Gece Modu

Bu yazımda size bildiğiniz kişiliklerin, bilmediğiniz yönlerinden bahsedeceğim. Aslında hepsi tanıdık isimler, ama hepsinin bilinmeyen yönleri var. Ya da şaşırtıcı anıları diyebiliriz…

İlk olarak hayatında hiç Türkçe eser okumamış romancımızı söylemek istiyorum size: Hüseyin Rahmi. Kendisiyle yapılan bir edebi mülakatta Türkçe hiçbir eser okumadığını itiraf eder. Türk edebiyatına unutulmaz, klasikleşmiş eserler bırakan yazarımız bunu nasıl başarmış bilemiyoruz doğrusu…

Gelelim bir diğer yazarımız Yakup Kadri’ye. Uzun süre savunduğu “Sanat şahsi ve muhteremdir!” sloganını biliyoruz. Hayatının bir kısmını edebiyatına sosyal ya da siyasi fikirlerini katmamıştır. Bir sabah İstanbul etrafında patlayan top seslerinden sonra bu ilkeyi bırakmak zorunda kalır. Ve der ki “Hayatta benim yaptığım mücadeleden daha mühimleri vardır. Uğrunda ter döktüğüm sanat, evvela bir milletin malıdır.”

Hakkında sürekli tartışılan Necip Fazıl ile devam etmek istiyorum. Necip Fazıl’ın satranç oynarken hile yaptığı bilinmektedir. Şairimiz, önemli bir taşı dört karenin tam merkezine koyar ve bir sonraki hamleye göre hareket eder. Bize komik gelen bu durum, kendisini de eğlendirmiş olacak ki bunu çoğu yerde anlatırmış… Ayrıca şairimizin islamiyete yüzünü dönmeden önce, kumar oynamak için istifa ettiği dedikoduları da vardır. Kısakürek, hareketli bir yoldan geçmiştir anlaşılan…

Yine çok seveni olan yazarımız Refik Halit Karay, muzipliğini hiç yitirmeyen yazarlarımızdandır. Hikayelerinden de anlaşılacağı üzere insanlarla dalga geçmeyi seven bir insandır. Birgün hakkında çıkan haberlere kızar ve kendi elleriyle ölüm haberini yayınlar. Bir süre çoğu insan onu öldü zanneder. Bir anlık sinir yazarımıza neler yaptırabiliyor demek…

Size Orhan Kemal’in Aziz Nesin’e aşık olduğunu söylesem pek tabî şaşırırsınız. Ancak şöyle bir durum var; yazarların kullandığı takma isimler. Aziz Nesin, “Vedia” takma adını kullanırken bıçkın bir delikanlı olan Orhan Kemal kendisine aşk mektupları yazar. Bu gülünç durum ancak yıllar sonra ortaya çıkar. Orhan Kemal mektuplarına hiç karşılık almamıştır. Bu durum ikisini de sevindirmiştir herhalde…

Hüseyin Cahit Yalçın ismini edebiyat camiasını bilen kişiler tanırlar. “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesiyle bir edebiyat devrine resmi olarak son vermiş sayılır. Hüseyin Cahit Yalçın, Atatürk’e Latin alfabesinin ilhamını veren yazardır. Mustafa Kemal’in İstanbul gazetecileriyle bir görüşmesinde bunu dile getiriverir kendisi.

Psikolojik roman deyince akla ilk gelen yazarımız Peyami Safa’dır. Daha genç sayılabilecek bir yaştayken yazdığı ilk hikayeleri birkaç günde satmıştır. Bunun sırrı ise kitabın kapağında “Sakın Bu Kitabı Okumayın!” yazıyor olmasıdır. Yazarlarımızın gençlik yılları bizi bir hayli şaşırtabiliyor…

Son olarak hüzünlü bir hikayeye geçiyoruz. Cahit Sıtkı Tarancı’yı çok ünlü Otuz Beş Yaş şiirinden tanımayanınız yoktur. Her insanın takıntısı olduğu doğrudur elbette. Ancak Tarancı, kendisini iğrenilecek derecede çirkin bulur nedense… Hatta sırf bu yüzden hiç kız arkadaş edinememiştir. Bunun yolunu kendisine hayali arkadaş edinmekte bulmuştur. Evet, bu hayali arkadaşıyla uzun süre mektuplaşmış, çevresine de kız arkadaşıyla mektuplaştığını söylemiştir. Oysa şiirleri bu kadar güzelken, yüz güzelliğine ne hacet?

“Hiçbir şair yüzüyle hatırlanmaz, akılda kalan bize bıraktığı mısralardır.”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin