Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



2011 yılında birçoğumuzun canlı kanlı izlediği Fukişima kazasından çok daha büyük etkileri olan, yıllarca okuduğumuz atom bombalarının onlarca hatta yüzlerce katı olduğu söylenen Çernobil Felaketi, bu ay HBO tarafından aynı adı taşıyan bir dizi ile tekrar gündeme geldi.

Çernobil Felaketi, 20. yüzyılda insanlığın görmüş olduğu en büyük felaketlerden biri oldu. Olay esnasında 31 kişinin can verdiği ve resmi kayıtlara bu şekilde geçtiği felaketin ardından bir süre içinde toplamda dört beş bin kişi ölmüştü. Fakat New York Academy of Sciences’da yayınlanan Rus yazarlar tarafından yazılan bir makaleye göre 2004 yılına kadar devam eden radyoaktif rahatsızlıklardan ölen kişi sayısı bir milyonu aşmıştı. 2004 yılından bu yana da yine on binlerce insanın Çernobil’in etkisi olarak öldüğü söylenmekte. (2006 yılında İngiltere’de yapılan bir araştırmada ise Çernobil Felaketinden etkilenerek ölen kişi sayısının toplam 50-60 bin olduğu belirtiliyor)

Çernobil Dizisi

Çernobil dizisi, HBO tarafından çıkarılan, ülkemizde malum yayın organından izlenen, 20. yüzyılın en büyük bilimsel felaketini konu alan sıra dışı bir dizi. Çernobil, o dönemde SSCB’ye bağlı olan Sovyet Ukrayna’da bulunmakta. Haliyle dizideki oyuncular Rus fakat dizi dili olarak İngilizce kullanılmakta. Çoğunlukla da İngiliz asıllı oyunculardan oluşan dizide en dikkat çeken konu görüntü yönetmenlerinin şov yapıyor olması. Çernobil’de o anda yaşanan olayların kasvetini harika bir şekilde yansıtan dizinin dikkat çeken ikinci konusu ise oyuncuların canlandırdığı kişilere olan göze batmayan benzerlikleri.

IMDB’de yazı yayın tarihinde 53 bin oy alan dizi, 9,7 ile TV&Show listesine ilk sıradan giriş yaptı. Craig Mazin imzası taşıyan mini seri, ayrıca popülerite bakımından Game of Thrones’u da zorlamakta. 

Peki, dizisi bile olay olan, izlerken ağızda metal tadı hissettiren, insanın izlerken etrafına, sevdiklerine daha farklı bakmasını sağlayan, dönemin bakanlarından birine “Dem zehri alır” minvalinde açıklama yaptıran Çernobil’de ne olmuştu? (Bu arada o bakan 2011 yılında kalp yetmezliğinden öldü)

Çernobil’de Ne Oldu?

Yaşı yetenler bilir, bizler ise büyüklerimizden duyar, internetten araştırır, kitaptan okuruz bu tarz büyük olayları.

Anatoli Dyatlov adlı Yardımcı Şef Mühendis gece vardiyasında, daha önce Irak’ta yapılmış olan Nükleer Santrallerin Bombalanması olayından sonra düzenli yapılan güvenlik testleri yapıyorlardı. Bu süreçte yapılan testte ani enerji kesilmesinde yaşanacak olaylar gözlemleniyor ve raporlaştırılıyordu. Anatoli Dyatlov etrafındaki mühendis çevrelerini dinlemeden, olması gerektiği güçten daha düşük bir güçte çalıştırdı.

(Anatoli Dyatlov için bir parantez açmak gerek. Kendisi 1960’lı yıllarda denizaltı nükleer reaktör yerleştirme işinde çalışmakta, kendisinden kaynaklı bir hata ile yüksek dozda radyasyona maruz kalır. Bu radyasyon yüzünden, olaydan sonra doğan çocuğu lösemi hastası olarak doğar ve çocuk yaşta ölür. Bunun üzüntüsü ile yıkılır fakat nükleer onu kendine daha da fazla çeker.) 

Sıfıra inen gücü tekrar toparlamaya çalışan Dyatlov ve ekibi, artan ısıyı durdurmak için soğutma işlemine geçerler fakat bu daha fazla ısı açığa çıkmasına sebep olur ve reaktörün tonlarca ağırlıktaki kapağı patlayarak 50 ton nükleer yakıt havaya saçılır.

Hiroşima’nın en az 10 katı güçte olan bu radyoaktif patlama, başta kimseye zarar vermemiş gibi gözükür. Hatta öyle ki, Dyatlov bunun çekirdek patlaması değil, depo patlaması olduğunu iddia eder. Fakat bu iddia birkaç günlük geç müdahaleye sebep olur. Çünkü üstleri de kendisi de buna inanmak istemişlerdir.

İnsanlar birkaç gün içinde şehirden uzaklaştırılırlar. SSCB’de insanların Pripyat bölgesinden uzaklaştırılması 30-36 saati bulur ve bu da insanların yüksek radyasyona maruz kalmasına sebep olur. Birinci dereceden yaralılara acil müdahaleler yapılır, Pripyatta hastane dolup taşar, insanlarda radyoaktif yanıklar oluşur. Almanya’da çocuklara evden çıkma yasağı verilir.

Diğer ülkelerin aksine Türkiye’de; Çocuklara Çernobil yüzünden elde kalan fındıklar dağıtılır, TV’de “demlenen çay radyasyondan temizlenir” açıklamaları yapılır,  kenan evren de “Ben radyasyon madrasyon anlamam, korkmadan çay içerim” altı desteksiz boş cümleler savurur. kenan evren ve ekürisi atamalı başbakan turgut özal her ne kadar üniversitelere araştırma yasağı getirse de ODTÜ’deki araştırmacılar sayesinde çok güçlü bir rapor hazırlanır ve gazete manşetleri sayesinde bu konudaki araştırmalar devlet büyüklerini ikna edip özür dilemelerini sağladı. Fakat beklenen maksimum seviyenin üç katından fazla olan fındıktaki radyasyonlar hala daha okullara dağıtılmaya devam etti.

Ä°lgili resim
Çernobil Felaketinden sonra Kızıl Orman adını alan Wormwood Ormanı

Patlamanın sonucunda ilk olarak radyoaktif elementlere fiziksel teması olan insanlar ölür. Bu kişilerin ölümü birkaç hafta içinde acı bir şekilde gerçekleşmiştir. Ardından doğada bulunan diğer canlılar ölmeye başlar.

Buradaki yangın ve ısı yayılımı önlendikten sonra kalıntının zararlarının yayılmasını engellemek için bir takım önlemler almaya başlarlar. Öncelikle su şebekesine ulaşmaması için personel görevlendirilir ve bu personeller görevlerini başarsalar da birkaç hafta sonra ölür. Ardından madenciler uzun bir tünel kazarak, şebekeye ulaşmasını engellemesi gereken işlemleri yaparlar fakat burada çalışan madenciler de kurtulamaz, kısa bir süre sonra ölürler. Ardından bu sefer de siviller temizleme ve kapatma görevinde çalışırlar. Tabi bu reaktöre yaklaşan her insan gibi onlar da ölürler.

Bu süre zarfında bizzat orada bulunan hükumet tarafından gözlemlemek ve önlemlerin alınması için gönderilmiş olan Boris Shcherbina da 1990 yılında vefat etmiştir. Fakat SSCB’de yüksek noktalarda görev yapan memurların ölüm sebepleri açıklanmadığı için her ne kadar radyasyon yüzünden ölüp ölmediği bilinmese de, kansere yenik düşerek öldüğü iddia edilmekte. Binlerce insanın öldüğü söylenen, milyonlarca insanın ölümüne ya da hastalıklı olmasına sebep olduğu iddia edilen bu felakette;

Pripyat Şehri yok oldu.

Greenpeace International’a göre 90 bin kişi doğrudan ve dolaylı olarak öldü.

29 kişi doğrudan, kaza anı ya da hemen sonrası öldü.

Slav ülkelerinde, Doğu Avrupa’da ve Türkiye’de akciğer kanserinde yüksek oranda artış gözüktü.

Sebze, meyve, et tüketimi yavaşladı.

Ayrıca bunlara ek olarak dünya çapında yardımlar almaya başlayan SSCB, zaten çürümüş olan devlet yapısının topuğuna bu olayla da sıkmış oldu. 1991 yılında dağılan SSCB’nin felaket ile birlikte soğuk savaşı bitirdiği söylenmektedir.

Çernobil’de Bir İtfaiyeci

çernobil itfaiyecileri ile ilgili görsel sonucu

Kaynak: ekşi

Nobel Edebiyat Ödüllü Yazar Svetlana Aleksiyeviç 2015 yılında ödülü aldığı gün bir konuşma yapıyor ve o konuşmasındaki metin dizide de işleniyor.

Çernobil nükleer santrali’nin yakınlarında yaşıyorduk. Ben büfede çalışıyordum, çörek pişiriyordum. Kocamsa itfaiyeciydi. Yeni evliydik, pazara bile el ele gidiyorduk. Reaktör patladığı gün, kocam nöbetçiydi. Çağrıya sırtlarında gömlekleriyle gittiler, ev giysileriyle. Nükleer santralde patlama olmuştu ve hiçbir özel kıyafet vermediler onlara. Böyleydi işte bizim hayatımız, biliyorsunuz. Bütün gece yangını söndürmeye uğraştılar ve hayatta kalmalarına imkan vermeyecek kadar çok radyasyona maruz kaldılar. Sabahında uçakla moskova’ya götürdüler hepsini. Akut radyasyon hastalığı… insan ancak birkaç hafta yaşayabiliyor. Benimki güçlüydü, sporcuydu, en son o öldü.

Moskova’ya vardığımda bana ‘özel bir bölmede yatıyor’ dediler, ‘oraya kimseyi sokmuyorlar.’ ‘ben onu seviyorum’ diye yalvardım. ‘askerler bakıyor oradakilere, sen nereye?’ dediler. ‘seviyorum.’ beni ikna etmeye çalıştılar; ‘o artık senin sevdiğin insan değil, zararsız hale getirilmesi gereken bir obje. Anlıyor musun bunu?’ bense hep aynı şeyi söyleyip duruyordum, seviyorum, seviyorum.

Geceleri yangın merdiveninden yanına çıkıyordum, ya da hasta bakıcılara para veriyordum beni içeri bıraksınlar diye. Bırakmadım onu, sonuna kadar yanındaydım.

O öldükten birkaç ay sonra, kızım dünyaya geldi. Sadece birkaç gün yaşadı. Onu ne çok beklemiştik… bense öldürdüm onu. Kızım beni kurtardı. Tüm radyasyonu üzerine aldı. Minicik şey, yavrum… ama ben onların ikisini de sevdim. Sevgiyle öldürmek mümkün mü ki? Neden bu kadar yakınlar, sevgi ve ölüm? Hep yan yanalar. Kim açıklayacak bana? Şimdi dizlerimin üstünde, mezarlarında sürünüyorum…

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin