Gece Modu

“Efendi X, Baron Y yüksek konsül için bir araya geldiler.”

 

Türkiye’de son yirmi yılda yapılan dizilerde Yahudi düşmanlığı ve tehdit olarak Yahudileri görme alışkanlığı bir hayli yüksek. Fakat tarihi gerçeklikler bir ülke ve millet olarak Türklerin Yahudilerle aralarında böyle kimliksel bir düşmanlıkların olmadığını, bugünkü sosyolojik değerlerde olmasının mantıksız olacağını gösterir vaziyette. Örnek olarak, kamuoyu araştırmacısı Bekir Ağrıdır’ın da konuşmalarında sıklıkla önerdiği üzere Türk halkının çoğunluğunun aklındaki hayat standardı Avrup Birliği’dir. Bu yazıda, Türkiye’de Yahudi karşıtı söylemin iddia ettiğinin aksine gelişen tarihsel sürece göz atıldıktan sonra, Türk dizilerinin neden bir propagandayı empoze ettiğini ve ilginç bir şekilde eğitim düzeyi fark etmeksizin insanların Yahudi izlenimlerinde nasıl bir yer edindiğini kısa bir analizle anlatmaya çalışacağım.

Dev Lotr Testi

Osmanlı Devleti’nde en büyük Yahudi ilticası, İspanya’dan gelen Sefarad Yahudileriydi[1]. İspanya Krallığı, 1492’de Cordoba şehrini Müslüman Kurtuba Emirliği’nden ele geçirdikten sonra şehirdeki ve bütün İber Yarımadası’ndaki Yahudilerin Hristiyanlığa geçmesi, Hristiyan topraklarını terk etmeleri ya da engizisyona uğramaları arasında bir seçim yapmasını istedi. Türkiye’de böyle bir düşmanlık ve temel sebep göze çarpmazken, Avrupa’da Orta Çağ muhafazakarları tarafından benimsenen inanca göre Yahudilerin zamanında Hz. İsa’yı çarmıha gerdikleri söylenerek düşman görülmüştür[2]. Fakat bu tarihteki ilk antisemitizm vakası da değildir, bundan önce de birçok kez olduğu gibi Arap yarımadasında ve Mezopotamya’da çeşitli uygarlıklar ve devletler tarafından İsrailoğulları, yani Yahudiler, toplanarak ibadet etmeleri ve Roma hukukundan farklı bir hukuk benimsemeleri sebebiyle büyük baskıya uğramışlardı. Daha sonraları, Fransa Kralı 4. Philippe tarafından varlıklarının ele geçirilmesi amacıyla ortadan kaldırılan Tapınak Şövalyeleriyle özdeşleştirilen masonluk, Fransız ve Amerikan Devrimi’nin Katolik Avrupa muhafazakarlarına getirdiği şokla birlikte çeşitli komplo teorilerine ve tarihe geçen çarpıtılmış gerçeklik hikayelerine konu oldu[3]. Birçok toplumda ve Avrupa tarihinin birçoğunda görüldüğü gibi, baskı ve despotluk olduğu sürece içine kapanan toplulukların (cemaatler) gizlice toplandıklarını ve kendilerine gündem belirlediklerini tarih derslerimizden biliyoruz. Gizlice toplanan Yahudilerin arasında bankerler, burjuvalar, akademiklerin de olması, mesela aydınlanmacılara uygulanan baskı dönemlerinde masonluğun Katolik Hristiyanlardan da oluşan bir cemaat olmasına ve seküler fikirleri tartışmalarına rağmen bugün İsrail devletiyle ve bu devletin malum yöneticileri tarafından ortaya atılıp durulan faşist iddialarıyla ilişkilendirilmelerine rağmen, bugün Türk dizi ve filmlerinde gördüğümüz şeylerden bir hayli farklıdır.

87 liyim ben moruk ile ilgili görsel sonucu

Toplumdan ve gelenekten kopuk olan düşünceler ve cemaatler şüphe uyandırır. Bu şüphelerin insanların gerçeğin peşine düşmek için genellikle bir kayıp yaşayana kadar beklemeleri ve “öteki” olanla iletişim kurmaktaki isteksizliği yüzünden haklı gerekçeleri olduğu kadar, ön yargı ve komplo teorilerine dönüşmeleri de çok mümkündür. Türkiye’de bu durum, Necip Fazıl’ın yazılarıyla[4] iyice popülerlik kazandı. Fakat yazılan yazıların dayandıkları “tarihi” belgelerin aslında çarpıtılmış oldukları ortaya çıksa da, Türkiye’de akademide dahi İngilizce kaynak okunması pek yaygın olmadığından mütevellit çok da takip edilmedi. Youtube’dan, Facebook’tan, Twitter’dan tutarlıymış gibi anlatılan hikayeler insanların zihnine bir şekilde sembolik olarak yerleşti. İlluminati’nin nelere kadir olacağı, Masonların nasıl Türkiye’yi ve Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak için hazırlıklar yaptıklarını dinledik durduk. İşin tehlikeli boyutu, bu tür fikirlerin köşe yazarı, dizi ve siyasetçilerin hatta devletin resmi ağızlarının bir gerçeklik gibi, bir politika üretme dayanağı olarak kullanmalarıyla ortaya çıktı.

Sunulan belgeler ve gerçekliğine inanılan hikayelerden biri de Payitaht Abdülhamit dizisinde okunan Albert Pike’ın mektubudur[5]. Genel manada Payitaht, Diriliş, Kurtlar Vadisi gibi diziler “-hiçbir şey tesadüf değildir -bilmiyorsak arkasında bir üst akıl vardır -her şey birbiriyle bağlantılıdır” ilkelerine dayanan bir senaryo güderek, araya sembollerin ve akılcı insanların kurduğu teşkilatları tamamen dinsel ve inançsal fantezilere dayandırarak anlatma alışkanlığıyla oldukça reyting çekerler. Komplo teorilerinin gittikçe popülerleşmesi ve hem siyasal söyleme hem de bu siyasal söylemi taklit eden televizyonlara konu olarak girmesi hem tüketici hem de seçmen davranışını ortak noktada buluşturan bir manipülasyon aracı olarak dikkat çekiyor. Payitaht dizisinin genel olarak Masonlara ve Avrupa’ya karşı mücadele eden bir Osmanlı’yı anlattığını biliyoruz, ana ve yan karakterler, olay örgüsü, bölümlerin sonlarında olay örgüsünün bağlandığı noktalarda “temel çatışma” olarak izleyiciye açıklanan bölümler çok net bir şekilde bazıları bizimle aynı dili konuşan, bazıları konuşmayan insan toplulukları üzerine politik bir söylem ve düşmanca bir gerçeklik üretiyor. Bahsi geçen dizide Amerikan devrimindeki zararsız rolüyle bilinen masonluğun gittikçe bir ekonomik diasporaya ve çay kulübü etkinliğine dönen Amerikan masonluğunun 1. ve 2. Dünya Savaşları’nı nasıl planladığının, Osmanlı Devleti’nin nasıl yıkılacağının, daha sonralarının, dünyayı yönetecek olan Yahudi devletinin kurulacağını, Soğuk Savaş’ın ve yeni dünya düzeninin (Henry Kissinger’a yapılan atfı es geçmeyelim) ne şekilde seyredeceğini ve en sonunda 3. Dünya Savaşı’nın dini ortadan kaldırmak için gerçekleşeceğini anlatan -önce Yahudilik içindi, sonra dinsizlik amacıyla denmeye başlandı- mektubunun yayınlandığını, ancak bu mektubun esasen yalan belgelere dayandığını bilmemiz elzem[6].

Tarihin ileriye akışı esnasında kaydedilemeyen, kaydedilmesi mümkün olmayan boşluklar vardır. Bu boşlukların doldurulması ise tarihçinin insafına bırakılsa da, Retro -geriye dönüş- bir şekilde geleceği ve geçmişi yeniden yazarak birleştirmek komplo teorilerinin yaptığı harika işlerden biridir. Belirsizlik insanoğlu için her zaman bir stres sebebi olmuştur, insanlar vicdanlarını rahatlatmak isterler, aldıkları kararlar ve hatta ürettikleri bilime kadar temel motivasyon vicdani bir rahatlığı elde etmektir[7]. Ayrıca zihnimizin, Bergson’un önerdiği gibi bu belirsizlikten kurtulmak için masal üretme gibi bir evrimsel işlevi vardır (function fabulatice). Bu masal üretme işlevini politik ve tarihi olaylarda kullanınca tıpkı Payitaht’ta olduğu gibi dünyanın mutlaka merkezi bir zümre tarafından yönetildiğini ve ülkemizde kötüye giden her şeyin bir başkasının suçu olduğunu düşünüyoruz. Dahası temel atıf hatası (bir nevi babalarının günahları için oğulları cezalandırmak) da yaparak, düşmanların her zaman bir arada olduğunu ve düşman ilan ettiklerimizin atalarının (ya da ırkının) tarihin herhangi bir noktasında bir tane kötülük yapmış olmasını bile bu iddiaları güçlendirmek ve gerçek olarak kabul etmek için yeterli buluyoruz. Bu tip düşünceler masonların ya da haçlıların sembolleriyle de birleştirilip yorumlandığını bir inanış hâlini alır, 17. yüzyıldan önceki rasyonaliteyle özdeşleşir, Evliya Çelebi’nin absürt sözlü kaynaklarını atıf hatalarını rasyonel bilgi olarak kabul etmesi ve bağlantılar kurması buna bir örnektir ve bir sürü mantık hatasından biridir. Aydınlanma öncesi bu tutumun ayrıntılarını Kerem Karaosmanolu’nun Komplo Teorileri kitabında bulabilirsiniz.

Kamuoyu anketlerinde, ikisinin reytingleri ortalamada toplam olarak yaklaşık 7-8 milyonu bulan ve aşan Payitaht Abdülhamit ve Diriliş Ertuğrul dizileri birlikte yayınlanmaya başladığından (2016) beri İsrail ve AB devletleri Türkiye’ye karşı en büyük tehdit olarak algılanmada toplamda yüzde 70’e ulaştı[8]. Bu verilerle birlikte, son bir vaka analizinin özeti olarak, sosyal medyada sıklıkla dolaşan bir trend olarak, komik bulunmasına rağmen, çeşitli devlet ülkelerin çeşitli vatandaşlarının çeşitli devlet adamlarına mesajlar yazdıklarını biliyoruz. Bunu Türkiye’de yapan kişi sayısı bir hayli fazla ve gördüğümüz zaman gülüyoruz. Ancak bu davranışın temel sebeplerinden biri bu dizilerin ve komplo teorilerinin etkilerine maruz kalmaları. “Her şeyin bilincinde olan zeki vatandaş”, oyunu çözdüğünü düşünen insanlar tıpkı bu dizilerin mottosu olan “siz oyun kurun, biz inancımızla bozarız” motivasyonuyla dini inançlarını birleştirerek, kendi egolarını bu inançlara göre doğru ve bilge hissettikleri için karşı tarafa önemli bir mesaj yazacak şekilde görüyorlar[9]. Bu durumda diğer Twitter kullanıcılarına gülünç gelen şey ise genellikle gerçekler-ego imajı temel çatışması. Olduğundan çok daha yukarıda olan bu ego imajı bu tip diziler tarafından oldukça sık destekleniyor. Bu da dünya algısından tutun, insanların kendileri hakkında kendilerinin hayal ettiği imajı bile nasıl çarpıtabiliyor.

[1] Ortaylı, İlber. Türklerin Altın Çağı. Kronik Kitap. İstanbul, 2017. (s. 212.)

[2] projetaladin.org/holocaust/tr/bir-meslemanin-yahudilik-rehberi/yahudiler-kimdir/Akenaz-ve-Sefarad-Yahudiler-kimlerdir.html

[3] York, Neil L. “Freemasons and the American Revolution”. The Historian, Vol. 55, No. 2 (WINTER 1993), pp. 315-330

[4] Kısakürek, Necip Fazıl. Yahudilik-Masonluk-Dönmelik. Büyük Doğu Yayınları, E-kitap.

[5] www.takvim.com.tr/video/haber-videolari/payitah-abdulhamidde-bomba-sahne-mason-albert-pikein-2si-gerceklesen-3-dunya-savasi-plani: Bu videoda anlatılanlar daha sonra haberlerde gerçeklik olarak verilmiş, ancak belgenin yalanlandığından bahsedilmemiştir.

[6] Karaosmanoğlu, Kerem. Komplo Teorileri: Disiplinler Arası Bir Giriş. İletişim Yayınları. İstanbul, 2019.

[7] Bauman, Zygmunt & Raud, Rein. Benlik Pratikleri. Ayrıntı Yayınları. İstanbul, 2018.

[8] Kadir Has University, Center for Turkish Studies: ctrs.khas.edu.tr/sources/CTRS-TDP-2019.pdf (s. 28)

[9] Söz konusu tweet için bknz.: https://twitter.com/berilderang/status/1198616268422701056

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin