Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



“…süzüldüm imbiğinden…
Piştim, o ihtiyarın dergahında
Babamın oğluydum eskiden;
Oğlumun babası oluverdim birden…”

Küçükken babamıza ne kadar önem verdiğimizi büyüyünce unutuveriyoruz maalesef. Bizi omzunda saatlerce taşıdığını ya da hastalandığımızda pek hissettirmese de ne kadar endişelendiğini, bizim için geceyi gündüzüne katıp çalıştığını unutuyoruz. Bir teşekkürü, bir aramayı çok görmeye başlıyoruz büyüdükçe. Önce, ne kadar sevdiğimizi söylemeyi bırakıyoruz. Sonra, “baba ile konuşulmaz bunlar” diyerek iletişimimizi kesiyoruz. Hata ediyoruz. Çok büyük hata ediyoruz. Bu hatalardan dönmemizi sağlayacak çok basit bir yol var aslında. İletişim, hepsi bu. 

Bu eseri sevmemin sebebi tam olarak bu. İletişimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor insana. Can Dündar’ın babası ve oğluyla ilgili anılarını kaleme aldığı bu eser, aslında hayatta önem vermemiz gereken şeylerin yanı başımızda durduğunu ve onları kaybetmeden önce hak ettikleri kıymeti onlara vermemiz gerektiğini gösteriyor.

Can Dündar’ın babasına ithafen kaleme aldığı eser yaklaşık otuz bölümden oluşuyor. Bu bölümler birbirinden ayrı anı-makale türünde olmakla birlikte, su gibi akan betimlemeleriyle dökülüyor satırlara. Yazarın kendi çocukluğu, gençliği ve oğlunun dünyaya gelişi ile anlam kazanan babalık serüveni yer alıyor bu güzel eserde.

Benim elime geçen kitap – şanslıyım ki- 1998 basımıydı. Kitabı ilk okuduğum zamanı hatırlamıyorum ancak her babalar gününde  elime almak istemem, ruhumda bıraktığı izi tarif edebilir sanırım. Kitabı okurken yer yer baba-oğul ilişkilerini kıskanabilirsiniz. Gülmekten gözleriniz dolabileceği gibi, okuduğunuz satırlara ağlayabilirsiniz de. Can Dündar’ın babalığı, baba olmayı, “babba” olduğundaki hislerini okuyabileceğiniz bu eser, özellikle aile kavramını yitirdiğimiz  bu günlerde sizlere iyi gelebilir.

Kitabın ilk basımının ardından Can Dündar babasının vefatı üzerine kitaba “Babama Veda” adlı bir bölüm daha eklemiştir. Bu bölüm, üç sayfa olmasına rağmen duygu yoğunluğu çok fazladır.

Bu kitapta Can Dündar çocukluk anılarını kullanarak ebeveynlere, çocuğuyla anılarını kullanarak çocuklara seslenmiş. Her okuduğunuzda farklı bir tat alabileceğiniz, farklı duygular hissedebileceğiniz ve duygularınızı büyütebileceğiniz bu eseri okumanızı tavsiye ederim.

” Oyuncaklar… çocuklarımıza ayıramadığımız vakitlere karşı verdiğimiz rüşvetler… Oysa oyuncaktan çok , onların birlikte oynayacağı bir babaya ihtiyacı var… tıpkı babaların hediyeden çok, ziyaretine gelip onlarla dertleşecek çocuklara ihtiyacı olduğu gibi… “

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin