Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Yarattığı karakterler ve olay örgüleri, betimlediği sosyo-kültürel çevreler ile okuyucuyu kitabın içine alan ve okuyucuya olayları canlı bir tablo misali aktaran Peyami Safa, Canan adlı eserini ilk 1925 yılında yayımladı. Bir yıl evvelinde yazdığı bu roman aşk, kin, ihtiras, ihanet gibi dört dayanak üzerine kurulu ve okuyucuyu bu dört unsur üzerinde sorgulatıyor. Tam bir ahlak öğretimi niteliğinde olan bu kitap okuyucuya doğru olanı doğrudan göstermek yerine sayfalarda aramasına yol açıyor ve bu da kitabı akıcı hale getiriyor. Çünkü Peyami Safa, hakikati vermek yerine bu dört temel unsurun insanlarda yarattığı etkiyi Lami, Canan, Bedia, Selim gibi yine dört ana karakterin üzerinden veriyor.

Kitap, Bedia ve Lami’nin münzevi bir şekilde yaşamlarını sürdürürlerken, Lami’nin Canan’ı görmesi hayatının ve güzelliğinin Lami’yi etkilemesiyle hayatının alt üst oluşunu ve başka hayatları da alt üst edişini konu edinir. Canan, Bedia’dan farklıdır. İyi giyimli,süsüne önem veren, bakımına dikkat eden, Avrupai tarzda konuşan, onlara özenen alafranga bir karakterken Bedia elindekiyle yetinen, dış görünüşüne önem vermeyen ve sade hayatının içinde mutlu olan bir kadındır. Lami, gördüğü bu kadın karşısında hayalperest davranarak tüm hayatını Canan’ın önüne sermiştir ve gözü eşini, ailesini hatta bazen kendisini bile görmez. Lami, evveliyatını çok iyi bildiği ve her anında yanında olan eşi Bedia’yı bırakarak bir hayalin peşinde koşacak ve o yolda körleşecek, yok olacaktır.

Kitap Bedia’nın gözlerini açmasıyla başlar, aslında gözlerini güne değil yeni hayatına açmıştır, o sabah uyandıktan sonra ne canından çok sevdiği eşi Lami ne de kendi hayatı eskisi gibi olacaktır. Aldatıldığını bildiği Bedia, eşini geri kazanmak için her şeyi yapabilen ve Lami Canan’la birlikte yaşamaya başladığında yataklara düşecek kadar onu seven bir kadındır. Lami ise zevk ve hırs düşkünü ve daima arayan bir adamdır ve aşkı için evliliğini, hayallerini, karakterini satar ve gözü körleşecek kadar Canan’a aşık olur. Canan da genç, güzel, herkese kendisini hayran bırakan ve köle olarak satılmış olan ikbalperest bir Çerkez kızıdır. Yalnızca Lami’yi elde etmekle kalmamış, tüm erkekleri elde edecek kadar gözünü para hırsı bürümüştür hatta Lami’nin en yakın arkadaşı Selim ve Bedia’nın abisi Şemsi’yi bile..”Bazı kadınlar, dudaklarının boyasız kırmızılığıyla, gözlerinin sürmesiz karalığıyla, bellerinin korsesiz inceliğiyle birdenbire itibar kazanırlar ; hiçbir kıymetleri olmadığı halde, bu itibar onları birdenbire roman kahramanı yapar.” İşte Canan bunlardan biridir. Karakterleri anlatırken Selim’den de bahsetmek gerekir. Canan’a aşık bir erkek, Lami’nin en yakın arkadaşı, sırdaşı, dostu..Canan’la Lami’nin ilişkisini bilerek Canan’la beraber olan ama ‘inkar etmedim, itirafa mecbur olayım’ diyecek kadar Canan’ın kişiliğinin ve Lami’ye yaptıklarının farkındadır. Kitapta ise Selim, arkadaşlık ilişkilerinin sorgulanmasına yol açan bir karakter hüviyetine bürünür ve düşünce tarzı, felsefi derinliği bakımından kitapta önemli yer tutar.

Peyami Safa’nın karakterlerin isimlerini ‘tesadüf’ eseri koymadığı muhakkaktır. Canan, gönülden sevilen, gönülden sevmiş, sevgili anlamına gelir. Aynı karakter Canan gibi. Peyami Safa’nın yarattığı karakter Canan, herkesin sevgilisidir ama herkes onun için bir araçtır. O daima, kitap boyunca sevgili olmuş, gönülden sevilmiştir ve yüz güzelliği karakterinin önüne geçecek kadar erkekleri kör etmiştir, bedeni ile erkeklerin hayatında var olmuştur. Bedia, yeni ve görülmedik en güzel şey, meydana getirmek anlamını taşır. Karakter Bedia, hayatı boyunca hep var olmaya çalışmış, annesinin yokluğunda evin hanımı olmuş, babasının hem sırdaşı hem kızı olmuş ve Lami’nin hayatında kendini hem sadık bir eş hem de bir kadın olarak var etmeye çalışmıştır. Lami ise parlak, parlayan demiştir. Yıldızları bilirsiniz, bazı yerlerden gözükür bazı yerlerden gözükmez, bazı insanlar görür bazıları da görmez. Lami ise Bedia’nın hayatına parlamış ve daima Bedia cephesinden görülmüştür. Fakat o başka hayatlarda da parlama ümidi ve erkeklik egosuyla bilmediği dünyalara girmiş parıltısı sönmüştür yani Lami’nin yıldızı Canan’ın penceresinden hiç görülmemiştir. Kendisini onun dünyasında var etmek için tüm servetini, karakterini ortaya dökmüş, Bedia onun dünyasında kendisini nasıl var etmeye çalışıyorsa o da Canan tarafından görülmek umuduyla ailesinden vazgeçmiş ve Canan’ın karakterini ve hatta aldatıldığını söyleseler bile ihtimal vermeyecek kadar parlama ümidinde olan hayalperest olmuştur.

Kitapta güzellik, arkadaşlık, aşk, tutku, ihtiras gibi kavramların sıkça sorgulandığını söylemek mümkün. Peyami Safa’nın “Bir kadın harikulade güzel olabilir fakat sevilmesi için bu mühim bir sebep değildir” diyerek karaktere söylettiği bu söz kitabın ana fikri niteliğindedir. Fazla aşkın veya içerisinde bir katre dahi mantığın bulunmadığı aşkın insanları kör edeceği şu cümlelerle okuyucuya sunulur;”Aşıklar bazı çok zeki, fakat ekseriya dünyanın en kör ve budala insanlarıdır.”

Kitapta dönemin şartlarından dolayı ağdalı bir dil kullanılsa da olay örgüsünün akıcılığı ve Peyami Safa’nın ustalığı sayesinde romanın akışından kopmak mümkün değildir.

Yaşadığı her şeye rağmen sevmeye devam eden Bedia, hayalperestlikle ikbalperest bir kadının onu aldattığını bilmesine rağmen gözleri kör olan Lami ve tüm erkekleri hırsıyla ve bedeniyle kör eden Canan;

Kitabın sonunu sayfalar ilerlerken tahmin etmek mümkün olsa da, olayların akışına kendinizi kaptırırken tahmin ettiğiniz sonu bile merakla okuyacaksınız.

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin