Bir Sinema Dehası Luis Buñuel ‘’ Los Olvidados’’ (Unutulmuşlar ) Eleştirisi

“Sanatçının her toplumda sorumluluğu vardır. Etkisi elbette sınırlıdır, bir ressam, bir yazar dünyayı değiştiremez. Ama uyumsuzluğu diri tutabilir. Böylece, güçlüler, kendilerini herkesin desteklediğini ileri süremezler. Bu küçük ayrım çok önemlidir.”   Luis Buñuel

1920’lerin Paris’i. Cafe Les Deux Magots da köşede duran bir masa, yanında Salvodor Dali ve Federico García Lorca oturuyor. Masanın üzerinde bir senaryo duruyor. Köşesine Dali bir şeyler karalamış. Lorca’nın beyin kıvrımlarından şehvet dolu bir şiir geçiyor. Masanın birinde genç Hemingway rom içip Paris deki şenliği anlatıyor. Bütün ilgi Picasso ve güzel karısı Olga’nın üzerinde. Diego Rivera yine Frida’yı kahretmek için genç kızların peşinde. Kafenin kapısı aniden açılıyor içeriye tüm serserilikleriyle Modigliani ve Utrillo giriyor. Sen mi kimsin? Sen; Luis Buñuel. Tüm zamanların en büyük yönetmenlerinden biri. Masada duran senaryo ise sinema tarihinde bir devrim. Endülüs Köpeği! Evet, sinemadan az da olsa anlayan herkesin hayran olduğu filmlerin yönetmeni ve yazarı. Gerçek üstücülüğün babası İspanyol yönetmen Luis Buñuel. Bu yönetmenin her filmi, üzerine saatlerce konuşulmayı hak edebilir. Ama bu gün odaklanacağımız film, yönetmenin gerçeküstücü çizgisinden uzaklaştığı ‘’Los Olvidados’’ (Unutulmuşlar).

Eğer sinema yedinci sanatsa, yönetmenler bu sanatın en büyük şekillendiricileridir. Günümüz sinemasında yüklü miktarda para ve güzel bir senaryoyla beğenilmeyecek film yok. Artık çok fazla başyapıt görülmeme sebebi de bu olmalı. Sinemaya edebiyat dokunuşları katan Buñuel gibi yönetmenlerin aksine günümüz yönetmenleri, bilgisayar karşısında filmlerini kesip biçen usta birer makasçıya daha çok benziyor. (Bu günümüzde mükemmel yönetmenler yok demek değil.) Bu filmde edebiyatın etkisini fazlaca hissedebilirsiniz. Filmin konusu kenar mahalledeki yaşamlar. Bu kadar basit ve defalarca işlenmiş bir konu. Bu filme ayrıcalık katan unsursa kendine bir kahraman yaratmadan herkesin kötü ve iyiyi içinde barındırabileceğini tüm acımasızlığıyla yüzümüze vuruyor olması. Bunun yanı sıra Buñuel’in filmlerinde sık sık kullandığı kilise ve sermaye eleştirisi göze çarpıyor. Senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı bu filmde konu ve sunum bakımından Buñuel’in felsefesini tahmin edebiliriz.

Seksen dakikalık film, oldukça kısa sürede maddi imkânsızlıklarla çekilmiş. Filmde kullanılan kameralar şu an için bize her şekilde tarihi eser gelecektir. Ama o günün şartlarında bile filmde kullanılan kameralar ve ekipmanlar eski ve yetersiz. Buna rağmen doğru çekim açıları ve ışıktan maksimum fayda sağlanabilirlik sayesinde dönem filmleri arasındaki bütçe eksikliğini kapatıyor. Filmin kötü yanları yok mu? Tabi ki de var. Neredeyse tamamı amatör olan oyuncuların, karakter yansıtmaları abartılı. Filmin oyuncularının çoğunluğunun genç yaşta olması bunda bir etken. Neredeyse mükemmele yakın olan diyalogların bizi koltukta titretmesi gerekirken bu abartılı oyunculuk yüzünden hissizlik içinde geçip gidiyor. Film herhangi bir stüdyoda çekilmemiş. Bütün mekânlar gerçek. Bu durum, bildiğimiz takdirde filmleri bizim için sempatik hale getirse de film yapımını zorlaştıran bir etken. Kaldı ki günümüzdeki filmlerin büyük kısmının çekimleri yeşil ekran önünde ya da kurulan dev platolarda gerçekleştiriliyor. Gerçek zaman ve mekân kullanımı günümüzün üstün teknolojili sinemasına aşina olan bizler için bazen sinema yerine tiyatro izliyor olduğumuzu düşünmemizi sağlıyor.

- Advertisement -

Tüm bu olumsuzluk ve yoktan var edilen olumluluklar dâhilinde Buñuel’in dokunuşları bu filmi izleyenleri farklı odak noktaları belirletebilecek hale getiriyor. Örneğin Sürrealist Buñuel’in kendisini bize en çok hissettirdiği rüya sahneleri muhteşem. Filmin bana göre en güzel sahnesi ise Pablo’nun elindeki sopayla tavuklara hücum etmesi. Her ne kadar bu sahnede kullanılan tavukların gerçekten katledilmiş olması beni üzse de düzgün kamera açısı ve doğru oyuncu-figüran kompozisyonu yönetmenlik dersi veriyor. Filmdeki belki de en çarpıcı nokta olan rüya ile olan bağlantının patlamasının görüldüğü duygu geçişi usta bir yazar kalemini görmüş hissettiriyor. Üstüne üstelik Pablo’nun gölgesi üzerine oynanan o mükemmel oyun da cabası. Kısacası ‘’Bu Sinema.’’

Teşekkürler Buñuel!

Yazan; Umut Altunel

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Avatar
Arşiv
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

Must Read

57. Altın Portakal Film Festivali İçin Geri Sayım Başladı!

Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından 3-10 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 57. Altın Portakal Film Festivali için geri sayım başladı. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın...