Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Türk edebiyatının sevilen ve usta yazarlarından biri olan Peyami Safa, romanlarında dili ve üslubu ustalıkla kullanmasıyla bilinir. Eserlerinde olaylara değil derin ruh çözümlemelerine ve psikolojik tahlillere yer verir. Bilinç akışı, iç konuşma gibi psikolojik tekniklerden yararlanıp bunları romanlarına yansıtan Peyami Safa, Türk edebiyatında psikolojik roman türünün ustalarından biri olarak görülür. Romanlarında genellikle Doğu-Batı çatışmaları, gelenekler, insan varlığı ve yaşamının sırları gibi mistik konular üzerinde durmuştur. Daha çok ruhu, inancı ve manevi değerleri ön planda tutmuştur. Bu durumun en güzel örneklerinden biri “Yalnızız” isimli romanıdır. “Yalnızız”ı okurken Samim Bey’in ruhsal çekişmelerini, içi konuşmalarını ve maddiyattan çok manevi değerlerine tanık oluruz. Bu yazımda sizler için  dili ve üslubuyla, konu seçimiyle ve anlatım tekniğiyle usta olan Peyami Safa’dan beş tane roman ve alıntı derledim:

1-) Fatih Harbiye

Fatih Harbiye, İstanbul’un Fatih semtinde 15 yaşından beri babası Faiz Bey ile yaşayan Neriman’ın Macit ile tanışmasından sonra hayatının ve fikirlerinin değişmesini konu edinir. Neriman, Macit sayesinde Batılı yaşam tarzını benimsemek ister ve onların kültürlerinden etkilenir. Peyami Safa bu romanda konuyu, aslında bir tramvay yolu ile birleşen fakat kültür olarak birbirinden bağımsız olan İstanbul’un iki semti Fatih ve Harbiye üzerinden anlatmıştır.

“Ah, insanlar niçin her şeyi anlamıyorlar? Beş dakika on dakika yarım saat kendilerini unutsalar, kendilerini karşılarındakinin yerine koysalar, tam onun gibi -fakat hiç eksiksiz ve tam- onun gibi duysalar, her şey ne kadar yerli yerinde olacak. Hayır! İlla ki zıddiyetler, öfkeler, yanlış anlaşılmalar, inatlar, şüpheler, hakim olmak arzuları…”

2-) Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, çocukluğundan beri bacağından rahatsız olan bir gencin hikayesini anlatır bize. Bu genç hastalığından kurtulmak için birçok doktora görünür. Doktorlar ona açık havada, stresten uzak sakin bir ortamda dinlenmesi gerektiği tavsiyesini verir. Ancak ardı ardına gelişen olaylar onu facia dolu bir ortama sürükler…

“Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum.”
3-) Matmazel Noraliya’nın Koltuğu

Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, kaldığı pansiyonda karşılaştığı olağanüstü olaylar, kız arkadaşı ile yaşadığı çalkantılı ilişki ve daha birçok neden yüzünden ağır bir psikolojik bunalım geçiren Ferit’in yaşadıklarını konu edinmektedir. Yaşadığı pansiyonda tanıştığı Aziz, Ferit’in bu dönemde en büyük destekçisi olur. Teyzesinin aniden vefatı sonrası kendisine miras kalan Ferit, Aziz’in tavsiyesi ile Ada’da bir ev kiralar. Bu ev, bir yıl önce vefat etmiş, gizemli bir kadın olan Matmazel Noraliya’ya aittir.

“Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik var olmuş bir zekanın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekanın var olmamaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok.”
4-)Yalnızız

Yalnızız’da aynı evde yaşadığı halde farklı karakter özellikleri, düşünce yapısı ve insan ilişkilerine sahip aile fertleri üzerinden ruhunu,kendi benliğini arayan bir toplum anlatılır. Kalabalıklar içindeki yalnızlığa değinen yazar, okuyucular için yeni bir dünyana olan “Simeranya”nın kapısını da aralamış olur…

“Bu dünyada ölümden başka hemen her şeyin bir çaresi vardır. Mesele diye karşımıza çıkan zorlukların çoğunu kendi ruhumuzun içinde halledebiliriz.”
5-) Sözde Kızlar
Sözde Kızlar, Mütareke yılları sırasında kaybolan babasını bulmak için İstanbul’a gelen Mebrure’nin savaştan bile yıkıcı olan İstanbul sosyete hayatına girmesini ve yaşadıklarını konu edinir. Çarpık ilişkiler, yalnızlıklar ve iç savaşa bolca yer verilen Sözde Kızlar, konusuyla bir bakıma Türk milletinin ailesel,ahlaki,toplumsal ve daha birçok değerlerin çiğnenişini gözler önüne sermiştir.
“İnsanın en büyük felaketlere bile hazırlandığı, “Ne olursa olsun, usandım, boğuluyorum” dediği ölüme kadar her şeyi kabul ettiği zamanlar vardır.”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin