
Üstünden on yıl değil dinazorların yaşı kadar sene geçse yine unutamam. Zaten unutmak denen şeyin varlığına da inanmıyorum. Tam içine çakılan kazığa alışıyorsun sadece bu.
Unutamadığım ve rüyalarıma girdiğin günler daha kötü oluyorum. İçimdeki o mezar taşı daha beliriyor. Geçen mesela; o kadar özledim ki kadının birini sana benzettim. Yüzündeki ifade, baş örtüsü, kalbim durmak yerine halay çekmeye başladı. Gözlerimdeki ışık kadını ürküttü. Sapık sandı beni, ne çok zoruma gitti. Ha bir de o an delirmiş olmayı da ne çok istedim. Koşup kadının kollarına kendimi atıp “Anneee, mezar taşındaki o soğukluk içimi yakıyordu” demek isterdim. Bilmem ama senin gibi sarılmasa da en azından “çakma da olsa şefkat gösterebilirdi”. Yapamadım, gidip soğuk bir taşa oturdum. Müzik dinledim, “Dıl Disoje”(yürek sızlıyor) dinledim. Bademciklerim şişti galiba, lanet olsun yine hasta olacağım. Bu soğuklar bana hiç iyi gelmiyor…
Can Sıkıntısı Yazıları: Bir , İki, Üç








































