Charles Bukowski Kimdir? Charles Bukowski’den Alıntılar

Charles Bukowski Kimdir

Alman kökenli bir anne ve Polonya kökenli Amerika’lı asker bir babanın çocuğu olarak 16 Ağustos 1920 tarihinde Andernach Almanya’da doğan Bukowski , Almanya’da başlayan karışıklık nedeni ile 2 yaşındayken ailesi ile beraber Los Angeles’a göç eder ve yaşamının çoğunu burada geçirir. 1929 krizi sonrasında işsiz kalan ve geçim sıkıntısı çeken babasından uzun yıllar boyunca şiddet gören Bukowski, yaşamış olduğu hayatın etkilerinden olsa gerek dağınık bir yaşam sürer.Asi bir çocuk olarak büyüyen meşhur yazar bunun etkilerini yaşamı boyunca taşır. Paraya, işe ehemmiyet vermeyen, bir aile kurmaya özen göstermeyen Bukowski , topluluğun O’na biçtiği rolün daima haricinde yaşar.Okul yıllarına Los Angeles’da idame eden yazar, Los Angeles Lisesinden mezun olduktan sonra Los Angeles Üniversitesine kaydolur. Burada edebiyat, gazetecilik ve sanat dersleri alan Bukowski 2 yıl sonra okulu bırakır. Aykırı bir kişiliğe haiz olan Bukowski oldukca küçük yaşlarda alkolle tanışır. Sadece babasına karşı değil bütün topluma karşı almış olduğu tavır da bu yıllarda şekillenmeye adım atar Bukowski için. Okul yıllarında eline geçen her şeyi okumaya ve yeni şeyler yazmaya meraklı olan Bukowski’nin yazılarını bulan babası çok öfkelenir. Babasının bulmuş olduğu her şeyi yok etmesiyle beraber Bukowski evi terk eder ve sıradışı hayatına ilk adımları atmış olur.

Charles Bukowski Kadın Kitabı Alıntıları

1) Üçüncü kata geldiğimde bir kapının tokmağım çevirdim, açıldı. Şiirlerimin hepsi oradaydı… boş içki bardakları, sigara izmaritleriyle dolu küllükler… Pantolonum, gömleğim, ayakkabılarım, ceketim. Harika bir görüntüydü bu.

2) Sahneye çıkarak okumaya başladım. Bütün koltuklar doluydu. Şansım yaver gidiyordu. Neyse ki bunlar da diğer dinleyiciler gibiydi: iyi şiirleri değerlendirmeyi bilmiyor, diğerlerinde de yanlış zamanlarda gülüyorlardı. Bir yandan sürahidekini deviriyor, bir yandan da okumamı sürdürüyordum.

3)

- Advertisement -

Allen Ginsberg hakkında ne düşünüyorsun?”

“Bak, lafıma limon sıkma. Senin dudaklarım, bacaklarını kıçını istiyorum.”

“Pekâlâ,” dedi.

“Görüşürüz. Ben alt kattaki yatak odasındayım.”

4)

“Oturduğum apartman dairesinin bodrumuna domates tohumları ektim,” dedi.

“Büyüdükleri zaman biraz tatmak isterim,” dedim.

“Hiç ehliyetim olmadı,” dedi April. “Annem New Jersey’de yaşıyor.”

“Benim annem öldü,” dedim. Kalkıp yanına gittim divana. Sarılarak öptüm onu. Ben öperken o gözlerimin içine bakıyordu.

Bıraktım onu. “Hadi sevişelim” dedim.

5)

Lydia yataktan fırladı. Ellerini tavana doğru kaldırarak yüksek sesle “MEŞHUR OLACAĞIM! ÇOK MEŞHUR OLACAĞIM! NE KADAR MEŞHUR OLACAĞIMI KİMSE TAHMİN EDEMEZ!”

“Tamam,” dedim.

Sonra yavaş sesle “Anlamıyorsun. Meşhur olacağım ben. Senden daha çok potansiyelim var benim” dedi.

“Potansiyel,” dedim, “hiç bir anlam ifade etmez. Başarması gereken sensin. Kundaktaki her çocuğun benden daha fazla potansiyeli vardır.”

6)

Bungalovlardan birine girdim. Kültürlü, sakin görünüşlü güzel bir kız oturuyordu masada.

“Ben Chinaski” dedim, “ve işte yazım.”

Masaya attım yazıyı.

7) Havaalanında oturup bekledim. Fotoğraflardan tanıyamazsınız insanları. Bir şey söyleyemezsiniz. Sinirliydim. Kusmak istiyordum. Bir sigara yaktım ve öğürdüm. Neden böyle şeyler yapıyordum? Onu şimdi istemiyordum. Ve Mindy, New York’tan kalkıp geliyordu. Bir sürü kadın tanımıştım. Niçin hep daha fazla kadın? Ne yapmaya çalışıyordum? Yeni ilişkiler heyecan vericiydi ama emek harcamak da gerekiyordu. İlk öpüşme, ilk sevişme biraz dram demekti. İnsanlar başlangıçta ilginçtiler. Daha sonra, yavaş yavaş ama kesinlikle bütün defolar ve çatlaklıklar ortaya çıkardı. Onlardan gitgide uzaklaşabilirdim; onlar da benden uzaklaşacaklardı o zaman.

8) Mindy’nin uçağı indi. Kendimi tehlikede hissettim. Kadınlar beni tanıyorlardı daha önceden, çünkü kitaplarımı okumuşlardı. Kendimi göstermiştim onlara. Oysa ben hiçbir şey bilmiyordum onlar hakkında. Gerçek bir kumarbazdım. Beni öldürebilir, taşaklarımı kesebilirlerdi. Taşaksız Chinaski. Bir Hadımın Aşk Şiirleri.

9) Yaşlı ve çirkindim. Belki de bu yüzden genç kızları becermek çok iyi geliyordu. Ben King Kong’dum, onlar da yumuşak ve sevecendi. Ölümü aldatmaya mı çalışıyordum? Genç kızlarla birlikte olarak yaşlanmayacağımı, kendimi yaşlı hissetmeyeceğimi mi umuyordum? Belki de kötü bir şekilde yaşlanmak istemiyordum sadece, öylesine bırakıp gitmek, ölüm sana ulaşmadan ölmek.

10) Bir kadın olarak doğmuş olsaydım, kesinlikle orospu olurdum. Erkek olarak doğduğum için sürekli kadınları arzuladım, ne kadar aşağılardaysan o kadar iyidir. Buna rağmen kadınlar — iyi kadınlar beni korkuttu çünkü onlar ruhunuzu ele geçirmek isterler sonunda, peki o zaman ne kalırdı benden geriye korumak isteyeceğim?

11) Açıkçası fahişeleri, düşmüş kadınları arzu ettim, çünkü ölüdür onlar ve serttirler, sizden hiçbir şey beklemezler. Çekip gittikleri zaman hiçbir şey kaybetmezsiniz. Öte yandan bütün bunaltıcı bedellerine rağmen yumuşak, iyi kadınlara da hasret çektim. İki türlü de kaybettim. Güçlü bir adam her ikisinden de vazgeçerdi. Ben güçlü değildim. Böylece kadınlarla, kadın düşüncesiyle uğraştım durdum.

12) Demek istediğim, bir süre biriyle birlikte oluyordunuz, onunla yiyor, yatıyor, yaşıyordunuz, onu seviyor, onunla konuşuyor, beraber bir yerlere gidiyordunuz ve sonra bitiyordu. Sonra hiç kimseyle birlikte olmadığınız kısa bir süre giriyordu araya, sonra başka bir kadın geliyordu, onunla yiyor, onu düzüyordunuz ve her şey öyle normal görünüyordu ki, sanki siz hep onu bekliyordunuz, o da sizi. Yalnızken hiç iyi hissetmedim kendimi; bazen idare ederdi ama hiç de iyi değildi.

13) Orospular hakkında yazmak kolaydır, iyi bir kadın hakkında yazmaksa çok daha zor.

14) Kalabalık bağırıyor, kükrüyor ve biraları ardı ardına deviriyordu. Çalıştıkları fabrikalardan, atölyelerden, mezbahalardan, araba yıkama istasyonlarından kısa bir süre için kaçmışlardı, ertesi gün geri dönecek­lerdi ama şimdi dışarıdaydılar — özgürlük onları vahşileştirmişti. Yoksulluğun esaretini düşünmüyorlardı. Ya da yoksullara yardım ve yiyecek karnelerin esaretini. Yoksullar bodrumlarında atom bombası yapmayı öğrenene kadar geri kalanımızın sorunu yoktu.

15)

“Tam düşündüğüm gibisin. Hiç korkmuyorsun.”

“Sağol.”

“Çekingen gibisin.”

“Üçüncü içkim daha.”

“Dördüncüden sonra ne olur?”

“Fazla bir şey değil. Onu içer, beşinciyi beklerim.”

16) Genel olarak kararım, eğer birisine karşı bir şeyler hissediyorsanız beklemenin daha iyi olduğuydu. Ondan nefret ediyorsanız, onu derhal düzmek daha iyiydi, böyle değilse önce beklemek, sonra düzmek ve ondan sonra nefret etmek daha iyiydi.

17) Uyandığımda 1.30’du. Banyo yaptım, giyindim, postaya baktım. Glendale’den genç bir adamdan bir mektup. “Sayın Bay Chinaski: Genç bir yazarım ve sanırım iyiyim, ne var ki şiirlerim hep geri geliyor. Bu oyuna girmenin kuralı nedir? Sırrı nedir? Kim bilir bunu? Yazılarınıza hayranım ve gelip sizinle konuşmak istiyorum. 2 tane 6 paketlik bira getirip, sizinle konuşacağım. Kendi çalışmalarımdan da biraz okumak istiyorum size…” Zavallı hıyarağasının yarığı yoktu. Mektubu çöp kutusunu boyladı.

18) Yazmayı bir kenara bırakmıştım. Bazen yapılacak en iyi şey makineden uzak durmaktır. İyi bir yazar ne zaman yazmayacağını bilir. Herkes daktiloyu kullanabilir. Benim daktilom iyi olmadığı gibi imlam ve gramerim de kötüydü. Ancak ne zaman yazmayacağımı bilirdim.

19) Kral Mongut’un 9.000 kansı vardı. Düşünün: 9.000 bölü 365 gün. Tartışmaya gerek yok. Âdet dönemi yok. Psikolojik baskı yok. Sadece ziyafet, ziyafet ve ziyafet. Kral Mongut için ölmek çok zor olmuştu herhalde, ya da çok kolay. Zaten ikisinin ortası olmaz.

20) Ona bir Star-Kist beyaz ton balığı konservesi açtım. Kaynak suyuyla konserve edilmişti. Net ağırlığı 30 ml.

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Avatar
Arşiv
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

Must Read

Turgenyev’in Başyapıtı: Babalar ve Oğullar | 15 Alıntı

Eski nesille, nihilist gençlik arasındaki kuşak çatışmasını anlatan Babalar ve Oğullar, Rus edebiyatının önemli yazarlarından İvan Turgenyev’in 1862'de kaleme aldığı başyapıtıdır. Eser, Rus edebiyatının...