Gece Modu

 

19.yy İngiltere’sinde Victoria döneminde yaşamış olan Charlotte Bronte, İngiliz edebiyatında Bronte kardeşler olarak bilinen kardeşlerin en büyüğüdür. Dönemim şartları gereği kitabı kendi adıyla değil Crurrer Bell adıyla yayınlamıştır çünkü o dönemde erkekler kadınlardan çok daha üstün görülüyordu ve kadınlar çok fazla dikkate alınmıyordu.

Roman yazarın hayatından derin izler taşır. Tıpkı Jane Eyre gibi zor bir çocukluk geçirmiş olan Charlotte Bronte, bu romanda Jane üzerinden kadın haklarından, kadının özgürlüğünden ve feminist düşünceden oldukça güzel bahsetmiştir.

“Ben kuş değilim ve hiçbir ağ beni tuzağa düşüremez. Özgür iradesi olan bağımsız bir bireyim ve şu an bunu sizden ayrılmak yönünde kullanıyorum.”

Kadınların hiçbir hakkının olmadığı bir dönemde dünyaya tek başına kafa tutan Jane Eyre kötü bir çocukluk geçirmiştir. Hikayenin asıl bölümü Jane’nin  yatılı okuldan ayrılıp Thornfield malikanesinde öğretmenlik yapmasıyla başlamakta. Öncesinde olan olaylar bize Jane’nin kişiliğinin oluşumu hakkında bilgi veriyor. Sert bir karaktere sahip olmasının en büyük nedeni çocukken sürekli yengesinden ve kuzenlerinden hem psikolojik hem fiziksel şiddet görmesidir. Kendini sürekli olarak onlara karşı korumak zorunda kaldığı için mizacı oldukça sert ve dik başlıdır.

Yatılı okuldan sonra Thornfield malikanesinde Adel adında küçük bir kıza mürebbiyelik yapmaya başlar ve tesadüf eseri o zamanlar eve pek uğramayan evin sahibi bay Rochester’la tanışır. Kitapta Bay Rochester Jane’nin ağzından şöyle tarif edilir:

“Birçok insanın onu çirkin bir adam sanacağından eminim. Yine de tavrında öyle bilinçsiz bir gurur, davranışlarında öyle bir rahatlık, dış görünümüyle ilgili öyle mutlak bir kayıtsızlık, öyle kibirli bir güven, herhangi bir dışsal çirkinliği gideremeyecek başka erdemleri ve güçleri olduğuna ilişkin öyle güvenli, adeta küstah bir inanç okunuyordu ki, ona bakan, onunla birlikte olan insan ister istemez onun bu umursamazlığını paylaşıyor, hatta bir kusur işleyerek, körü körüne onun güveniyle inancına ortak oluyordu.”

Tanıştıktan sonra ikisi de birbirinden oldukça etkilenmeye başlar ve âşık olurlar. Her akşam yaptıkları sohbetlerden  hisleri açıkça belli olsa da bunu birbirlerine açıkça söylememekte direniyorlardı.

“Birkaç kelimeyle ispatlayayım. Üşüyorsun çünkü yalnızsın. İçindeki ateşi kimse körükleyemiyor. Hastasın çünkü insanoğluna bahşedilen en güzel, en yüce ve en tatlı duygular senden uzak duruyor. Aptalsın çünkü bu kadar acı çekmene rağmen o duyguyu ne yanına çağırıyorsun ne de seni beklediği yere doğru bir adım atıyorsun”

Bay Rochester’ın ani teklifi ile evlenmeye karar verirler. Fakat tam kilisede yeminlerin edileceği sırada bir adam gelir ve ikisinin evlenemeyeceğini çünkü Bay Rochester’ın zaten başka biri ile evli olduğunu söyler. Fakat kadın delidir ve Thornfield malikanesinin çatı katında başında dadısı ile yaşamaktadır.

Tüm bu yaşananların ağırlığını kaldıramayan Jane, Thornfield malikanesinden gitmek ister fakat ne gidecek bir yeri ne de çok parası vardır. Yine de sonu ne olursa olsun orayı terk eder.

“Hayır. Sen kendin çekip gideceksin. Kimse yardım etmeyecek. Sağ gözünü kendin çıkaracak, sağ elini kendin kesip atacaksın. Kalbini sen kurban edecek ve onu göğsünden kesip atan rahip sen olacaksın.”

Thornfield’ı terk ettikten sonra başka bir kasabaya gider. Kasabada aç ve yorgun bir şekilde iş arar ama bulamaz en son bir kapının zilini çalar ama dayanamayıp daha kapı açılmadan yere yığılır. Bu evde St. John ve iki kız kardeşi yaşıyordur. Jane’nin hikayesini dinledikten sonra onu eve alırlar ve birlikte yaşamaya başlarlar. Jane iki kız kardeşle çok iyi anlaşıyordur ve daha sonra kasabada öğretmenlik işi bulur. Tesadüf eseri evdekilerle akraba olduğunu öğrenir ve kendisine amcasından miras kalan parayı onlarla paylaşır. St. John misyonerlik için Hindistan gitmek istiyordur bunun üzerine Jane’e evlenme teklifi eder ve kendisine eşlik etmesini ister. Fakat Jane bu teklifi kabul etmez.

Bir gece yarısı Jane ona seslenildiğini duyar ama etrafında kimseyi göremez. Bu ses Bay Rochester’a aittir. Jane dayanamayıp ne olduğunu öğrenmek için Thornfield’a doğru yola çıkar. Oraya vardığında konağın yandığını yangında Bay RocHester’ın karısının öldüğünü Bay Rochester’ın da kör olduğunu ve bir elini kaybettiğini öğrenir. Hemen Bay Rochester’ın yeni malikanesine doğru yola çıkan Jane, Bay Rochester’ı harap bir vaziyette bulur. Yıllar geçmesine rağmen ikisininde birbirine olan aşkında hiçbir eksilme olmamıştır. Sessiz sedasız evlenirler ve Jane, Bay Rochester’ın bakımını üstlenir birbirlerine daha çok bağlanırlar.

Bay Rochester’ın gözleri evlendikten iki yıl sonra çok iyi derecede olmasa da görmeye başlar.

“Oysa istediğim, sadece kırılgan beden değil, sensin ruh… senin iraden, senin gücün, senin erdemin, senin saflığın. Eğer istersen kendiliğinden uçup gelerek bağrımda yuva kurabilirsin. Kendi arzun olmaksızın tutmaya çalışırsam buhar gibi uçup gidersin elimden ve ben daha ne olup bittiğini bile anlamadan yok olursun. Ah! Jane, gelin bana. Lütfen gelin.”

 

BONUS:

Kitaptan uyarlanarak çekilmiş olan Jane Eyre filmini de Netflix’de bulabilirsiniz!

 

kaynakça: edebiyatvesanatakademisi.com, jane eyre kitap, 1000kitap.com

 

 

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin