Ayrılık vakti geliyor;

Ayrılacağımızı biliyoruz, belki de son defa göreceğiz birbirimizi ama “çayyy çok güzel” diyor.

Konuyu açmak da istemiyor, “çünkü ayılıktan ilk bahseden deşer karşısındakinin yüreğini”, susuyoruz. Suskunluğu bozmak için birden “çay güzel” diyor. Evet anlamında kafamı sallıyorum. Tek kelime etmemeye yemin etmiş gibiydik, epey çay içtik. Her defasında aptalca bir konuyla konuşmaya başlıyoruz. “Aslında mola vermese erken gidersiniz eve” o kafasını sallıyor. Minibüsün kalkacağı saat gelmişti. Kalkıp, minibüsün kalkacağı ofise gittik. Millet, sarılıp vedalaşıyor. Hiç sarılmamıştım. Sarıldık. “Derslerine çalış ver şu lanet Organik Kimya’yı.”, “Tamam ya söz.”, “Bir daha çay içecek miyiz?”. İçinden milyon cümle geçiyor ya yine de “ayrılıklar çok can yakmasın diye” söz etmiyoruz. Belki, diyorum başka bir memlekette oturup çay içeriz. Herkes binmiş, o da yerine geçiyor. Kaldırım kenarında duruyorum. O an kafamda bi’ şey yok. Minibüs hareket etmeye başlıyor, insanın içinden bir şey kopar ya işte öyle bir his. O an kanayıverdi! Kendime çok küfür ettim, arkasından mal gibi kaldım. Kalmak ama bir tufandan geriye kalmak gibi bir kalmak.

Üşüyorum, eve gitmek istemiyorum. Kendimi bir mekandan içeriye atıyorum. Odun sobası var içeride. Meşhur “Yusuf’un çay ocağı”. Bir çay der gibi işaret ediyorum, her gelen müşteriye milyon kere yapılmış ve bu yüzden ezberlenmiş bir iltifat çıkıyor ağzından “yakışıklı abime, güzel bir çaaay!”

Cansıkıntısıyazıları: Bir, İki,Üç,Dört

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin