Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Bu yazı Söylenti Dergi Okur Köşesine gönderilen yazılar arasından seçilmiştir. Eğer siz de yazınızın yayınlanmasını istiyorsanız Söylenti Dergi Okur Köşesi Yazı Gönderim Sayfasından yazınızı gönderebilirsiniz.


Ah şu hatırlanmayacak anılar. Neden buradayım? Hanginizin ahı tuttu getirdi beni buraya? Maktulün olay yerine geldiği hangi çağda görülmüş? Şu yolu, şu parkı ve şu bankı unutmalıydım oysaki. Unutmanın hatırlamaktan çok daha büyük bir nimet olduğunu biliyorum ve unutulmanın bu denli edilgen oluşunu. Bir yarayı bile saramadan yeni bir yara açma lüksüm yok kendime. Zamana dokunmaya yetkim yok ama; belki unutmaya bir etkim olabilir. Hava neme tam doymadan, şu yeşillik kefen giymeden unutmalıyım mesela. Yeni yıla girmeden, üniversiteliler memleketlerine dönmeden, atamalar yapılmadan, bir çift daha dünya evine girmeden, saçıma bir ak daha düşmeden, yarından hemen önce, şu sıralar unutmalıyım. Hem ayrıca babam düz siyah çoraplarını giydiğimi fark etmeden, annem nerde kaldın diye çağırmadan, gitmeliyim bu civardan. Akşam ezanı okunmadan. Civardaki tanıdıklara şiş gözlerimle ve kümeleşmiş kirpiklerimle yakalanmamalıyım. Hatıralarımla rastlaşırsam yakama yapışırlar biliyorum. Kim bilir oradan nerelere sirayet ederler. Bir kısmı zaten sırtımda, bir kısmı omuzlarımda… Onları unutmak zorunda kaldığımı nasıl anlatırım, hem anlatsam ikna olurlar mı buna? Yüzsüz demezler mi bana? Ayaküstü yine binbir yalan sıkmam gerekecek kot kafamdan.  Şu sokağı, şu kaldırım taşını, şu sokak lambasını, ayağımın altından kayıp giden asfaltı, şu döner kavşağı, şuradaki ağacın gölgesini nasıl ikna ederim? İnfilak edilen hayallerimin kemik kalıntılarıyla rastlaşmak felaketim olabilir. Ciğerlerime bir şeyler batmaya başladı bile. Soluduğum havaya ne kattınız böyle? Hemen, hemen gitmeliyim bu civardan.  Bir kez daha kovulmadan buralardan. Hazımsızlık da hissediyorum şimdi, efsunlu heveslerimi görür gibi oldum şu tarafta. Yüzümden düşen bin birinci parçayı da alıp gitmeliyim. Unutturmam lazım kendimi oraya, buraya, şuraya. Ve unutmam lazım orayı, burayı, şurayı. Şu yolda dakikada kaç adım attığımı, dilimin damağımla bütünleştiğini, litrelerce suyu kana kana nasıl içtiğimi unutmalılar. Benim meyus bir şekilde ortada kalışımdan bahsetmesin kimsecikler. Gökte süzülen kuş, çöpü karıştıran kedi, bilye yuvarlayan çocuk, market sahibi… İvecen tavırlarım çok mu gitmiş hoşlarına? Eğ kafanı. Hadi daha hızlı at şu tabanlarını, geç şu karanlıklardan, basma kuytu köşelere, düşme namütenahi çukurlara. Daha fazla konuşma içinden, hesaplaşma vicdanınla. Yoksa feriştahı gelse kurtaramaz seni bu ıstıraptan.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin