Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



”-Anne ve babamdan şikayetçiyim.

+Anne ve babandan niçin şikayetçisin?

-Beni dünyaya getirdikleri için.”

Kefernahum, Nadine Labaki’nin yönettiği Lübnan yapımı 2018 çıkışlı dram filmi.

Aldığı ödüller:

  • Cannes Film Festivali Juri Ödülü (Nadine Labaki)
  • Altın Portakal En İyi Erkek Oyuncu Ödülü
  • Altın Portakal Gençlik Jurisi Ödülü (Nadine Labaki)

Film Lübnan’da henüz yaşını bile bilmeyen bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Zain!

Lübnanlı kadın yönetmen Nadine Labaki’nin üçüncü uzun metraj filmi olan Kefernahaum, aslında hepimizin bildiği, gördüğü, duyduğu ancak birçoğumuzun sessiz kaldığı, değiştirmek için hiçbir şey yapmadığı sorunları konu edinmiş.

Filmde en çok beğendiğim durum ise tüm sahneler, oyuncular sanki gizli bir yaka kamerası ile çekiliyormuşçasına gerçekçi. Adeta bir film değil,bir insan belgeseli. Tüm konu, 12 yaşında bir çocuk olan Zain’in üzerinden işleniyor ve bu küçük çocuk filmin her dakikasında biraz daha devleşiyor, her saniyesinde biraz daha ‘insan’ oluyor.

Orta Doğu’nun varoşlarında, dar sokaklarında çaresizliğin, fakirliğin adeta ete kemiğe büründüğü Lübnan sokaklarında geçen bu film; mültecilerin, çocuk gelinlerin sesi olmakla kalmıyor; işlediği bu ana konuların yanı sıra vurgulamak istediği çok önemli çıkarımları da ana fikir ile o kadar güzel harmanlıyor ki, yaşadığımız dünyanın gerçekleri filmi izlerken suratımıza bir bir çarpıyor.

  

Çok çocuklu fakir bir ailenin en büyük çocuğu olan Zain’ın hayatını anlatan film, küçük kız kardeşi Sahar’ın zorla kendinden yaşça büyük biriyle evlendirilmesiyle başlıyor. Zain bu durumun yanlış olduğunun küçük yaşına ve yaşadığı ülkeye rağmen oldukça farkında bir çocuk. Karşı çıkmaya çalışsa da ailesinden gördüğü şiddet sonucu evden kaçıyor. Zain, evden kaçarak kendi hikayesini yaşamaya başladığında gördüğü her olayın onun hikayesini değiştireceğinden habersiz. Tesadüfen karşılaştığı Etiyopyalı kadının Zain’e acıyıp evine alması ile Zain’in bir de siyahi erkek kardeşi oluyor. Kaçak yaşamakta ve çocuğunu gizli saklı büyütmekte olan Etiyopyalı kadın, Zain’a kendi çocuğu gibi bakıyor; ta ki kadının kaçak olduğu anlaşılıp hapse atılana kadar. Kendini günlerce eve gelemeyen bir annenin küçük bebeğiyle bir başına bulan Zain, en başından beri ona yön veren, hiçbir yanlışlığa boyun eğdirmeyen vicdanı ile başbaşa kalacaktır.

Filmin ilk sahnesi aslında anlatılan olayın sonunu oluşturmaktadır. Olayın son sahneye kadar nasıl geliştiği aralarda kesilerek anlatılır. Filmdeki gerçekçi duygusallık film ile aranızda oluşan bağı güçlendirmekte ve sizi izlerken rahatsız etmektedir. Film, izlendikten sonra yaşanılan bu hayatların; burnumuzun dibinde olmasına rağmen çoğumuzun bunu unutması hatta gördüğünde kendisinin ne kadar şanslı bir hayat sürdüğünü düşünmesi için değil insanın “Ne yapabilirim?” düşüncesini en derininde hissetmesini sağlamaktadır.

”Taşıdığın çocuk benim gibi olacak”

Nadine Labaki röportajında filmin isim hikayesi için şunları söylemektedir:

Kelime aslen Fransızcadan. Kefernahum, kaos anlamına geliyor ve Fransız edebiyatında kaosu ifade etmek için kullanılıyor. İncil’deki bir köy kaotik olduğu için lanetlenmiş ve daha sonra tarihe baktığımızda  kaosu, cenehhemi, kargaşayı ifade etmek için kullanmaya başlamışız. 

”Anne babamdan şikayetçi olmak istiyorum. Yetişkinlerin beni dinlemesini istiyorum. Çocuk yetiştiremeyen yetişkinlerin çocuk yapmasını istemiyorum. Ne mi hatırlayacağım? Şiddet, aşağılama, dayak.. Zincirle,demirle, kemerle dövülme..  Burada cehennemde yaşıyorum. Çürüyen et gibi yanıyorum. Hayat bir orospudur. İyi insanlar olacağımızı ve sevileceğimizi düşünmüştüm. Ama tanrı bunu bizim için istemedi. Bizim ötekiler için paspas olmamızı tercih ediyor.”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin