
Ağzımdaki küfrü eze eze bindim dolmuşa. Yağmuru sevemiyordum, beni tanıyan herkes bilirdi bunu. Kafamı kurcalayacak çok önemli şeyler olmadığı zamanlarda, yağmuru seven insanlara şaşırmak gibi meziyetlerim vardı. Hepsi için ayrı ayrı şaşırıyordum. Onlara sorsam yağmurun romantik olduğunu söylerlerdi, bana sorarsanız yağmur realisttir derim.Üzerimdeki ıslaklık hiç romantik gelmiyor çünkü bana.
Ağzımdaki küfrü iyice ezdikten sonra elimi cebime atıp şoföre vermek için bozuk para çıkardım cebimden. Dolmuş biraz kalabalıktı ve az önce boş olan yerler de hızlı bir şekilde dolmuştu. Elimdeki parayı şoföre uzatmasını rica edebileceğim bir kişi aramaya başladı gözlerim. Önümdeki koltukta oturan iki kişi de kulaklıklarını takmış müzik dinliyorlardı. Gözlerimi ayakta duranlar üzerinde gezdirmeye başladım. ”Oğlum altı üstü bir para uzatacaksın lan” demeyin. İnsanlardan ricada bulunmak zor bir iştir aslında.
Sonra ne oldu da birden dolmuş boşaldı? O kadar insan nereye gitti? Sadece o ve ona takılıp kalmış gözlerim vardı. Ne oluyordu bana anlamadım. İliklerime kadar kuruduğumu hissettim o an. Birden ağzımdan birkaç cümle dökülmeye başladı: ”Afedersiniz bir kişi uzatır mısınız lütfen?” O gün görmüştüm onu ilk kez. O gün gerçekten kalbimden kalbine bir kişi uzanmıştı.








































