Bir Psikoterapistin Edebiyat Notları

Klinik psikolog, yazar Mine Özgüzel’in ilk kitabı olan Edebiyat Terapi-Yoksunluktan Varoluşa, yazarın edebiyat yoluyla sağladığı içsel iyileşme sürecine tanıklık eden dokuz denemeden oluşuyor. Denemelerin en büyük ortak noktası ise edebiyata damgasını vurmuş yazarlar üzerinden varoluşu sorguluyor ve sorgulatıyor olması.

“Ben bir varoluşçuyum!” diyen Özgüzel, kitabın önsözünde edebiyatla buluşma hikâyesini anlatıyor okurlarına öncelikle. İçe kapanık, ıssız, kırılgan bir lise öğrencisiyken felsefe öğretmeninin tavsiyesiyle Dostoyevski’yle tanışıyor; eline aldığı, içsel yolculuğuna başladığı ilk kitapsa Budala. Dostoyevski’yle başlayan okurluk macerası boyunca daha pek çok yazarla karşılaşan Mine Özgüzel, yazarlardan, yaşamdaki sorunlar karşısında farklı düşünebilmeyi öğrendiğini söylüyor ve bu yolla kendi içbeniyle buluşup içsel kalelerini inşa ediyor.

“Yazarların en büyük armağanı bilinçaltındaki çocukluk travmalarımız. Terapi ise bilinç üstündeki sendromlarla uğraşır. Edebiyat ve terapi işte burada buluşuyor.”

Kitapta bulunan dokuz denemede dokuz farklı yazarı ele alan Mine Özgüzel, bu yazarların yalnızca yaşamlarını değil aynı zamanda varoluş sancılarını, çocukluk travmalarını ve tüm bunlarla baş etme biçimlerini ortaya koyuyor. Bunu yapmasındaki hedefi ise bu yazarların hikâyeleri ve edebiyatları yoluyla varlığımızın bilinçaltımızdaki hikâyesiyle buluşup barışmamızı, edebiyatın bizlere sunduğu zenginliğin içinde kendimizi bulmamızı sağlamak. “Onlar olmasaydı kendi içime ulaşamazdım,” dediği yazarlarsa Virginia Woolf, D. H. Lawrence, Jean-Paul Sartre, Franz Kafka, Stefan Zweig, Dostoyevski, Albert Camus, André Gide ve Simone de Beauvoir.

- Advertisement -

“Bir insanın içbeniyle buluşmadığı ve kendi çabasıyla içsel varlığına dönmediği müddetçe var olamayacağına ve bunun çok değerli olduğuna inanıyorum.”

Edebiyat Terapi-Yoksunluktan Varoluşa, hayatımızdaki anne-çocuk, kadın-erkek, aile gibi tüm ilişkileri aydınlattıktan sonra ışıkları asıl olması gereken yere, kendi içimize doğru çeviriyor ve ilişkilerimizden bağımsız olarak kim olduğumuzu, kendi kendimizi nasıl algıladığımızı sorgulatıyor. İçsel varlığını keşfe çıkmak isteyen herkesin okuması gereken bu kitap, bir yazarın kaleminden dökülenleri okurken kendini yaşamanın, kendi kendini anlamanın, etrafımızdaki gürültülerden arınıp temel güç kaynağımız olan iç kalemize ulaşmanın önemini anlatıyor. Kendi sessizliğimizi sevmemiz, ondan kaçmak yerine onu dinlemeyi öğrenmemiz gerektiğini öğretiyor.  Hayatla barışık olmak, başımıza gelen olayları kabullenmek ve hayatımızın kontrolünü kendi elimizde tutmak gibi temel psikolojik konularda yaşadığımız ve tüm yaşamımızı sınırlayan sorunlarla yüzleştiğimiz bir ayna gibi Edebiyat Terapi. Olayları yönetmeye kendi içimizden başlamayı Virginia Woolf, Simone de Beauvoir ya da Albert Camus gibi yazarlardan öğrenmekse büyük bir ayrıcalık.

“İçselleştirmediğiniz müddetçe yaşadığınız yaşam körlüktür ve o körlüğün içinde yaşanılan hiçbir şey gerçek değildir.”

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Hülya Çelik
Hülya Çelik
"Sözcüklerin bütün yapıyı açan bir uzunluğu, bir derinliği, bir sıcaklığı olduğunu sanki kendim buldum. O küçük parçacığın, sözcüğün değerini hep yaşadım. Masallarda açılan kırk haramiler gömüsünün kapısındaki 'sesi' bulmaya çalıştım. O kapılar belirli üç sözcüğün söylenmesiyle açılır kapanırdı. İşte bu üç sözcük bana sözcüğe önem vermenin, değer vermenin ilk öğretisiydi. Kapının önüne gelen kırk 'eşkıya', fısıldadıkları üç sözcük ile dağın kapısını nasıl açabiliyor, diye düşünürdüm. Buldum da: Yerinde söylenmiş üç sözcük, olanaksızlıkları olumlu kılar." F. H. Dağlarca

Must Read

Bilişsel Kapitalizmin Merkezinde “Maddi Olmayan Emek”

Küreselleşmeyle birlikte tüm sektörleri etkileyen önemli değişimlerle karşılaşıyoruz. Yeni iş modelleri ortaya çıkıyor, eski düzenler yıkılıyor, üretim ve dolaşım sistemleri dijital bir görünüm kazanarak...