Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Gerçek. Hayatın her alanında, her durumda, yolda, sokakta,  şehrinizde, semtinizde belki evinizin içinde.  Korkunç yüzüyle ve bütün çıplaklığıyla gerçek. Pelin Erdoğan gazete haberleri ve yaşanmış olaylardan yola çıkarak ülkemizde ve dünyada yaşanan en çaresiz en gizli tutulan acıları gözler önüne seriyor. Kitap çok sayıda yaşanmış çarpıcı hikâyeyi, sıra dışı biçimde bizlere anlatıyor. Akrabalarının tecavüzlerine maruz kalan çocuklar, erkek bedenine hapsolan kadın hissetmenin günahının (!) bedelini ödeyenler, istemeyerek kurulan evlilikler, tecavüz sonucu doğan çocuklar, paramparça hayatların hikâyesi. Çok gerçek, fazla acı.

Yazar, kitaba başlar başlamaz kaleminin çarpıcılığıyla sizi etkisi altına alıyor. Olayların anlatımındaki duruluk, betimlemelerin zihinde yarattığı izlenimler sanki bütün bunlar olurken kapı deliğinden izliyormuşsunuz gibi bir iz bırakıyor sizde. Hikâyelerin başlıkları hikayelerin can alıcı noktalarına değiniyor. Ön yargılarınızı tamamen yıkıyor. Bunları yaşayan insanların neler hissettiklerini, verdikleri savaşı, neleri neden yaptıklarını görmenize olanak sağlıyor. Televizyonda gördüğüz insanların, kınanan insanların, acı çeken insanların ruhuna yolculuk yapmamıza yardımcı oluyor. Tecavüze uğramanın sadece kadınların değil erkeklerin de yarası olduğuna değiniyor kitap. Amcasının tacizine kurban giden erkek çocukları…  Hatta bazen bir sokak köpeğine bile. Yaşayan her canlıya her cana. Kitap olabildiğince gerçekken, verilerle de ortaya koyuyor durumun acısını. Anketlere ve belgesellere de başvurarak okuyucuya bunu daha keskin biçimde anlatıyor.

Erkek doğup ruhundaki kadınlıkla savaşmak zorunda bırakılan ince ruhların kabuslarını, içinden geleni yapamayışlarını gösterirken bizde onları anlamayı onlara destek olma hissi uyandırıyor. Köyde deli denen, hiç konuşmayan alay edilen o kızın neden konuşmadığını, tecavüz sonucu yaşadığı travmaları, toplumun tabularını yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Masum küçük bir kızın ilk aşk tecrübesizliğine, hayal kırıklıklarına ve ruhundaki derin yaralara… İntiharlara… Geride kalanlara.

Yaşanmayacak gibi şeylere değil, hepsi çok içimizden çok  bizden şeylere yer veriyor. Ufak yaştan itibaren çocuklara dayatılan hayatların büyüdüklerinde onlarda kalan izleri, kimlik bunalımları.  Ailesi uygun gördü diye evlendirilen çocuklar. Çocuklarıyla berber büyüyen o kız çocukları.  Boşanmak isteyen bir kadının ailesinin desteğini alamayışı. Kadının tek başına bütün oluşturamayışı. .. Ya annesinin yanı ya kocasının yanıydı yeri. Dünyaya tek başına gelip toprağa tek başına girecekken, yaşamı kendine ait bir evde yaşayamazdı. Yapamazdı. Toplumun kirli düşüncelerine kurban gitmekti kadın olmak. Türkiye’de kadın olmak, hayata yenik başlamak üzerine daha nice hikâye…

Annesi ile babası ayrılan çocuğun bazen anne-babadan daha güçlü olmak zorunda bırakılması. Oysa çocuklar güçlü olmak istemezler. Çocuklar annelerinin babalarının kucağında oynamak isterler, gözyaşlarını silip savaşmak zorunda kalmayı değil…

Kaderini yaşayamayan kaderinin sınırları başkaları tarafından çizilen hayatı yaşayanlar… Paramparça ruhlar ve sonsuz acının kurbanı olup yiten onca hayat. Çocukların, çocuk yetiştirmenin ne kadar kutsal bir iş olduğunu anlamaları için her anne babanın, herkesin mutlaka okuması gereken; kendinden ve hayattan izler bulabileceğine inandığım bir kitap.

Acı her yerde; kitapta da dendiği gibi…  “bu köyde, belki bu ülkenin coğrafyasının her yerinde, doğusuda, batısında ve hatta en kuzeyinde güneyinde…”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin