Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



1) Her güzergâhın kendine özgü tuzakları vardı, sadece kıdemli taşıyıcılar bilirdi onları. Her allahın günü bir başka belayla karşılaşırdın; tecavüz, cinayet, köpek ya da bir tür delilik her an olasıydı. Kıdemliler kendi küçük sırlarını açmazlardı sana. Tek avantajları o küçük sırlardı güzergâhları ezbere bilmelerini saymazsak. Yeni biri için vahşi bir ormandı orası; özellikle bütün gece içtikten, düzüştükten ve şarkılar söyledikten sonra yatağa sabahın ikisinde girip dördünde kalkan ve her şeye rağmen işi kıvıran biri için.

2) Kaçık ve donuk insanlardan geçilmiyordu sokaklar. Çoğu güzel evlerde yaşıyor ve çalışmıyorlardı, bunu nasıl başardıklarını anlamakta güçlük çekiyordu insan. Mektuplarını posta kutusuna koymana izin vermeyen bir tip vardı mesela. Kapının önüne dikilip üç blok öteden gelişini izler, yanına vardığında elini uzatırdı.

3) Telefon, havagazı, elektrik kullanıyor, her şeyi kredi kartıyla alıyorlarsa bu benim suçum değildi. Yine de fatura geldiğinde bana bağırıyorlardı -telefon sahibi olmalarını ya da hiç peşinatsız 350 dolarlık bir televizyon almalarını ben önermişim gibi.

4)

“Hank, tahammül edemiyorum!”
“Neye tahammül edemiyorsun, yavrucuğum?”
“Duruma.”
“Hangi duruma, bir tanem?”
“Ben çalışırken senin yan gelip yatmana. Bütün komşular benim sırtımdan geçindiğini sanıyorlar.”
“İyi de, ben çalışırken sen yan gelip yatıyordun!”
“O farklı. Sen erkeksin, ben kadınım.”
“Bu iş böyle yürüyor demek, bunu bilmiyordum. Siz kancıkların sürekli eşit haklar talep ettiğini sanıyordum.”

5) Küçük hırsızlıklar bana göre değildi. Dünyayı istiyordum ben, aşağısı kesmiyordu beni.

6) Öğle yemeğinden ya da akşam yemeğinden ya da her ne idiyse ondan soma -o çılgın on iki saatlik vardiya sonrasında nerede olduğumdan bile emin olamıyordum- şöyle dedim ona: “Bak, yavrucuğum, üzgünüm, ama bu işin beni delirttiğinin farkında değil misin? Vazgeçelim. Rahatımıza bakalım, sevişelim, yürüyüşe çıkalım, sohbet edelim. Hayvanat bahçesine gidelim. Hayvanlara bakalım. Arabamıza atlayıp okyanusa sürelim. Topu topu kırk beş dakika burdan. Bilardo oynayalım. Yarışlara gidelim, müzelere gidelim, boks maçlarına gidelim. Arkadaş edinelim. Gülelim. Bu yaşadığımız hayat herkesin yaşadığı hayat: bizi öldürüyor.”

7) O günlerde Rusya’ya karşı duyulan nefret bugün duyulandan hayli fazlaydı. Çin kaslarını esnetmeye başlamamıştı henüz. Vietnam havai fişeklerin patlatıldığı küçük bir kutlamaydı sadece. Yine de, ben aklımı kaçırıyor olmalıyım, diye geçirdim içimden.

8) Haftalardan beri ilk kez iyi bir uyku çektim. Çalar saati kurmayı bile unuttum. Broadway’de beyaz bir at sürüyordum New York’ta. Yeni belediye başkanı seçilmiştim. Önümdeki kalkmıştı, soma biri çamur fırlattı üstüme… Ve Joyce beni sarstı.

“Kuşlara ne oldu?”
“S.kmişim kuşları! New York Belediye Başkanı seçildim!

9) On iki saatlik gece vardiyası, artı şefler, artı memurlar, artı o et yığınının içinde soluk alamamak, artı o “kâr amacı gütmeyen” kafeteryanın berbat yemekleri.

10) Rahip duasını okudu. Dinlemedim. Tabut karşımızdaydı. Bir zamanlar Betty olan şey de içinde.

11)
“Kazanması gereken at kazanmadı bu yarışı,” dedi Vi.
“Hangisinin kazandığından bana ne? Benim işim kazananı tahmin etmek.”

12)

“Size bir şey söylemek istiyorum Bay Chinaski, ama aramızda kalacak.”
“Pekala.”
“Telefon etmediğinizde aslında bize ne dediğinizi biliyor musunuz!”
“Hayır.”
“Aslında “Postane’nin .mına Koyayım!” diyorsunuz Bay Chinaski.”
“Öyle mi diyorum?”
“Evet, Bay Chinaski, bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz?”
“Hayır.”
“Postane de sizin .mınıza koyacaktır. Bu anlama gelir.”

13) Aldım elime kağıdı, her şeyi cinsellik ve yaşla ilişkilendirdim. Adamın teki üç kadınla birlikte bir evde yaşıyordu. Birini kırbaçlıyordu (adı caddenin adı, yaşı da kırılma numarasıydı); ötekini yiyordu (aynı); üçüncüyü de dosdoğru düzüyordu (aynı). İki ibne vardı ve biri (adı Manfred Caddesi’ydi.) 33 yaşındaydı…v.s, v.s, v.s.

14)

“Yarın hangi ata oynamayı düşünüyorsunuz?” diye sordu barmen.
“Yarın çok uzak,” dedim ona.

15) Başkaları hayatla nasıl başeder, bilmiyorum. Nafaka, içki, kira, ayakkabı, çorap filan. Herkes gibi benim de eski bir arabaya, bir şeyler yemeye, bütün o olmazsa olmaz şeylere ihtiyacım vardı. Kadın gibi. Ya da hipodromda bir gün. Her şey bıçak sırtındayken düşünemiyordun bile bu şeyleri.

16)

Sabah uyandığımda sabahtı ve hâla hayattaydım.
Belki bir roman yazarım, diye geçirdim içimden.
Sonra da yazdım.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin