Gece Modu

 

“şimdi ay doğar bulutlar arasından

kavat derebeyleri yüreksiz bolu beyleri

hırsızlar, yüzde oncular, kumar erleri

cebren ve hile ile haklarımızı alan

zulmü ve alçaklığı yöneten murdar üçken

biliyor musunuz bir orman gelişiyor şimdi

türküleri duyuyor musunuz nice derin

yakılmış çoban ateşleriyle dağlarda

karanlığı tutuşturup bir köşesinden

geceyi gündüze çevirenlerin”

Cemal Süreya’nın “Üvercinka”sı,“İki Kalp”i ya da “Sizin hiç babanız öldü mü” şiirleri kadar çok bilinmeyen kıyıda köşede kalmış fakat her dizesinde ayrı bir anlam gizli olan şiir 555K. Bilmeyenler için şiirin adı ilk duyulduğunda kulağa garip gelebilir ya da şiiri ilk okunduğunda “Neden 555K? Nereden geliyor ki bu isim?”denilebilir. İşte tam bu noktada Türk siyasal tarihimizin 1950-1960 arası dönemine gitmeniz gerekir.

7 Ocak 1946’da iktidar partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin de desteğiyle kurulan Demokrat Parti “özgürlük” ve “ekonomik refah” vaatleriyle iktidara yürümüş, “Yeter, söz milletin!” diyerek 14 Mayıs 1950’de halkın önemli bir kısmının oylarını almış, 27 yıllık CHP iktidarına son vererek kendisi iktidara geçmiştir. Bu süreç her bakımdan Türk demokrasi tarihi için bir dönüm noktası olarak değerlendirir.

Demokrat Parti, büyük toprak sahiplerinin, liberal bir politika izleyeceğini savunduğu için kentli tüccarların, laiklik yolunda atılan bazı devrimleri eleştirdiği için dindarların ve tarikatların büyük desteğini almıştı. Bunun yanında Demokrat Parti’nin ilk beş yılı özellikle ekonomik kalkınmada ciddi atılımlara sahne olmuştur. Marshall yardımları sayesinde başta traktör olmak üzere tarım aletlerinin sayısında önemli artışlar yaşanmış, kara yolu yapımına önem verilerek Anadolu’da bulunan pek çok köy ve kasabaya yol, su, elektrik götürülmüştü. Bu gelişmeler halkta büyük bir memnuniyet uyandırmış ve Demokrat Parti’ye olan destek giderek artmıştı. Ancak ekonominin plansız yapılması zaman içinde ciddi bozulmalara sebep olmuş ve ülke büyük sıkıntılar altına girmişti.

1950 ortalarına gelindiğinde ekonomide iyice dışa bağımlı hale gelinmiş, Atatürk döneminde kurulan halk evleri, İnönü döneminde kurulan Köy Enstitüleri kapatılmış, muhalefetteyken daha çok demokrasi, basın özgürlüğü ve birey özgürlüğü gibi talepleriyle sesini yükselten Demokrat Parti iktidara gelince halkın oylarına güvenerek basını, muhalefeti, üniversiteleri baskı altına almaya başlamıştı. Bu baskı giderek artmaya devam etmiş, üniversite ve birçok kurum ve kuruluşlarda tasfiyelere başlanmıştı.

Baskı politikası, kısıtlanmış özgürlük, gittikçe kötüleşen ekonomi, kapatılan gazeteler, üniversitelerin tasfiyesi memleketin pek çok yerinde yaşayan halkı ayağa kaldırmıştı. Özellikle üniversitede okuyan öğrenciler bu baskıcı rejime baş kaldırmak için yürüyüşler,  protestolar, eylemler düzenlemiştir. Hem de bir parola ile: “555K” parolası. İşte tam burada başlıyor bu şiirin hikayesi…

Demokrat Parti tarafından 18 Nisan 1960’da muhalefet ve basın üzerindeki baskıyı arttırmak amacıyla mahkeme yetkileriyle donatılmış bir Tahkikat Komisyonu kurulmuştu. Kurulan komisyon göreve başlarken tüm siyasi faaliyetlere yasak koymuş ve komisyon aleyhine yapılacak haberlere de yayın yasağı getirmiştir. Bununla beraber 27 Nisan’da bu komisyona yeni ve olağanüstü yetkiler tanıyan bir kanun geçirildi. İnönü siyasi hayatının en önemli konuşmalarından birini o gün bu kanunun getirilmesiyle yapmış ve şu sözleri söylemiştir: “Arkadaşlar şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır. Bu yolda devam ederseniz ben de sizi kurtaramam.”

İhtilalin ilk kıvılcımı 28 Nisan 1960 Beyazıt’ta İstanbul Üniversitesi önünde sabahın ilk saatlerinden itibaren öğrenciler Atatürk heykeli önünde toplanmasıyla başlamıştı. “Kahrolsun diktatörler, hürriyet  isteriz!” diye bağırıyorlardı. Çok geçmeden polis müdahale etti ve öğrenciler kordon altına alındı. Gençler dağılmayınca ateşler açıldı, bir öğrenci hayatını kaybetti kırk kişi yaralandı. Ertesi günü aynı durumlar Ankara’da Mülkiye ve Hukuk Fakülteleri önünde yaşandı. Artık sıkı yönetim ilan edilmiş ve üniversiteler kapatılmıştı.Bu şiddetli eylemler sonrasında öğrenciler yine büyük bir gizlilik içinde Ankara’nın tam kalbinde bir eylem planlıyorlardı. Bu eylem 555K eylemiydi. Eylemin parolası 555K “5. ayın 5.günü saat 5’te Kızılay’da” olunacağını ifade ediyordu. Bu eylemin kurucuları arasında Altan Öymen, Cemal Süreya gibi isimler vardı. Cemal Süreya eylem için “Aslında farkında değildik ama bizi yöneten Altan Öymen’di.” diyor. Eylemler başlamıştı ve Kızılay’da eylem sürerken o sırada Bayar ve Menderes meclisten dönüyorlardı ama eylem yapıldığını anlayınca konuyu anlamak üzere eylem noktasına gitmişlerdi. Meydana ulaştıklarında bir şaşkınlık yaşanmış, ardından tepkiler, sloganlar ve yuhalamalar başlamıştı. Bayar daha soğukkanlı şekilde olayları izlerken “Menderes istifa!” sloganını duyunca başbakan kendini kaybedip öğrencilerin üzerine yürümüş, bir ağız dalaşı başlamıştı. Menderes, “Ne istiyorsunuz?” diye sormuş, öğrenciler, “Hürriyet istiyoruz!” diye haykırmışlardı. Menderes, “Öldürecek misiniz beni, hadi, öldürün bakalım!” diye karşılık verince, “Biz katil değiliz, katil hükûmet!”  yanıtını almıştı. Daha sonra Menderes, Hürriyet’in Ankara Temsilcisi Emin Karakuş’un aracına bindirilip meydandan çıkartılmıştı.

Darbeden önce yaşanan bu 555K olayı demokrasi daveti olarak da adlandırılır. Sezai Karakoç’un söylediğine göre Cemal Süreya o meşhur şiiri “555K”yı 27 Mayıs darbesinden önce kaleme almış ve öğrencilerin arasında elden ele dolaşmaya başlamıştı. Şiir okunduğu zaman 27 Mayıs’a doğru giden yolda çoğu üniversite gencinin dünyasına hitap ettiği görülmüştü. “Hırsızlar, yüzde oncular, kumar erleri /cebren ve hile ile haklarımızı alan” dizelerinde o dönemde hazine Dış İşleri Bakanlığına bağlı olduğu için “yüzde on” komisyon alan Bakan Fatih Rüştü Zorlu’yu kastetmesi ya da İsmet İnönü’nün 18 Nisan 1960’ta DP’ye yönelik sarf ettiği, “Bu yolda devam ederseniz sizi ben de kurtaramam”cümlesine “Biz şimdi yan yana geliyor ve çoğalıyoruz/ Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını/ İşte o gün sizi Tanrılar bile kurtaramaz.” dizeleriyle atıf yapması 27 Mayıs’ı meşru gören, demokrasiyi hasretle selamlayacak olan insanların hislerine karşılık olarak yazdığını anlayabiliriz.

Bakıldığında şiirler, romanlar, şarkılar sivil tarihin oluşumunda aslında en önemli belgelerdir. O dönemin en sıra dışı öğrenci eylemlerini böyle bir belge ile anlatan Cemal Süreya’ya teşekkür ederiz. İyi ki yazdı, iyi ki okuyoruz.

555K

 

Şimdi Bursa’da ipek çeken kızlar

Bir karasevda halinde söylemektedir:

Görmeğe alıştığımız nice yazlar

Kimleri alıp götürdüler ama kimleri

Karanfil bıyıklı genç teğmenleri

Ak saçlı profesörleri, öğrencileri

Adları şuramıza işlemektedir

Ah dayanmaz dayanmaz bakmaya gözler

Bir kara sevda halinde söylemektedir

Şimdi Bursa’da ipek çeken kızlar

 

Şimdi Erzurum’da çift sürenlerin

Geçit vermez kaşlarının altında

Derindir, ıssızdır, korkunçtur gözleri

Sabanın demiri girdikçe toprağa

Hınçlarını gömmektedir içine yerin.

Çünkü millet hayınları Ankaralarda

Çünkü İzmirlerde, çünkü İstanbullarda

Çünkü başka yerlerinde memleketin

Kanına girdiler masum gençlerin

İşte onun için karanlıktır gözleri

Şimdi Erzurum’da çift sürenlerin.

 

Şimdi saat sekizdir başlar gecemiz

Gündüzü kısalttılar geceyi uzattılar

Şimdi acının ve hüznün göklerinde

Umudun yıldızı sarı yıldız mavi yıldız

Uykumuzun bir ucunda bombalar

Bir ucunda hürriyet inancı sabaha kadar

İngiliz usulü piyade tüfekleriyle

İnsanca yaşamanın onuru arasında

Milletcek bir gidip bir geliyoruz

Şimdi saat sekizdir başlar gecemiz

 

Şimdi ay doğar bulutlar arasından

Kavat derebeyleri yüreksiz bolu beyleri

Hırsızlar, yüzde oncular, kumar erleri

Cebren ve hile ile haklarımızı alan

Zulmü ve alçaklığı yöneten murdar üçken

Biliyor musunuz bir orman gelişiyor şimdi

Türküleri duyuyor musunuz nice derin

Yakılmış çoban ateşleriyle dağlarda

Karanlığı tutuşturup bir köşesinden

Geceyi gündüze çevirenlerin

 

Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya

Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya

Anamız çay demliyor ya güzel günlere

Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa

Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız

Bu, böyle gidecek demek değil bu işler

Biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz

Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını

İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz.

 

KAYNAKÇA

Demokrat Parti Tarihi Ve İdeolojisi/ Cem Eroğlu -Yordam Kitap-

Bir Başkaldırının Öyküsü: Parola 555K/ Bülent Ulus, Hakan Güngör -Kor Kitap-

32.Gün Arşivi

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin