Botlarınızı Ağırlaştıracak Bir Kitap! Jonathan Safran Foer – Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın

Yazarın Diğer Yazıları

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Nazım Hikmet ve Yahya Kemal’i Buluşturan Kadın

Nazım Hikmet' in annesi olan ve oldukça varlıklı aileden gelen bu kadın, Celile Hanım. Güzelliği dillere destandır ve eşinden anlaşmazlık dolayısıyla ayrılır. O sıralarda...

Oğuz Atay’ın Başyapıtı Tutunamayanlar İncelemesi

Yaşadığı dönemde ilgi görmemiş, anlaşılamamış, aksine hep "ötekileştirilmiş" ve "tutunamamış" bir adamdan söz edeceğiz birazdan. Öyle ki şu anda adını duyduğumuzda ona ait olduğundan...

Yusuf Atılgan – Canistan’da İktidar Olgusu

Yusuf Atılgan, 1950 sonrası Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biridir. Türk romanının pek çok bakımdan özgün ve çok tanınmış eserleri olan Aylak Adam ve...
Avatar
Arşiv
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

“Geçmişe ihtiyacım yok diye düşünüyordum. Geçmişin bana ihtiyaç duyabileceği aklıma gelmemişti.”

Kitabımızın yazarını Her Şey Aydınlandı adlı eseriyle tanıyor olabilirsiniz. Zira yazarımız bu eserle edebiyat dünyasına adım attı ve yayımlandığı sene bir fenomen haline geldi.  İkinci kitabı olan Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın sayesinde ise Jonathan Safran Foer’ın adı önemli çağdaş yazarlarla beraber anılmaya başlandı. Bu yüzden bu kitabını da elinize aldığınızda iyi bir roman okuyacağınızı gönül rahatlığıyla düşünebilirsiniz.  Kendine has anlatımı ve etkileyici konusu sayesinde yazarına büyük başarılar kazandıran roman 2011 yılında Çok Gürültülü ve Çok Yakın adıyla sinemaya uyarlanmıştır.

Konusundan bahsedecek olursak;  11 Eylül saldırısında babasını kaybetmiş Oskar’ın o günden sonra hayatının ve kendisinin nasıl değiştiğini anlatıyor kitabımız. Oskar kendini mucit, takı tasarımcısı, amatör entomolog, frankofil, vejetaryan, origamist, pasifist, perküsyonist, amatör astronom, bilgisayar danışmanı, amatör arkeolog ve koleksiyoncu gibi birçok sıfatla tanımlıyor. Fakat biz okurlar daha ilk sayfadan onu zeki, sevimli ve acı çeken küçük bir çocuk olarak gözlemliyoruz. Biraz da yalnız aslında babası gittikten sonra. Bir gün babasının dolabındaki vazonun içinden bir anahtar ve bir not buluyor ve o günden sonra tüm zamanını bunu çözmeye harcıyor. Babasıyla da böyle oyunlar oynuyordu çünkü Oskar  ve babası arkasında bir keşif bırakmıştı onun için bu yüzden bu macera ne kadar sürerse o kadar yakın hissedecekti  kendini başına. Asla vezgeçmiyor ve kendini bu keşfe adıyor.  Oskar’ın bu keşfiyle birlikte biz de yavaş yavaş babasıyla olan anılarına, büyükanne ve büyükbabasının  sırlarına, annesine dönüyoruz. Daha şimdiden hayat hakkında fazlasıyla soruya sahip bu minik adamın bu keşif sayesinde cevaplar bulmasına ve sır kapılarını aralamasına şahit oluyoruz.

Kitabın başında dahi dram hissetmemize rağmen kahramanları tanıyıp hayatlarına dahil oldukça bu dram artıyor. Hepsi  için ayrı ayrı üzülüyoruz ama en çok Oskar kalbimize dokunuyor.  Oskar’ın zekası ve sivri dili kimi zaman yüzümüzde bir gülümsemeye neden oluyor. Bu küçük adama o kadar sempati duyuyorsunuz ki bazı yerlerde kitabın içinden uzanıp ona sıkıca sarılmak istiyorsunuz.  Hele kendinizi onun yerine koyduğunuzda… O yaşta idolünü, kahramanını, babasını sebepsiz yere yitirmiş bir çocuk ve onun ağzından anlatılan bir hikaye. Üzülmemek elde değil ya da Oskar’ın deyimiyle “botlarınızın ağırlaşması”.

Kitap her ne kadar etkileyici olsa da kimi yerleri okuduğunuzda kafanız karışabiliyor. Bu kafa karışıklığı kitabın akıcılığını engellememiş tabii. Oskar ile birlikte her sayfada sırrın çözülmesine biraz daha yaklaştıkça elinizden bırakmak istemiyorsunuz.  Çok özgün bir anlatıma sahip. Oskar’ın çekmiş olduğu fotoğraflar, büyükanne ve büyükbabasının mektupları ve bazı notlara da yer verilmiş kitapta. Bu sayede hikaye farklı bir boyuta çıkıyor ve tüm bunlar gerçekmiş gibi hissediyorsunuz. Oskar’la vedalaşmak zor olsa da kitabı bitirdikten sonra memnun bir şekilde rafa koyuyorsunuz.  Son zamanlara okuyacak bir kitap arıyorsanız bu kitabı kaçırmayın derim.  Ardından filmini de izlemeyi unutmayın tabii.

“ ‘’Dünya korkunç değil!’’ demişti. ‘‘Ama korkunç insanlarla dolu.’’ “

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...

Kadınca Bilmeyişlerin Tek Adı: Tante Rosa

     "Nerede olursa olsun, kadınları birbirine ortak eden tek bir şey vardır: Hayat!" 1966-1968 yılları arasında Dost dergisinde yayımlanan Tante Rosa, sonraki yıllarda kitap...

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Aydınlığı Bir Ucundan Olsa Bile Gören Kadın: Sevgi Soysal

"Hayat bir denizdir, yüzme bilmeyen boğulur." "Korkma, aydınlığı bir ucundan da olsa görenlerin işi değil korkmak." Sadece yarından konuşmak isteyen; kuru dallardan, kurumaya yüz tutmuş öz...

Dogma 95: Breaking The Waves

Dogma 95 Nedir ?  Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg tarafından başlatılmış bir film yapım hareketidir. Hollywood sistemine karşı olan, sinema sanatında hikaye anlatım tarzının...