Gece Modu

Tüketilen şeyler arasında diğer nesnelerden daha güzel, daha kıymetli, daha eşsiz –tüm diğer nesneleri özetlemesine rağmen otomobilden bile daha fazla yan anlamla yüklü- bir nesne vardır: Bu nesne bedendir.

Beden meselesi her dönem, toplumların içinde bulundukları konumlarla ve yapılarla sürekli şekil değiştirip farklı yorumlanmış bir mesele. Örneğin Ortaçağ Avrupası’nda beden aşağılık bir şey olarak görülürken; hatta bedenden “ruhun şu iğrenç giysisi” olarak bahsedilirken modern çağda işler hiç de öyle gitmemiş, bedenin kıymeti her geçen gün artmıştır. Başta kulağa olumlu bir şeymiş gibi gelse de insanlık için bu “kıymete” erişmek çok da kolay değil. Estetik ameliyatlar, diyetler, kozmetik ürünler artık ihtiyaç konumuna yerleştirilmiş durumda. Peki bu bağlamda bedenlerimiz tüketimin öznesi konumundan çıkıp nesnesi olmaya doğru mu ilerlemiştir? Bu sorunun cevabı beden hala özne konumunu doldururken aynı zamanda nesnesi gibi görünüyor, olacaktır.

Beden ne yazık ki doğrudan tüketimin öznesiyken yani; tüketen konumundayken aynı zamanda tükenen konumunu da dolduruyor. İnsan bedeninin tüketen olmasına yüzyıllardır tanıklık etsek de son dönemde tükenen olduğuna her gün şahitlik ediyoruz. Aynılaşan uzuvlar, özgünlüğünü yitiren suretler başına sonuna bir sıfat eklenerek pazarlanıyor ve milyonlar bu pazarlama ağına, sosyal medyanın da katkısıyla kolayca düşebiliyor. Elbette tek koşul sosyal medya değil. Cinselliğin, sürekli değişen erojen bölge anlayışının da payı oldukça fazla. Ne kadar kulağa garip gelse de moda olan uzuv yapıları var artık. Baudrillard bu durumu Tüketim Toplumu’nda şöyle anlatıyor: Günümüzde her yerde bedenin “yeniden keşfi”ni ve tüketimini, tanımladığımız haliyle güzellikle birlikte yöneten cinselliktir. Narsistik yeniden kuşatma yoluyla bedenin değerli kılınmasını buyuran güzellik buyruğu, cinsel bakımdan değerli kılma olarak erotiği içerimler (Baudrillard, 2017:169).

Beden konusunun günümüzdeki konumundan bahsetmişken akla gelen alternatif akımlar da yok değil. Hemen hepimizin aşina olduğu bir kavram artık beden olumlama. Ünlü isimlerin de aktivistliğini yapmasıyla kısa sürede yayılmış, uzun tartışmaların konusu olmuş bir kavram. Kişilerin bedenlerini olduğu gibi kabul etmesinde bir sakınca olmadığını, bedenin ideal bir anlamdan çok daha fazlası olduğunu iddia eden kurtarıcı nitelikte bir yaklaşım. Şimdiye kadar insanların bedenlerinin belirli nedenler göstererek, kendi normlarına sıkıştıran sistem algısını da reddediyor. Bu reddediş çok alışmış olduğumuzun dışında kıllı vücutları, çarpık gülüşleri, kısa boyları, kiloları yani aklımıza gelebilecek bütün beden hallerini kapsıyor. Bu bağlamda kusursuz görünen beden olumlama hareketine onlarca soru soruldu, itirazlar edildi, alkışlandı, yerildi ama hareket yine de popüler kalmayı ve yayılmayı başarıyor. Peki beden üzerinden onca sektör geliştirmiş, sayısız çıkarı olan kapitalist sistemin bu hareketle mücadelesi nasıl olacak diye sormamak işten bile değil.

Son dönemde muhalif hareketlerin sistem eliyle ehlileştirilmeye çalıştığını görebiliyoruz. Beden olumlama için de bu çabayı açıkça görmek mümkün. Oldukça somut bir örnek olarak verilebilecek Barbie bebekler, durumu açık eden şeylerden yalnızca bir tanesi. Son yıllarda yolunuz oyuncakçılara düştüyse eğer yeni Barbie bebeklerin siyahi olduğunu, şişman, kısa, çilli olduğunu görebilirsiniz. Yani sistem yıllarca muhteşem bedeni ilk olarak çocukluktan başlayarak bu bebeklerle göstermişken artık “Tamam, kabul…” demiş gibi görünüyor. Ancak bu sistemin alt edildiği anlamına da gelmiyor. Çünkü önceden kusursuz beden algısıyla elde ettiği çıkarları artık olumlanmış bedenlerle de elde edebiliyor. Açıkçası sermaye muhalif bir kırıntıyı bile gözden kaçırmak istemiyor.

Benzer örnekleri kıyafet sektöründe de görmek mümkün. Büyük markalar, şirketler artık sadece belirli bedenler için üretim yapmıyor. Bunun reklamını dünyaca ünlü isimlerle yapıyor. Hem sözde duyarlı, “yeni dünyaya uygun” bir çizgi izliyor imajı verirken hem de hedef kitlesini genişletmiş oluyor. Oysa bu sözde duyarlı şirketlerin üretim alanında hala işçiler, hatta çocuk işçiler yok pahasına çalışmaya devam ediyor. Yani sistem şov dünyasında alkışlarla tekrar tekrar kendini var ederken vahşi çarkları aynı şekilde dönmeye devam ediyor.

Beden olumlama özellikle kadınların ellerinde yetişmiş bir kazanç. Lakin bu kazancı sermayeye hiçbir alanda kaptırmamakta fayda var gibi duruyor.

Kaynakça:

Baudrillard, J.(2017) Tüketim Toplumu (10. Baskı). İstanbul; Ayrıntı Yayınları

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin