Beden Üzerindeki Değişimler; Özgürce mi? Öğrenerek mi?

İnsanlık tarihinde çağlar boyu bambaşka beden okumaları görünür. Bu bambaşkalığı gerek dinler, gerek üretim araçları ve bunların kullanımı gerekse güzellik anlayışı cinsellik gibi unsurlar belirlemiştir. Zira günümüzde baskın olanın güzellik ve estetik olduğunu görmek mümkün. Hatta bunun üzerinden birçok toplumsal ilişkiyi okumak da mümkün. Peki bir yılda bile ciddi değişimler gösteren güzellik, beden algısının daha da öncelerindeki durumu da bugünle paralellik gösteriyor mu? Şüphesiz bu sorunun yanıtı hayır olmalıdır. Çünkü bedenin kavranışı yüzyıllarca ruh karşıtlığı üzerinden yapılmış ve beden bu karşıtlıkta olumsuz, yetersiz, ceza çekmesi gereken konumunda kalmıştır. Öyle ki kanaat önderleri bedeni “ruhun tiksinç giysisi” olarak tanımlamaktan geri kalmamışlardır. “Descartes’e göre ise insanı, evreni, doğayı sorgulama, tanıma çabaları ile birlikte ruh-beden ayrımı gibi düalist bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır. Tartışmanın merkezinde yer alan klasik felsefe, beden ve ruh ayrımında, ruhtan yana tavır koymuş, bedeni sadece ruhun taşıyıcısı, ruhun hapishanesi olarak görmüştür.” Bedenin ruhun geri planında kalması durumu mevcut sosyal bilim anlayışıyla şaşılacak şeydir. Çünkü bizim çağımızda beden, Orta Çağ’dakinin ve daha öncelerinin aksine sosyal bir unsurdur. Buna rağmen klasik sosyolojide ve birtakım sosyal bilimlerde ihmal edilmiş tıbbın ve ya felsefenin konusu gibi ele alınarak sosyal yanı ihmal edilmiştir. Turner’a  göre ise beden sosyolojisi sosyal bilimlerde hayli ihmal edilmiş bir alandır. Fakat 1980’lerden sonra bu alanda yapılan çalışmaların artması ilginin bu yöne doğru kaymasına neden olmuştur. Beden sosyolojisine kayan bu ilginin kaynağını kadın hareketlerinin gerek siyasal gerek toplumsal etkisi, akademik feminist çalışmalar eşcinsel hareketler, gelişen tıp teknolojileri, ayrıca gelişen yeniden üretim teknolojileri, HIV ve AIDS’e karşı duyulan ve artan kaygı, tüketim kültüründe beden ve yeni yaşam tarzı ve buna bağlı estetik kaygı oluşturur.

Sosyal bilimler çağdaşlaşmaya başladıktan sonra içinde bulunduğu her konumun içerisinde bedeni ele almaya devam etmiştir. İçinde bulunduğumuz kapitalist dönemde her şey bir meta gibi algılanıp pazara uygun forma getirildiğinden, beden de bu pazardan nasibini almıştır. Dünya nüfusu kadar “ürün” demek ve o ürünün hem tüketen hem de üreten olabilmesi demek piyasa için harika bir fırsattır. Biraz daha irdeleyecek olursak hem işçi bedeninin kaslarından, gücünden faydalanırken hem de o bedeni dinç ve mutlu kılmak için ona hamburger satmak ancak böyle bir sistemin içinde pozitif olarak algılanabilir. Bu bağlamda Foucault’un biyoiktidar kavramı bize bir basamak sonrasını da hatırlatır. Ona göre iktidar artık yaşamı hedef almakta ve ağlarını yalnızca ölüm üzerinden değil yaşam üzerinden örmektedir. Değişen iktidar algılanışı, beden için de yeni işleyişler belirlemekte kendi istekleri ve çıkarları üzerinden bir yol haritası çizmektedir. Türkiye üzerinden örnek verecek olursak cumhuriyetin ilan edildikten hemen sonraki dönemden bir biyoiktidar unsuru görmek mümkündür. Gazi Terbiye Enstitüsü doğrudan dönemin siyasileri tarafından “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” ilkesiyle kurulmuştur. Nitekim dünyada da biricik değildir. Bu talebin karşılığı, devletlere kalifiye vatandaş olarak dönmüş olacaktır.

Günümüze döndüğümüzde ise biyoiktidarın tesiri insanlar üzerinde başkalaşmıştır. Artık estetik, güzellik gibi konular yönetilmektedir. Bu şüphesiz alelade bir durum değildir. Yeni piyasalar açmış, yeni uzmanlıklar geliştirmiş bir durumdur. Estetik cerrahi, giyim sektörü, makyaj sektörü ve birtakım sektörler en parlak dönemlerini yaşamaktadırlar. Milyarlarca insanın aklına aynı anda kontur makyaj yapmak geleceğine inanmakta sıkıntı çekmiyorsak, milyonlarca insanın bir tesir altında olduğunu konuşmakta, düşünmekte bir problem olmayacaktır.

Gerek sosyal medya hesaplarındaki gösteriş, pazarlanış şeklinden gerekse estetik ameliyatlara artan ilgiden topyekün değişimi ve yönünü saptamak mümkündür. Artık estetik ameliyatları eskiden olduğu gibi sadece mankenlere, sanatçılara veya göz önünde olan kişilere has bir şey olmanın oldukça uzağında. Çünkü artık neredeyse herkes göz önünde ve bu göz önündelik doğrudan görünüşü kapsar vaziyette. Lakin sürekli değiştiğini gözlemleyebildiğimiz ve literatüre dönüp baktığımızda da görebildiğimiz bu değişken güzellik anlayışının sonu nereye varacak? Bu sorunun temel prensibi artık kalıcı operasyonları içeren değişikliklerden söz ediyor olmamız. Bu değişim her değişim gibi sürekli olacağa benzerken bu hoyratça yaklaşımlar umarım kimseyi daha sonralarında pişman etmez.

- Advertisement -

Toparlamak gerekirse, inşa edilen rıza, özgür iradeyle aldığımızı düşündüğümüz kararlar düpedüz bir yaratımın eseridir. Bu durumu çok gerilere gitmeden, on yıl öncesine baktığımızda da görmekteyiz. Çünkü on yıl önce de öznel estetik anlayışımız değil, üretilen popüler anlayışlar kişiler üzerinde etkendi. Bugünde de değişen bir nokta görmek pek mümkün olmasa da farklılık özgür olduğumuza emin olmamız. Bir kitle ruhu ile yapılan hoyrat davranışların bedelini belki de son dönem de bedenlerimiz ödüyor gibi gözüküyor.

Kaynakça

Baudrillard, J. (2017). Tüketim Toplumu. (N. Tutal, & K. Ferda, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Kalan, Ö. (2014). Foucaukt’un Biyopolitika Kavramı Bağlamında Moda Ve Beden: Vogue Dergisi Üzerinden Bir Söylem Analizi. (N. Tutal, & F. Keskin, Çev.) Selçuk İletişim, 8(3), 140-162.

Kaya, İ. (2013). Klasik Sosyolojide Beden Problemi Ve Birer Bedensel Deneyim Olarak Sağlık-Hastalık Çözümlemeleri. G.O.U İlahiyat Fakültesi Dergisi, 117-131.

Timurturkan, M G.. Felsefi Bedenden Sosyolojik Bedene. ETHOS: Felsefe ve Toplumsal Bilimlerde Diyaloglar. 2008,Temmuz, Sayı:1;4. s. 2-15.

 

 

 

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Must Read

Filme Uyarlanan 10 Gerçek Hayat Hikayesi

Çoğu zaman vakit öldürmek için film izleriz ama bazıları bizi fazlasıyla etkiler hatta bir şeyler öğretir. Bu listedeki biyografik filmlerin bazılarından bir şeyler öğreneceğiz...