Rengârenk ampuller vardı beş karış havada olan akıllarımızın da üstünde.  Hiç gelmeyecek bir vapuru izlemeye durmuş,  yazın götürdükleri,  sonbaharın getirdiklerini düşünüyorduk birlikte.  Küçük bir çay bahçesinde saatlerce oturmak eylemsizlik gibi görünüyor olabilirdi. İçinde senin de geçeceğin bu cümlelerin sonu çay bahçesinde bitsin istemezdim.  O zamanlar bir yatak, bir kütüphane, bir demlik de çay isterdim aklıma sen gelince. Yerde çıtırdayan yapraklara basmamak için çaba sarf ederken, belki de konuşamayışımızı dinliyorduk ikimiz de, gergindi masanın altında ayaklarımız. Sonunda aynı şehrin sokaklarında yürüyen ayaklarımız vardı. Karşı karşıya oturmuş, birbirine değmiyor olmaktan mutlu, gitmeye hazır, geçmişi düşünen ayaklarımız. Denize karşı çay içerken, sonbahar rüzgârları savuruyordu saçlarımı. Bir sigara daha yakıyordum, senden uzağa üflüyordum dumanını.  Kuvvetle ümit ettiğim tek şey, benden kalan hiçbir izin olmayışıydı üstünde. Çaylar geliyor, çaylar gidiyordu masamıza. At kestaneleri toplayan çocuklarda sonbahara ters düşen bir takım mutluluklar vardı. Hava kararıyor, kuşlar bile utanmasalar öteceklerdi gibi. Çayları getirip, boşları götüren, tabiri caizse bizim hikâyemizin tek bölümlük tanrısı Rasim Bey dolanıyordu ortalıkta. Sen adını bilmiyordun, tesadüf bu ya, ben de bilmiyordum. Bir tanrı olsa, adı Rasim olurdu o bey amcanın. Kareli gömleği, gömlek cebinde bir paket sigara, boynunda da yakın gözlüğü vardı. Seni başka hikâyelerin başka bir Rasim Amcası olarak hayal ettim o an. Gülümsemiş olmalıyım, ya da kaçamak bir bakış atmışımdır sana. Karşımdasın ve buna inanmak Rasim Amcalara tapınmaktan daha gülünç geliyor bana. Ampuller yanıyor. Bir çay bahçesinin mavi ampulünde gözlerini aramak var ya cümlesi, yazdıktan sonra çok şiirsel geliyor. Senin için yazdığım bütün şiirleri yakıp sensiz gecelerde ısınmaya çalışsam yine sen, bir daha sen ve en çok sen olacaktın üşümüş ellerimde. Sırf bu yüzden, hiçbirini yakmadım, inan bana. Her aşkın bir Kadıköy-Beşiktaş seferi varmış, öyle diyor sevdiğim bir yazar. Hiç var olmamış bir aşkın vapuru iskeleden kaçta kalkar bilinmez. Deniz dalgalanır, martılar vapuru istila eder, kaptan kalp krizi geçirir belki. Biz o çay bahçesinde, o vapuru izlemeye durmuş aynı anda başka şeyler düşlüyorduk birlikte. Yıllardır duymadığım bir şarkı radyoda çalıyormuş da, sonuna yetişmiş gibiydim. Sistemin içinde yavaş yavaş çürüyen duygularım vardı o zamanlar. Hissedebiliyor olmak bir vasıf sayılırken hiçliğin dünyasında, konuşmadan oturan iki insan hala çok şey anlatabiliyordu. Yorgun gözüküyordun ben gözlerimi dikmiş sana bakarken. İzlendiğinin farkına varmış her insanın yapacağı ilk şeydi, doğrulmak ve kaçamak bakışlarla istemsizce onaylamak izlendiğini. Bambaşka hayatların izlerini taşıyan gözlerimiz birbirine değdi. Ürperdiğimi anımsıyorum o soğuk eylül akşamında. Omuzlarımdan aşağı kaymış kahverengi şalımı usulca sardım boynuma. Yutkunacakken boğazıma gözlerin kaçtı, bir öksürüktür tuttu sonra. Masaya bir bardak su geldi, o ana kadar söylediğin ilk ve son şey çıktı dudakların arasından. ‘’İyi misin?’’ Gözyaşlarımı saklamak için annemin misafire diye yaptığı dolma tencereleri geldi aklıma. Ya da bir anda yağmur başlasın, karışsın gözyaşlarım yağmura. Artık eylemsizlik değil, kocaman bir uçurum vardı aramızda. İnsanların birbirlerine gerçekten nasıl hissettiklerini sormayışlarının üstünden birçok nesil geçmişti. Vapur gelmeyecekti biliyordun. Ancak ve ancak bir rüzgâr eserdi aramızdaki uçurumun ardından. Yapraklar savrulur, ben iyi olurum, o vapur gelir, sen biner giderdin uzaklara. Ne de olsa Rasim Amcalar gelir, çaylar gider, yaşananlar boğazına takılır insanın. Sen gitmedin, ben daldım gökyüzüne, ayın son dördüne. Bir sigara daha yaktım, bir çay daha getirdi tanrım bana. Hava iyice karardı, mavi ampuller göz kırpmaya başladılar uzaktan. Yıllar öncesinden bir şarkı çaldı Rasim Amca. Sense usulca kalktın masadan. Şimdi bakıyorum da o ana, bir fotoğraf karesi gibiydi karşılıklı oturmamız. Ben yok olacak bir ayın son demlerini izliyorum, sense yavaşça kalkıp gidiyorsun.

‘’Ve bir eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun, yürüyorsun.’’

Paylaş
Önceki İçerikİntihar Süsü
Sonraki İçerikYaranın İzahı
Söylenti Dergi'de geçmiş zamanda yazar olan dostlarımızın eserleri bu hesapta arşivlenmektedir. Yazar onayı olduğu sürece kaynak göstererek kullanmak serbesttir.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin