Bir Charlie Chaplin Klasiği: Modern Zamanlar

Yazarın Diğer Yazıları

Ziya Gökalp’in Üç Farklı Eserine Bir Bakış

Ziya Gökalp, ulus-devlet modelinin homojenleştirici yönünün dünyayı şekillendirmeye başladığı ve ulusçuluk akımının da hızla yayıldığı bir dönemde yaşamıştır. 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın...

Popüler Kültür ve Tüketim İlişkisi Nedir?

Popüler kültür, gündelik yaşama hâkim kültür olarak karşımıza çıkar. Yöneten sınıfların, kültürel değerleri ve gelenekleri, egemen ideolojileri doğrultusunda yeniden şekillendirip bağımlı bireylere sundukları kültür...

Oğuz Atay – Tehlikeli Oyunlar | 40 Alıntı

1- "Bu sözleri unutamam artık; bütün geleceğimi kararttın. Oysa, kitaplardan söz ederken sesin ne kadar farklıydı." (s.15) 2- "İçimde bir boşluk var; perşembe sabahları, okula gitmek...

Oğuz Atay – Korkuyu Beklerken

"Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin?" diye biten bir kitap nasıl kötü olabilir? Bilenler bilir, bendeki Oğuz Atay sevgisi bambaşka. "En sevdiğim yazar" tanımlamasını onun için...
Zeynep Gizem Eskici
Zeynep Gizem Eskicihttp://instagram.com/siyahbeyazkutuphane
"küçük hanım yine hayaller peşinde... küçük bir hanım olamayan küçük hanım"

Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte, on dokuzuncu yüzyıldan itibaren fabrikaların oldukça önem kazandığı bir dönemden bahsedebiliriz. Bu dönem için bahsedilebilecek önemli bir kavram ise, yabancılaşma kavramıdır. Yabancılaşma, yoğun iş temposunun etkisiyle bireyin hem kendine hem de yaptığı işe yabancılaşma halidir.

Modern Zamanlar, 1936 yılında vizyona girmiş; başrolünde Charlie Chaplin yer alan bir filmdir. Büyük Buhran zamanında izleyicilere aktarılmış, filmde toplumcu bakış açısı oldukça görülür. Döneme dair sert bir eleştiri filmi olarak anılmakla birlikte, aktarılan döneme dair farklı detaylar görmemizi sağlar.

Konusuna gelecek olursak; Şarlo, fabrikada çalışan bir işçidir. Montaj bandının başında durur ve önünden geçen vidaları hızlı bir şekilde sıkıştırmak zorundadır. En ufak bir aksilik yaptığında bile, ustabaşı hemen duruma müdahale eder. Montaj bandında çalışan her işçinin farklı bir görevi olduğu için herkesin kendi işini layığıyla yapması gerekmektedir. Bu nedenle, yabancılaşma kavramını burada oldukça görürüz. Mesela, Şarlo’nun iş başında olmamasına rağmen hayali bir şekilde hala vida sıkıyormuş gibi hareket etmesi bu duruma örnek olabilir.

Dönemde, mavi yakalılar olarak adlandırılan işçi sınıfının nasıl ağır şartlar altında çalıştığını, sermaye sahiplerinin tavırlarını ve işçileri ne denli yorduğunu görüyoruz. Baş kahramanımız Şarlo’nun ise, bu duruma ne denli katlanıp ve nasıl şekilde tepki verdiğini ilerleyen dakikalarda görmek mümkün. Sistemi asıl ayakta tutan sınıfın mavi yakalılar olduğu düşüncesi filmde yer alıyor.

Filmdeki bir başka önemli detay ise, işçilerin tepki göstermek amacıyla yaptığı yürüyüş diyebiliriz. Bu sırada yaşanan yanlış anlaşılma yüzünden Şarlo’nun başına olumsuz bir durum gelse de, bu olumsuz durumun dönemin hayat şartları düşünüldüğünde yaşam kalitesi bakımından daha iyi olduğu görülür.

- Advertisement -

Daha sonra, Şarlo’nun bir sokak kızıyla tanışması hayattan beklentilerini de şekillendirmiştir. Kurulan hayaller, yaşama tutunma şekli daha da anlamlı olmaya başlar. Birlikte daha iyi bir yaşam şekli için çeşitli işlerde çalışırlar. Özellikle sınıflar arasında, sıkıntıların da farklılaştığını gözlemleyen Şarlo, dönemin eğlence sektörüne ilişkin eleştirilerini de bu sahnelerden birinde gösterir. Şarlo’nun şarkı söyleyip dans etmesi ve insanların ne olduğunu bilmeden alkışlaması bu duruma yönelik bir eleştiridir.

Filmi genel olarak düşündüğümüzde, Charlie Chaplin’in oyunculuğunun ne kadar mükemmel olduğunu anlıyorsunuz. Sessiz sinemada, eğlence odaklı olmasından ziyade ne kadar da düşündürücü olabileceğini bu film ile görüyorsunuz. Üstünde düşünülecek çok fazla sosyolojik detaylar olmakla birlikte, 1936 yılından bu yana hala ne kadar etkili bir film olduğunu anlıyorsunuz.
Bana kalırsa çok başarılı bir filmdi; emek, umut ve değişen dünya adına…

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...

Kadınca Bilmeyişlerin Tek Adı: Tante Rosa

     "Nerede olursa olsun, kadınları birbirine ortak eden tek bir şey vardır: Hayat!" 1966-1968 yılları arasında Dost dergisinde yayımlanan Tante Rosa, sonraki yıllarda kitap...

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Aydınlığı Bir Ucundan Olsa Bile Gören Kadın: Sevgi Soysal

"Hayat bir denizdir, yüzme bilmeyen boğulur." "Korkma, aydınlığı bir ucundan da olsa görenlerin işi değil korkmak." Sadece yarından konuşmak isteyen; kuru dallardan, kurumaya yüz tutmuş öz...

Dogma 95: Breaking The Waves

Dogma 95 Nedir ?  Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg tarafından başlatılmış bir film yapım hareketidir. Hollywood sistemine karşı olan, sinema sanatında hikaye anlatım tarzının...