Bir zamanlar kraldım sevgilim.

Dur önce bir dinle,hemen kızma.

Kraldım. Ama öyle filmlerdeki gibi değil. Taç falan takmıyorsun kafana ya da ışıl ışıl bir cübbe giymiyorsun omuzlarına…

Böyle beyaz sakalları da salmıyorsun. Zaten nasıl salacaksın? 11 ya da 12 yaşındasın. Bıyıkların çıksın diye babanın permatiği ile traş olduğun zamanlar. Kraldım sevgilim yemin ederim.

Mahallede oynarken okul pantolonunda başka pantolon giydiği zaman zengin sayılan çocukları düşün bebeğim, uçsuz bucaksız sokaklarda saklambaç oynayan ve hiçbir zaman bulunamayan çocukları, kendisinden 1-2 yaş büyük olan çocuklardan sote bir yerde mastürbasyon yapmayı öğrenen çocukları.

Evden çaldığı unu yere dökerek kendine bir futbol sahası yapmaya çalışan nimet düşmanı günahkar çocukları…

İşte ben bu çocukların kralıydım aşkım.

Evet haklısın ağaçlardan erik çalmayı, misket oynamayı beceremezdim hatta futbol topuna bile doğru düzgün vuramazdım ama benim bir farkım vardı. Ben akıllıydım ya da şanslıydım bilemiyorum, neyse.

Mesela misketlerimi sulu boyayla boyardım. Aşağı mahalleye götürürdüm. Hollanda’dan amcam göndermiş derdim. Çocukların aklı çıkardı. 10 miskete satardım bir tanesini. Anlayacağın misketim hiç bitmezdi.

Sonra düğün arabaları gelirdi mahalleye. Korna sesini duyunca bizim çocuklar birbirleriyle yarışırdı arabanın önüne atlamak için, bir görsen. Ben arabaların önüne atlamazdım. Arabanın geleceği evler bellidir. O evlerin kapısına giderdim. Cebimde de çamaşır ipi hazır bulunurdu o zamanlar. Evin kapısına sakince kendimi bağlardım. Biliyorum sen ayakkabını bile bağlayamazsın diyeceksin bebeğim. Haklısın. Ama o zamanlar farklıydı. Sana diyorum inanmıyorsun kraldım diyorum.H er şeyi yapabilirim gibi geliyordu, neyse.

Ne diyordum? Kendimi bağlıyordum. İşte bu yüzden hiçbir zaman zarf vermediler bana. Çünkü bizim mahallede zarfların içinden para çıkmazdı. Parayı alan ben olurdum, kendini 70 kilometre hızla giden arabanın önüne atan onlar olurdu.

Daha ilkokulda karnesine zayıf getiren onlar,babasının parmakla işaret ettiği “örnek al,” dediği de ben olurdum.

Oyuncaklarını havada birbirine vurarak dövüştüren ve hemen sıkılan onlar, yer çekimi kanununu uygulayarak senaryo eşliğinde oyuncaklarıyla oynayan da ben olurdum.

Sonra bizim çocuklar misketimin ve paramın hiç bitmediğini anlayınca babalarının işaret parmağını takip ettiler. Yani itaat ettiler, ne dersem yaptılar. Arsadaki en rahat tahtanın üzerine ben otururdum. En güzel erikleri bana getirirlerdi, her maç forvet oynardım ve kaleye hiç geçmezdim bir tanem.

Sonra ne mi oldu? Anlatayım,

Öğlen saatleriydi, kulaklarımız çekirge sesine alışacak kadar yazdı mevsim. Aşağı mahalle ile maçımız vardı. Arsada buluşacaktık. Yine en son ben gittim. Takım kendi arasında ısınıyordu. Topu isteyip kaleye bir şut çektim. Çok kötü bir şuttu. Söylemiştim sevgilim nasıl oynanacağını bilecek kadar biliyordum bu oyunu. Kimse umursamadı, benden bekledikleri şey zekamla maçı kazandırmamdı. Öyle yaptım, direkler yerine kullandığımız taşlarla kaleyi küçülttüm, çok faullü oynuyor diye Pire Salih’i oyundan attırdım. Kazanmak için her şeyi yaptım. Kazandık, itaat ettiler, kral dediler, mahalleye dönene kadar beni övdüler. Hepimizin pantolonları gri kumaştı.

Ertesi gün mahalleden taşındık sessiz sedasız. Misket ve futbol oynanmayan bir mahalleye.

O günden sonra ne zaman misketlerimi boyasam yağmur yağdı.
Bir dahada dikiş tutturamadım.

Şimdi sen karşıma geçmiş yaşasın komünizm diyorsun ya iki gözüm, monarşik ülkelere sallıyorsun arada. Benim aklıma bir zamanlar kral olduğum geliyor.

Kusuruma bakma.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin