Gece Modu

Saat beşe geliyordu, hüzün için uygun bir saatti akşam üstleri. Hep bu saatte olurmuş gibi kötü şeyler. Ellerinde imkansızın şarkısıyla yürüyordu. İlk defa gideceği yere varmayı hiç istemedi. Varışı bir kitabın kapağını kapatacak, tozlanması için rafa terk edecekti. Oysa bin kere okuyup altını çizmeyi ne çok severdi. Yol boyunca ilerledi, etrafına sanki son defa bakıyor gibi bir bakışı vardı. Hayatın sıradanlığına ve bu sıradanlığın içindeki karmaşaya baktı. İçeri girdi ve onu gördü. Onu görene kadar içinde her şeyi yapabilecek kadar kocaman bir güç varken, şimdi gardını indirmişti karşısında, yine savunmasızdı. Oturdu. Gözlerine bakmaya cesareti yoktu, çünkü tüm tesellileri oraya saklamıştı. Bakmazsa ölecekti, ölmeyi seçti.

Bunca sessizliği bozmaya cesaret edemedi. Adam konuştu, sanki ölen birine öldüğünü haber verircesine.

” Üzgünüm, böyle olmasa? “

Her halinden anlaşılıyordu yüzündeki çaresizlik.

“Bir şey demeyecek misin? Susmak yakışmıyor sana. Dilediğini söyle kabulüm, susma ne olur. Gece oluyor sen susunca.”

Kadın baktı, bir tek o bakışta yaşayan binlerce şarkının melodisiyle ısınıyordu adamın elleri. Kadın konuştu,

“Ördüğün duvarların içinde yer edinmeyi bırak, bir kez olsun gizli bahçende açıp soluveren bir çiçek olmak için her şeyimi vermeye razıydım. Oysa sen, hiç açamayacağım uçurumlarda ellerinsiz bıraktın” dedi.

İçinde kazanılmış bir zaferin sevinci olacağını umuyordu, oysa her şeyini bir savaşta kaybetmişti. Kapıdan çıkınca sokaklarda kaybolacağını, ömrü boyunca tamamlanmayacağını düşündü. Sustu, gücünü toplayana kadar sustu.

Adam tereddütle belki de son kez, belki de yalvarırcasına kadının ellerini tuttu. Gitme der gibi, sanki o eli bırakınca geçtiği tüm trafik ışıklarında arabalar çarpacaktı. Sanki o eli bırakırsa sonsuza dek kaybolacaktı. Bırakırsa bir kez, hiçbir düşüşünde ayağa kalkamayacaktı.

Kadın tüm gücünü toplayıp ayağa kalktı, sanki biraz sonra bir aşkı toprağa vermeyecekmişçesine sarıldı, göğsünde saklamak istediği bir güvercine sarılır gibi sarıldı, kalbinde sapladığı acıya sarıldı. Sonra gözlerine baktı, iki kez yutkundu, son kez dedi ki:

“Bir insanın iki gözüne birden aynı anda bakılamayacağını sende öğrendim. Seni izleyerek öğrendim bu dünyayı ve sana doğru çekiliyorum ruhumla bedenimle tüm bu kalabalıkların içinden. Ama yine senden kaçıyorum sonsuz kalabalığa doğru.”

Adam kadının gözlerine baktı, sahiden de ikisine aynı anda bakılmıyordu. Bunun üzerine o kimselere ikram etmediği saklı gülüşünü çekmecesinden çıkarıp tam ortaya koydu. Uğruna şiir yazılacak bir gülüştü bu. Ayağa kalktı, neden kalktığını bilmeden ne yapacağını bilmeden öylece yürüdü. Kalabalıklara karıştı. Onun sonsuz kalabalığa kaçışında son bir kez yanında olabilmek için. Saat yediyi geçiyordu ve köşedeki dükkanda hala aynı şarkı çalıyordu.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin