Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



“Geçmişe ihtiyacım yok diye düşünüyordum. Geçmişin bana ihtiyaç duyabileceği aklıma gelmemişti.”

Kitabımızın yazarını Her Şey Aydınlandı adlı eseriyle tanıyor olabilirsiniz. Zira yazarımız bu eserle edebiyat dünyasına adım attı ve yayımlandığı sene bir fenomen haline geldi.  İkinci kitabı olan Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın sayesinde ise Jonathan Safran Foer’ın adı önemli çağdaş yazarlarla beraber anılmaya başlandı. Bu yüzden bu kitabını da elinize aldığınızda iyi bir roman okuyacağınızı gönül rahatlığıyla düşünebilirsiniz.  Kendine has anlatımı ve etkileyici konusu sayesinde yazarına büyük başarılar kazandıran roman 2011 yılında Çok Gürültülü ve Çok Yakın adıyla sinemaya uyarlanmıştır.

Konusundan bahsedecek olursak;  11 Eylül saldırısında babasını kaybetmiş Oskar’ın o günden sonra hayatının ve kendisinin nasıl değiştiğini anlatıyor kitabımız. Oskar kendini mucit, takı tasarımcısı, amatör entomolog, frankofil, vejetaryan, origamist, pasifist, perküsyonist, amatör astronom, bilgisayar danışmanı, amatör arkeolog ve koleksiyoncu gibi birçok sıfatla tanımlıyor. Fakat biz okurlar daha ilk sayfadan onu zeki, sevimli ve acı çeken küçük bir çocuk olarak gözlemliyoruz. Biraz da yalnız aslında babası gittikten sonra. Bir gün babasının dolabındaki vazonun içinden bir anahtar ve bir not buluyor ve o günden sonra tüm zamanını bunu çözmeye harcıyor. Babasıyla da böyle oyunlar oynuyordu çünkü Oskar  ve babası arkasında bir keşif bırakmıştı onun için bu yüzden bu macera ne kadar sürerse o kadar yakın hissedecekti  kendini başına. Asla vezgeçmiyor ve kendini bu keşfe adıyor.  Oskar’ın bu keşfiyle birlikte biz de yavaş yavaş babasıyla olan anılarına, büyükanne ve büyükbabasının  sırlarına, annesine dönüyoruz. Daha şimdiden hayat hakkında fazlasıyla soruya sahip bu minik adamın bu keşif sayesinde cevaplar bulmasına ve sır kapılarını aralamasına şahit oluyoruz.

Kitabın başında dahi dram hissetmemize rağmen kahramanları tanıyıp hayatlarına dahil oldukça bu dram artıyor. Hepsi  için ayrı ayrı üzülüyoruz ama en çok Oskar kalbimize dokunuyor.  Oskar’ın zekası ve sivri dili kimi zaman yüzümüzde bir gülümsemeye neden oluyor. Bu küçük adama o kadar sempati duyuyorsunuz ki bazı yerlerde kitabın içinden uzanıp ona sıkıca sarılmak istiyorsunuz.  Hele kendinizi onun yerine koyduğunuzda… O yaşta idolünü, kahramanını, babasını sebepsiz yere yitirmiş bir çocuk ve onun ağzından anlatılan bir hikaye. Üzülmemek elde değil ya da Oskar’ın deyimiyle “botlarınızın ağırlaşması”.

Kitap her ne kadar etkileyici olsa da kimi yerleri okuduğunuzda kafanız karışabiliyor. Bu kafa karışıklığı kitabın akıcılığını engellememiş tabii. Oskar ile birlikte her sayfada sırrın çözülmesine biraz daha yaklaştıkça elinizden bırakmak istemiyorsunuz.  Çok özgün bir anlatıma sahip. Oskar’ın çekmiş olduğu fotoğraflar, büyükanne ve büyükbabasının mektupları ve bazı notlara da yer verilmiş kitapta. Bu sayede hikaye farklı bir boyuta çıkıyor ve tüm bunlar gerçekmiş gibi hissediyorsunuz. Oskar’la vedalaşmak zor olsa da kitabı bitirdikten sonra memnun bir şekilde rafa koyuyorsunuz.  Son zamanlara okuyacak bir kitap arıyorsanız bu kitabı kaçırmayın derim.  Ardından filmini de izlemeyi unutmayın tabii.

“ ‘’Dünya korkunç değil!’’ demişti. ‘‘Ama korkunç insanlarla dolu.’’ “

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin