Gece Modu

Yirminci yüzyıl başlarında kadın sorunu, modernleşme ile birlikte artık daha da sorgulanmaya başlanmış ve yazarların da bu duruma ses olması kaçınılmaz olmuştur. Geçmişteki yüzyıllara bakıldığında kadının yerinin hep arka plan olduğu, bastırılmış ya da pasifleştirilmiş olduğu gözükmektedir. Ataerkil sistem kadınlara ‘melek’, ‘temiz ve saf’ gibi  pozitif yargılar ile bazı görev ve roller vererek, onların aydınlanma yaşamasının önünü kapatmıştır. Fakat bu duruma karşı çıkan ve gerçekliklerin farkında olan aydınlanmış bir grup insan da bulunmaktaydı. Bu aydınlanmış insanların temel gayesi de empati ve sempati yoluyla diğer insanlara onlara kabul ettirilen ‘gerçek’ algısından çıkartmak olmuştur. Bu noktada sanatçılara büyük görevler düşmüş ve çalışmalarında bu ‘kadın sorunu’ temasını işlemişlerdir. Yirminci yüzyıl yazarlarının ise bu temaya uygunluk açısından birçok eser çıkardığı gözükmektedir. Amerikalı yazar Kate Chopin ise ataerkil sistemde kadın olmanın ağırlığını zengin edebi birikimi ile aktarmıştır. Gerçek hayatta gördüğü, karşılaştığı durumlara kayıtsız kalmaması ve erkek egemen sistemde bastırılan kadınların gerçekte elde edemedikleri özgürlükleri, yazın yolu ile onlara göstermek Chopin’in gayesi olmuştur. Birçok eleştirmene göre Chopin zamanın koşullarına göre çok cesaretli davranmıştır çünkü baskın olan otoriteye karşı koyan kadınların hayatlarını ve onların aydınlama süreçlerini keskin ve sansürsüz bir dille anlatır. Onun için bir kadının cinselliğini bilmesi ve keşfetmesi kimlik ve benlik oluşumu için çok önemlidir. Chopin, okuyucularına toplum kuralları yüzünden cinselliğini bastırmış kadınların, cinselliklerini keşfetmesi ile birlikte mutlu bir hayata ulaştıklarını gösterir. “Fırtına” isimli kısa hikayesinde de bunu konu edinmiş diyebiliriz. Bu hikayesinde sadece cinsellik konusunu değil, toplum kuralları çerçevesinde evlilik ve annelik gibi konulara da açıklık getirirken aynı zamanda bir kadının yaşadığı baskıyı da göstermiştir.

Chopin’in “Fırtına” hikayesi yazıldıktan altmış beş yıl sonra yayınlanmıştır. Cinsellik temasının ön planda olduğu bu hikayesinin bu kadar yıl sonra yayınlanması birçok eleştirmen tarafından normal karşılanmaktadır. Bu kısa hikaye normalde “Cadian Balosu’nda” isimli kısa hikayenin devamı niteliğindedir. “ Cadian Balosu’nda” iki karakter vardır Calixta ve Alcee; bu iki karakter sınıf farklılıkları sebebi ile birbirlerine kavuşamamıştır. Onların birbirlerine karşı olan cinsel arzuları yıllar boyunca toplumun kuralları tarafından bastırılmıştır. “ Cadian Balosu’nda” hikayesinden sonra bu iki karakter kendi sınıflarına uygun birileri ile evlenmiştir. Genel bir pencereden bakıldığında ikisinin de evliliği birbirlerine uygun bir seçim olarak gözükmektedir. Fakat ne yazık ki iki evlilik de tutkudan uzaktır. Chopin kelimelerini öyle bir seçmiştir ki sembolik olarak hepsi çok anlamlıdır. Mesela kendi cinsel tutkularından uzak olduğunu, onun yerine ev işlerine odaklanıp iyi bir eş ve anne olmaya çalıştığını küçük nüanslardan okuyucularına aktarmıştır. Örnek olarak hikayenin başlangıcında Calixta’nın evde oturup dikiş ile meşgul olması, kocasının dışarı hayatta olması bir tesadüf değildir. Chopin’in aktarmak istediği temalar doğrudan değil, dolaylı yoldan incelemeye açık bir şekilde sunulmuştur. Hikayedeki fırtına olayı önemli bir semboldür. Fırtınadan sonra doğanın sakin ve ışıltılı hale dönmesi yine hikayedeki çok önemli bir semboldür. Bu anlamda fırtına sadece doğa olayı değil aynı zamanda iki ana karakterimizin toplum tarafından bastırılmış duygularıdır. Fırtına bittikten sonra doğanın kendini sakinliğe, huzura ve ışıltılı bir atmosfere bırakması yine sadece düz bir anlatım zaman çizgelgesinden kaynaklı değildir. Yukarıda da bahsedildiği üzere Kate Chopin söylemek istediklerini dolaylı yoldan edebi birikimi ile yapan çok önemli, kalemi güçlü bir yazardır. Dolayısıyla buradaki fırtına sonrası sakinliğin toplum kurallarına karşı koyan Calixta karakterinin kendi cinsel kimliğini bulması ile birlikte mutlu ve huzurlu bir hayata yeni kimliği ile dönüşünü simgelemektedir.

Sonuç olarak bakıldığında, Kate Chopin erkek egemen toplumun kadınlara vaat ettiği “melek, temiz ve saf” olmak gibi kuralları gerçeklik olarak görmemiş aydınlanmış bir yazardır. Bu nedenle eserlerinde bu gerçeklik olarak sunulan algıya karşı bir mücadele içinde olduğu gözükmektedir. Kendi çağdaşlarından farklı bir bakış açısı vardır. Dönemin koşullarında dile getirilmesi cesaret isteyen cinsellik gibi temalar işlemesiyle çağın ötesindedir. Bu nedenle “Fırtına” isimli kısa hikayesi ilk yayınlandığında çok ses getirmiştir.   “Fırtına”da bir kadının cinsel kimliğini bilmesinin önemine dokunarak bütün edebi semboller ile okuyucularına bir altın dokunuş yaptığı savunulabilir.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin