Bilişsel Kapitalizmin Merkezinde “Maddi Olmayan Emek”

Küreselleşmeyle birlikte tüm sektörleri etkileyen önemli değişimlerle karşılaşıyoruz. Yeni iş modelleri ortaya çıkıyor, eski düzenler yıkılıyor, üretim ve dolaşım sistemleri dijital bir görünüm kazanarak yeniden biçimleniyor. Bütün bunların yanında emek sürecinde de temelden bir değişim gerçekleşiyor. Evet, kapitalizmin bir dönüşüm geçirdiğine ilişkin çok sayıda işaret var. Özellikle sermayenin esnek ve yenilikçi yapısını görmezden gelemeyiz. Peki ya yaşamımızın her yerine sirayet eden kapitalizmin değişmeyen tek özelliğinin amansız kar arayışı olduğunu söyleyebilir miyiz? Üretimin sürekli dönüştürülmesi, toplumsal ilişkilerin değişmesi ortaya çıkan, belirsizlik, kriz ve bu yeniden kaynaşma durumu tam da içinde bulunduğumuz toplumu yıkmak yerine aksine daha da sağlamlaştırmıyor mu? Bu durumda kapitalizmin tek korkusu kalıcı istikrar oluyor. Her şey yıkılmak üzere inşa ediliyor. Öyle ki bu süreç sonsuza kadar, tekrar tekrar, çok daha karlı biçimde devam edebilsin. Tam da bu değişimler gerçekleşirken emeğin niteliği ve doğası da değişiyor. Gelin şimdi hep birlikte maddi emekten gayri-maddi emeğe nasıl geçtik bir göz atalım.

Hangi Kapitalizm?

Merkantil ve endüstriyel evrelerden sonra gelen, kapitalizmin üçüncü evresi olarak adlandırdığımız “bilişsel kapitalizm”, üretim sürecinde dijital emek süreçlerinin kullanıldığı (yani maddi olmayan) yeni bir kapitalizm biçiminin söylemi olarak karşımıza çıkar. Bilişsel kapitalizmi karakterize eden şey, bilgi,enformasyon,duygulanım ve iletişimin oynadığı merkezi roldür.Kapitalizmin değiştiğine dair söylentiler boy gösterirken artık kapitalizmin eskisi gibi olmadığı veya aşılmakta olduğu vurgulanmaktadır. Bugüne kadar kapitalizm için alternatif olarak gösterilen birçok adlandırma yapılmıştır. “sanayi sonrası toplum, bilgi ekonomisi, teknoloji toplumu, enformasyon çağı…” bu adlandırmaların sadece bir kısmını oluşturur. Özellikle İkinci Dünya Savaşı ve 1970’lerdeki kapitalizmin krizinden sonra yayılan enformasyon teknolojileri bu duruma zemin hazırlamıştır. 1990’lardan itibaren internetin yaygınlaşması , bu kez, “ağ toplumu” kavramını ortaya çıkarmıştır.  Günümüzde ise özellikle otonomcu Marksizm de birden fazla ad üretilmiştir. Özellikle  İmparatorluk ve Çokluk gibi önemli eserlerin yazarları olan Michael Hardt ve Antonio Negri ekonomik postmodernleşme veya enformatikleşme süreci gibi tanımlamaları tercih ederler. Şüphesiz Hardt ve Negri’ye göre bu sürecin başlangıcı post-Fordist döneme dayanır.Post-Fordizmden ise şunları anlamalıyız: Üretimin merkezsizleşmesi, enformasyona dayalı maddi olmayan emeğin belirleyici olduğu bir üretim süreci. Yani artık bildiğimiz “eski” kapitalizm gibi montaj bandında, mesai saatlerine uyarak çalışan işçi figürü artık yoktur. Bunun sonucu olarak emeğin üretilmesi için kurulan fabrika gibi fiziksel mekanlara da ihtiyaç yoktur. Pek tabii bu üretimin ya da emeğin ortadan kalktığı anlamına gelmemelidir.En genel anlamda ifade edecek olursak özellikle dijital ve web temelli teknolojiler ile birlikte üretimde doğal hammaddelerden ziyade insan zekası temel alınmaya başlamıştır.

- Advertisement -

Gayri-maddi Emek, Dijital Emek

Ekonomik postmodernleşme veya enformatikleşme dediğimiz bu sürecin merkezinde ise “maddi olmayan emek” kavramı yatıyor. Çünkü bu sürecin sonunda ortaya maddi ve kalıcı bir ürün çıkmıyor. Hardt ve Negri buna, “bir hizmet, bir kültürel ürün, bilgi ya da iletişim gibi maddi olmayan mallar üreten emek” der. Hardt ve Negri, bu kavramı İtalyan Otonomistleri’nin 1960’lı ve 1970’li yıllardaki tartışmalarından ödünç alsa da kavramın kökleri çok eskilere dayanır. Kavramı on dokuzuncu yüzyılda ilk kez dile getiren kişi, Henry Storch’tur. Hatta Karl Marx, Artı-Değer Teorileri’nde doğrudan kavramı kullanmamış olsa da, bir noktada Storch’un tartışmasına değinir. Ancak bu kavram aslen İtalyan Otonomist hareketinin önde gelen isimlerinden olan Maurizio Lazzarato’nun katkısıyla duyulur hale gelmiştir. Lazzarato’ya göre, maddi olmayan emek kavramı emeğin iki yönüne işaret eder. Bir yandan metanın ‘enformasyonel içeriği’ yani özellikle endüstri sektörlerinde çalışan işçilerin emek süreçlerinde gerçekleşen değişimlere doğrudan bir gönderme yapar. Diğer yandan, maddi olmayan emek metanın “kültürel içeriğini” üreten etkinlik bakımından normalde iş olarak kabul edilmeyen etkinlikleri içerir.

Maddi olmayan emek yalnızca üretimde değil aynı zamanda öznellik üretiminde de yeni bir boyutu simgeler. Örneğin Facebook, İnstagram ve benzeri sosyal ağlar en başta profil oluşturmak suretiyle kullanıcılarını “özne” olmaya davet ederler. Artık sosyal ağlar, “toplumsal fabrikalar”dır ve bu fabrikalarda “dijital emek” üretilmektedir. Üretilen bu emek ise profilin takipçilerini potansiyel birer müşteriye profilin sahibini ise satıcıya dönüştürür. Örneğin kimi bloggerların kendine ait hesaplarından kozmetik ürünler, teknolojik araçlar, kitap önerileri yapmaları bunun en iyi bilinen örneklerindendir. Aslında hepimiz sosyal medyada bu üretimi gerçekleştiriyoruz. Fotoğraflarımızı, hikayemizi(story) paylaşırken, arkadaşlarımızın fotoğraflarını beğenirken(like) ve yorum yaparken…

Hardt ve Negri’nin toplumsal fabrika kavramından yola çıkarsak artık üretim fabrikanın sınırlarını aşmıştır. Kullanıcılar olarak evimizde, ofisimizde, Starbucks’da kahvemizi içerken ya da yolda yürürken belli platformlarda içerik oluşturuyoruz. Hardt ve Negri’ye göre artık sermaye geleneksel fabrika ve imalathanelerin ötesinde toplumun geneline yayılmış durumdadır. Peki hiç düşündünüz mü biz kullanıcıları “emek harcamaya” ya da profilimizi düzenlemeye iten şey nedir? Az önce yukarıda ifade ettiğim gibi bir özne olarak fark edilme isteğinden başka bir şey değildir. Görülmek istiyoruz. Kendi kamusal alanımızı yaratmak istiyoruz. Davet ederek, bağlanarak, etiketleyerek, bağlantı paylaşarak bu alanda bir özne olarak görülmek istiyoruz.

Bu dijitalleşme süreci metalara da belirgin ölçüde yansıyor. Marx, kapitalist toplumların zenginliğinin “muazzam bir meta yığını” olarak göründüğünü söyler. Bugün gündelik yaşamda metaların yoğunluğunu hepimiz hissediyoruz. Artık her şey karşımıza meta olarak çıkıyor. Ancak bu metalar diğerlerine göre farklı özellik gösteriyor. Her şeyden önce gayri-maddidirler, tükenmezler, bozulmazlar, aşınmazlar, depolanabilirler, işlenebilirler ve yeniden üretilebilirler. Çünkü hepsi enformasyonel bir içeriğe sahiptir. Tüketirken yok olmazlar. Depolanan enformasyon her zaman işlemdedir. Örneğin Facebook veya İnstagram için, oluşturduğumuz veya kaydettiğimiz içerikler bir artı değerdir. Aslında Facebook ve İnstagram’ın görünürde durmadan artan piyasa değeri tamamen biz kullanıcıların maddi olmayan, hissi emeklerimizi gönüllü olarak sisteme yüklememize dayanır. İnsanlar bu siteleri aktif olarak kullandıkları, kişisel enformasyonlarını arşivledikleri, profillerini güçlendirdikleri kısacası dijital varlıklarını ispat ettikleri bir mecra olarak görmektedir. Biz kullanıcılar için bu  fark edilmekle ilgili bir meseleyken bu platformalar içinse ekonomik olarak ayakta kalabilme zorunluluğundan başka bir şey değildir.

Ghonim’e göre ise durum açıktır: “Bizim devrimimiz Wikipedia gibi. İçeriğine herkes katkı sağlıyor ama insanların ismini bilmiyorsun. Olan şey tam da bu. Her bir kişi ufak tefek şeyler katıyor, küçük parçaları yerleştiriyor. Devrimin büyük resmini biz çizdik ancak bu resimde kimse kahraman değil.”

“Muhtemel avantajlara dikilmiş göz, bütün insani ilişkilerin ölümcül düşmanıdır.”

Thedor Adorno

 

Son olarak doğal hammaddeden ziyade insan zihnine evrilen maddi olmayan emeği anlamada Fransız düşünür Michael Foucault’nun College de France derslerinde ortaya koyduğu bir tartışma belki bize yardımcı olabilir: “İnsan sermayesi”.

Foucault’a göre “insan sermayesi”, ekonomik olarak henüz keşfedilmemiş yeni bir ‘toprağı’, bir ‘madeni’ işaret eder. İnsan sermayesi temelde iki süreci içerir. Birincisi, “ekonomik analizin daha öne keşfedilmemiş bir alana doğru genişlemesi”, ikincisiyse “daha önce ekonomik olmadığı düşünülen bütün bir alanın katı bir ekonomik yoruma indirgenmesidir. Yani kar ve artı-değer döngüsüne dahil edilmesidir. Günümüzde yaşanan şey tam da bu dur. Yeni bir sermaye alanı oluşmuştur ve canlı bedene yatırım kaçınılmaz olmuştur. Toplumsal fabrikalarımız, sanal bir nüfus doğurmuştur. Bizler de bu sanal nüfusun içinde ürettiğimiz dijital emeklerimizle yeni bir sermaye alanına katkı sağlıyoruz. Bu açıdan bakarsak Facebook, İnstagram, Twitter gibi ağlar birçok bakımdan ‘muhtemel avantaj’ barındırır. Çünkü bir süre sonra bu sosyal ağlardaki arkadaşlıklar birbirinin sermayesi haline dönüşecektir…

Kaynakça

  • Özmakas U. “İnsan sermayesinin kaynağı: Maddi olmayan emek”, Toplum ve Bilim Dergisi 135 (2015)
  • Kıyan Z. “Dijital Kapitalizm’in iletişim alanındaki izleri: Üretim, dolaşım, emek ve tüketim süreçleri” Toplum ve Bilim Dergisi 135 (2015)

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Şeyma Tütüncü
Şeyma Tütüncü
Belki bir bahçe ekiyorum saksıya.

Must Read

Unutulmaz Dizi ve Filmlerden Unutulmaz 15 Replik

Bu yazımızda bizi etkileyen, tekrar izleme isteği  uyandıran, ağlatan, güldüren, düşündüren unutulmaz dizi ve filmlerin, film karakterlerininin, unutulmaz repliklerini sizler için derledik. İyi okumalar...