Birhan Keskin’in İzinde: Karaduygun | 24 Alıntı

Sema Kaygusuz, Karaduygun isimli anlatı kitabında “Dürtme içimdeki narı/ Üstümde beyaz gömlek var” dizeleriyle gönüllere taht kuran Birhan Keskin’i karakter olarak kurguya dahil ediyor. Yazar kitaba “Bizi kimse dürtmemeli, değil mi Birhan kendiliğimizden uyanmalıyız” diyerek giriş yapıyor. Birhan karakterinin dışında, farklı karakterlerle katmanlı bir biçimde ilerleyen bir kurgu görülüyor. Bu katmanlı kurgunun yanında yazarın nahif diliyle kitap, okuyucuyu içerisine çekmeyi başarıyor. Bir şairin izinde yazılan bu anlatıdan kalplerimize dokunan satırları sizlerle paylaşıyor, keyifli okumalar diliyoruz!

  1. “Rüyadan tecrit edilmiş bir halde uyanıkken, dünyayı bilemeyiş yetmezmiş gibi, kendini bile bile bilemenin ıstırabını da çeker.” (sf.12)
  2. “Duvarlar, her biri aynı sözcükle kat kat örülü duvarlar, kat kat düşünmesiz, hep aynı sözcükle kimsenin anlamadığı bir dili konuşuyordu.” (sf.13)
  3. “Bilmek çok fena bir şey. Olup bitenleri değiştirememenin azabı daha yıkıcı oluyor. Bildikçe elleri de değişiyor insanın, yüzü de.” (sf.17)
  4. “Beden neyi biliyorsa o kadar acıyor çünkü. Zaten herkesin öldürülebilir olduğu bir yere aitti Musa. Öyle ki bütün dünyayı kaplıyordu bu yer.” (sf.17)
  5. “Teninde duymadıkça hiçbir acıyla özdeşim kuramayan, sadece kendi gözyaşının tuzunu tadan, bir tek kendi korkusuyla dudağı uçuklayan, yalnızca kendi kederiyle kanser olan harfsiz bir iç burkuntusuna kapılmaktansa, bütün haykırışlara ve gümbürtülere, iniltilere ve çangırtılara kulak kesilip ruhunun ruhuyla dinliyordu sesleri.” (sf.23)
  6. “Ah bu evler, nasıl da yanıltıyor.” (sf.24)
  7. “Birhan gibiler derken, dünyanın uğultusunu içinden duyan karaduygun insanlardan söz ediyorum. Aşkın bir duyarlılığı sıska bacaklarıyla taşıyan bu yeryüzü sürgünleri, nasıl ki seslerin cismaniliğini derinden biliyorlarsa, başlarındaki ağrıyı ucundan tutup iplik gibi yumağından çözebileceklerini de sanıyorlar. Her şeyi dokunulur kılan imgesel bir alemde, kendi hatıralarıyla yeniden tasarlıyorlar dünyayı.” (sf.24)
  8. “Biz zamanı, aynı şey yalnızca birimizin başına gelsin diye kurmuştuk.” (sf.29)
  9. “Bazıları su içerken kuru kursağını düşünür, bazıları ise suyu. Birhan ikisini de düşünüyordu o sıra, hem suyu, hem kuruluğu. Böylece, ihtiyaç ile arzu arasında kalan eğri büğrü bir patikada hiç istemediği bir kafayı omuzlamış, geriye kalan uykusunu arıyordu.” (sf.33)
  10. “Korkuyla dışlamak ile nefretle dışlamak arasında kalan o kıl kadar ince çizginin üstünde, kendi batıl inancının verdiği huzursuzluğu masumane bir tonda ellerime teslim etmişti.” sf.35)
  11. “Sadece hayatlarımızla bölük değiliz birbirimizden, dilim dilim zamana da bölünüyoruz. Bazen, eski zaman parçalarımıza bakınca kendimizi hatırlayamıyoruz.” (sf.38)
  12. “Hayvanlar… hep hayranlık uyandırıyor. Bize eksiğimizi hatırlatıyorlar.” (sf.39)
  13. “Sen bu dünyada misafir misin ki sevdiğin şeylere sahip çıkmıyorsun?” (sf.40)
  14. “Yaşamak değil onlarınki. Hayatta kalmak… hayatta kalmak için hafızalarını silmişler.” (sf.43)
  15. “Biz…seninle…aynı denize baktığımız için buluştuk.” (sf.44)
  16. “Gördüğü şeylere dahil olmakla kalmazdı, doğrudan hikayesine katardı. Burun buruna yaşardı her şeyi. Bir şiiri anlamak ister gibi insanları dinlerdi.” (sf.45)
  17. “Kayıbız Helin, hepimiz kayıbız. Kimyamız bozuk bizim. Toprağa tutunacağımıza ölüm korkusuna tutunuyoruz. Açgözlülüğümüz ondan. Meyveyi ağacından toplar gibi bedenle ayırıyoruz birbirinden. Beden, düşüncesi olmayan ham bir şey oluyor o zaman.” (sf.47)
  18. “Sen kim oluyorsun da benim özümden defolu bir şey gibi söz ediyorsun!” (sf.48)
  19. “Başkalarının bizimle aynı doğayı paylaştığını bilmek, basit bir terbiyedir. Sonra ekliyor hemen: Kendimizi yerel bir örnek, dünyalar arasında bir dünya olarak görmek ise terbiyenin en zor aşamasıdır.” (sf.49)
  20. “Hayvanlara ne yaptıysak birbirimize de aynı muameleyi yaptık biz. Katliamdan işkenceye, sürgünden sömürüye ne yaşadıysak, aynı azabı önce hayvanda denedik. Kötülüğü önce doğada temrin ettik, sonra birbirimizde. Aklına gelebilecek her şeyi, uçmayı, tırmanmayı, yüzmeyi, yuva yapmayı onlardan esinlendik. Sonra haince uygarlığın dışına attık onları.” (sf.51)
  21. “Değil mi ki, bir varlığa değdiğimizde tenimizde izi kalır.” (sf.62)
  22. “Beraberce efkar dağıtırken en can alıcı anlarda uzun uzun susarlar ya, bunu da yalnızlığın paydaşlığı sanırlar. Bir aradayken her zamankinden çok yalnızdırlar.” (sf.73)
  23. “Has acıyı çeken biri, hayattaki hiçbir şeyi somut olarak kavrayamamayı kabullenmişse de hayattaki her şeyi iliklerine kadar sezinleme lanetiyle sessizce ağrıyordur.” (sf.76)
  24. “Her sabah kimseler dürtmeden kendiliğimizden uyansak da, ellerimizle yontacağımız kafayı asla insandan münezzeh kılamayacaktık. İmkansızdı, imkansızdı dünyadan başka yere uzanmamız.” (sf.104)

    Karaduygun – Sema Kaygusuz
    Metis Yayınları, 2016

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Ayşegül Çelik
Ayşegül Çelik
Turnayı gözünden vuranlar bizden değildir. Turnanın kalbinden dem vuranlar, bu tarafa

Must Read

Dostluğun Mektupları: Tezer Özlü’den Leyla Erbil’e Mektuplar

'Tezer Özlü ile iki konuda birbirimize söz vermiştik. İlki, evlilik kurumunu, kocaları, daha çok eşlerimizi anlatacak birer roman yazmaktı. İkinci sözümüz ise, mektuplarımızı yayımlamaktı.'  ...