“Dans vücudun yazdığı yazıdır.” 

Joyce’un Kızı, Annabel Abbs tarafından yazılmış ünlü yazar James Joyce’un kızı Lucia Joyce’un hikayesini anlatan nefes kesici bir roman. Daha önce James Joyce okuduysanız ve hayatının, yazma süreçlerinin nasıl olduğunu merak ediyorsanız kesinlikle bir göz atmak isteyeceğiniz bir kitap Joyce’un Kızı. Kurgu olmasına ve Lucia Joyce hakkındaki bilgilerin çoğunun yok edilmesine rağmen yazarın Joyce ailesi hakkında epey araştırma yaptığını anlayabiliyorsunuz okuyunca. Kitap her ne kadar Lucia Joyce üzerinden ilerlese de Joyce ailesinin tüm fertlerine ve hatta bir zamanlar James Joyce’un yardımcısı olan ve ondan epey etkilenen ünlü yazar Samuel Beckett’a da ışık tutuyor.

Kitabın içeriğine değinecek olursak; 1920 ve 1930’larda Paris’te  genç, güzel ve harika bir dansçı olan Lucia Joyce’un hayatını okuyoruz. Lucia, dans ermeyi çok seven genç bir kadın ama bir dehanın kızı olmak gibi bir laneti de var. James Joyce, kızı Lucia’nın öngörü yeteneği olduğunu düşünüyor ve aynı zamanda ilham perisi. Kitaba ilk başladığımızda 1934 yılında Küsnacht’te bir doktorun kliniğinde karşılılaşıyoruz Lucia’yla. Doktora hikayesini anlattıkça biz de okuyoruz ve ara sıra 1934 yılına, doktorun kliniğine geri dönüyoruz. Joyce ailesini çok yakından görüyoruz. Mama ve Babbo dediği anne babasını bir zamanlar en yakın arkadaşı olan Giorgio adında erkek kardeşini Lucia’nın gözünden tanıyoruz. Lucia’nın babasıyla ilişkisinin ne kadar nahif ve sevgi dolu olduğunu, annesiyle ise arasında neredeyse bir nefret olduğunu hissettiriyor bize yazar. Kimi zaman bu ilişkiler öyle bir noktaya geliyor ki Lucia’yla birlikte sizde ruhunuzun yaralandığını hissediyorsunuz. Ona üzülüyor, acıyor ve çaresizliğini paylaşıyorsunuz. Babasına hayranlık duyan insanları, Ulysses’in getirdiği tepki ve hayranlığı, bir dehanın kızı olmak ve epey geri kafalı İrlandalı bir aileye sahip olmak  arasındaki ezilmeyi, dansa duyduğu tutkuyu, ailesi tarafından koyulan engelleri kısacası Lucia Joyce’un o klinikte bulunma sebeplerini tüm çıplaklığıyla anlatıyor yazar. Bir de Lucia’nın aşkı, o dönem babasının yardımcılığını yapan Samuel Beckett var. Lucia onu öngörülerinden birinde görüyor ve bunun evlenecekleri anlamına geldiğini düşünüyor. Peki öyle mi oluyor? Lucia’nın hayatının sayfalarında ilerledikçe bu ikili arasındaki ilişkinin de nasıl geliştiğini ve sonuçlandığını sanatın, tutkunun, dansın , aşkın onu nasıl esir aldığını ve hangi noktada kendini Küsnacht’te bir klinikte bulduğunu içimizde bir çok duyguyla okuyoruz.

Joyce’un Kızı, Annabel Abbs’in ilk kitabı ve 2015 Impress Ödülü sahibi bir kitap. Detaylı bir araştırması, etkileyici ve sarsıcı bir konusu, enfes bir kurgusu ve sürükleyici bir dili var. İlk kitabında epey başarılı olmuş yazar.  O dönemde sanatın başkenti diye anılan Paris’te genç bir kadın olan Lucia Joyce’u ve onun hayat hikayesini bize bir çok duyguyu aktararak anlatmış Annabel Abbs. Lucia Joyce’u bir arkadaşınız gibi görüyorsunuz ve bir noktadan sonra sanki Lucia ile birlikte siz de bu olaylara tanık olmuş, Joyce ailesinin bir ferdiymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Yazar dili epey etkili kullanmış. Lucia’nın hislerinin hepsini size de geçiriyor. Kitaba daldıkça daha çok okumak istiyorsunuz. Kesinlikle elinizden bırakamayacığınız çok başarılı bir roman.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin