Cesur Yeni Dünya | 24 Alıntı

Gece Modu

Ütopik bir tema işleyen romanlar listesi incelendiğinde Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sını, ilk sıralarda görmek mümkün. Okumanızı tavsiye ettiğimiz bu romanda yaşayış ve üreme sistemleri biraz farklı işliyor. Bir kadının her ne yolla olursa olsun çocuk doğurması fikri, sözü edilen yerde iğreti bir durum olarak karşılanıyor. Öyle ki nüfusun devamlılığını sağlamak için fabrika sistemine benzeyen seri üretim bantları kullanılıyor. Hücreler, şişelerde döllendirilip gelişimini tamamlamış bir embriyo hâline getiriliyor. Bu esnada uygulanan psikolojik şiddet ya da ayrıcalık, embriyolarda hayatlarının sonuna kadar taşıyacakları özellikler olarak yer ediniyor.

Böylesi bir sistemi içinde barından bu etkili romandan, sizler için 24 alıntı derledik:

  1. “Bokanovski İşlemi, toplumsal istikrarın en önemli araçlarından biridir.” (s.34)
  2. “Bir embriyonun normalin altında kalması için oksijen kısıtlamasından daha iyi bir yöntem yoktur.” (s.40)
  3. “Tüm şartlandırmanın amacı budur: İnsanlara kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.” (s.42)
  4. “Kitaplara ve çiçeklere, eskiden psikologların ‘iç güdüsel’ dediği bir nefret besleyerek büyüyecekler. Refleksleri değişmez bir biçimde şartlandırılır. Hayatları boyunca kitaplardan ve botanikten uzakta, güvende olacaklar” (s.47)
  5. “Fakat şunu da unutmamalısınız ki o barbarca bebek doğurarak çoğalma günlerinde çocuklar, Devlet Şartlandırma Merkezleri’nde değil, ebeveynleri tarafından yetiştirilirdi.” (s.49)
  6. “Odanın diğer ucunda hoparlöre yürüdü ve düğmeye bastı. “… hepsi yeşil giyerler,”diye cümle ortasından başlayan yumuşak ama net bir ses konuşmaya devam etti, “ve Delta çocukları haki giyerler. Yo hayır, ben Delta çocuklarıyla oyun oynamak istemiyorum. Epsilonlar daha da kötüler. Okuyup yazamayacak kadar aptallar. Üstelik siyah giyerler, ki siyah canavarca bir renktir. Beta olduğum için öyle mutluyum ki.” (s.52)
  7. “Sonunda çocuğun zihni bu öğretilere dönüşene dek ve bu öğretilerin toplamı çocuğun zihnini oluşturana dek. Yetişkinin zihnini de, tüm yaşamı süresince. Yargılayan, arzulayan ve karar veren zihin; bu öğretilerden oluşacak. Ama bütün bu öğretiler bizim öğretilerimizdir!” (s.53)
  8. “Sanırım hepiniz Ford’umuzun o güzel, vahiy edilmiş deyişini hatırlarsınız: Tarih saçmalıktır.” (s.59)
  9. “Ev, ev; boğucu bir yaşam; bir erkek, düzenli olarak doğuran bir kadın, her yaştaki erkek ve kız çocuklarında oluşan bir güruhun balık istifi gibi yaşadığı birkaç küçük oda, hava alamazsın, boş yer bulamazsın; mikroptan arındırılmamış bir hapishane; karanlık, salgın hastalıklar ve kötü kokular.” (s.61)
  10. “Herkes, herkese aittir.” (s.66)
  11. “İstediğin zaman, gerçeklikten uzaklaşıp tatile çıkıyorsun, geri döndüğünde ne başın ağrıyor ne de anlatacak mitolojin oluyor.” “Alsana” diye ısrar etti Henry, “al hadi.” (s.74)
  12. “Bu dehşet verici düşüncelerine kapıldığında niye soma almıyorsun? Hepsini unutursun. Istırap çekeceğine neşelenirsin.” (s.107)
  13. “Mesela burada insan, bir kişiden fazlasına ait olamaz. Alışılmış şekilde insanlarla birlikte olursan senin kötü ve antisosyal olduğunu düşünüyorlar. Senden nefret edip lanetliyorlar. Bir keresinde bir sürü kadın, erkekleri benimle görüştüğü için buraya gelip rezalet çıkardılar. İyi de niye olmasın? Sonra da üzerime saldırdılar… Hayır, çok kötüydü. Sana anlatamayacağım kadar kötüydü.” (s.132)
  14. “Aa, magnezyum tuzu gibi. Delta ve Epsilonlara tıfıl ve geri kalsınlar diye verilen alkol gibi ya da kemikler için kalsiyum karbonat benzeri şeyler işte.” (s.140)
  15. “İnsan ne kadar yetenekli olursa, insanları yoldan çıkarma gücü de o kadar büyük oluyor. Birçok insan yoldan çıkacağına, bir tek insan acı çeksin, daha iyi. Meseleyi tarafsızca düşünürseniz siz de anlarsınız Bay Foster, hiçbir suç, davranış bozukluğu kadar bağışlanmaz değildir. Cinayet sadece bireyi öldürür; sonuçta, birey nedir ki?” (s.155)
  16. “Bu sözcük (baba, müstehcen olmaktan çok -çocuk doğurmanın tiksindiriciliği ve ahlâki çarpıklığından bir derece uzak bir kavramı ima ettiği için- salt kaba sayılıyor, pornografik bir ahlâksızlıktan çok belden aşağı bir terim olarak görülüyordu), bu komik ve edepsizce laf, dayanılmaz hâle gelmiş olan gerginliği azaltmıştı.” (s.159)
  17. “Ölüme şartlandırma, on sekiz aylıkken başlar. Her yumurcak, haftanın iki sabahını bir Ölecek Hastalar Hastanesi’nde geçirir. En iyi oyuncaklar oradadır ve ölüm günlerinde kendilerine çikolatalı puding verilir. Ölümü olağan bir olgu gibi kabullenmeyi öğrenirler.”(s.169)
  18. “Yazarın amaç kavramına matematiksel yaklaşımı yenilikçi ve son derece ustaca fakat aykırı ve sosyal düzen açısından bakıldığında tehlikeli ve yıkıcı. Yayınlanamaz… Yaşamın amacının, mutluluğun sürekli kılınması değil, bilincin yoğunlaştırılması ve arınması, bilginin zenginleştirilmesi olduğunu düşünmeye itebilirdi insanları.” (s. 181)
  19. “Beynindeki melodilerin tonu değişmiş gibiydi. Üzüntüsü ve ıstırabıyla alay etmişlerdi, hem de ne iğrenç bir biçimde! Zebaniler gibi kahkaha atarak, sefalete ve kâbusun bulantılı çirkinliğine yoğunlaşmışlardı. Şimdi de aniden askere çağrı borusu çalmaya başladılar. “Hey cesur yeni dünya!” (s.210)
  20. “Size öğreteyim; isteseniz de istemeseniz de sizi özgür kılacağım.” ve Hastane’nin iç avlusuna bakan bir pencereyi açarak soma haplarıyla dolu küçük kutuları avuç avuç alıp avluya fırlatmaya başladı.” (s.213)
  21. “İnsanların yalnızlıktan nefret etmelerini sağlıyoruz ve yaşamlarını hiç yalnız kalmayacak şekilde düzenliyoruz.” (s.233)
  22. “Fakat namus demek tutku demektir, namusluluk demek sinirsel gerginlik demektir. İstikrarsızlık ise medeniyetin sonu demektir. Bolca tensel günah olmadan kalıcı bir uygarlık kuramazsınız.” (s.235)
  23. “Aniden kalabalıkta biri “Toplu seks poplu seks,” diyerek şarkı söylemeye başladı ve nakarata hemen eşlik eden kalabalık aynı zamanda dansa katıldı.” (s.254)
  24. “Yavaşça, çok yavaşça, acelesi olmayan pusula ibreleri misali, ayaklar sağa sola döndüler; kuzeye, kuzeydoğuya, doğuya, güneydoğuya, güneye, güney-güneybatıya döndüler; sonra durdular ve birkaç saniye sonra yine aynı yavaşlıkla geriye, sola doğru döndüler. Güney-güneybatıya, güneye, güneydoğuya, doğuya…” (s.255)

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley, İthaki, 2019

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin