Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Modern Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Sabahattin Ali kırk bir yıllık kısa ömründe üç roman, beş öykü, bir şiir kitabı yazmış ve yedi kitap çevirmiştir. Başta Markopaşa olmak üzere Malumpaşa, Alibaba, Tan, Zincirli Hürriyet gibi süreli yayınlarda çok sayıda düşünce yazısı kaleme alınmış; çevirileri Tercüme, Ulus, Varlık ve Yeni Anadolu’da yayımlanmıştır.

Şimdi bu güzel insanın hayatına bakalım.

25 Şubat 1907’de Edirne Vilayeti’nin Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere kazasında doğmuştur. İlköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit’in çeşitli okullarında tamamlamıştır.

Çocukluğunun genelinde annesinin rahatsızlığı ile sıkıntılı günler geçiren Sabahattin Ali, babasının işlerinin bozulması ve ailenin ekonomik durumu nedeniyle de erken yaşlarda hayat mücadelesinin içinde yer alır. Histeri (hislerde yoğunluk, davranışlarda taşkınlık, tepkilerde aşırıya kaçma, ani zihinsel veya fiziksel değişimler olarak kendini gösteren, genel olarak abartı durumu olarak tanımlanabilecek nevrotik bir durumdur) olan annesinin tüm olumsuzluklarına, kendisi ve iki kardeşi için göğüs gerdiğini düşündüğü babasının, onun gözünde çok ayrı bir yeri vardır. Nitekim babasının ardından, “Hayatımın direği yıkıldı sandım!” diyecektir. Sabahattin Ali’nin, eserlerindeki gerçekçiliğin temellerini atan Salahattin Bey’in gözündeki değerini onun için yazdığı Babam İçin adlı şiirde bulmak da mümkündür.

Babam İçin

Allahım! .. İşte bugün,Şu zavallı ömrümünEn matemli bir günü.

Elim böğrümde kaldım,Ben bugün haber aldım:Babamın öldüğünü.

Bitti hayatın tadı,Bu haber bırakmadı,Dudağımda tebessüm.

Almanya Macerası

1926’da İstanbul Öğretmen Okulu’ndan mezun olmuştur. Bir yıl kadar Yozgat’ta ilkokul öğretmenliği yapmıştır. O dönemde Mustafa Kemal’in yurt dışına öğrenci gönderme isteği üzerine Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazanarak Almanya’ya gitmiştir. Sabahattin Ali Almanya’ya 6 veya 7 yıl kalmak için gönderildiğini düşünmüştür fakat bu süre aslında dört yıl olarak planlanmıştır. Ancak ikinci yılını tamamlayamadan Türkiye’ye geri dönmüştür. Türkiye’ye dönüşü hakkında bir takım iddialar bulunmaktadır. Bu iddialardan en güçlüsü Sabahattin Ali’nin Nihal Atsız’a anlattığına göre; “Bu parazit Türkleri buradan atmalı!” diyen Alman öğrenciyi dövmüş olduğu iddiasıdır. Bu geri dönüş sonrası 1930 senesinde  Bursa’da ilkokul öğretmenliğine atanır. Bu arada Gazi Enstitüsü’nde açılan yabancı dil sınavlarına katılır ve aldığı yeterlilik belgesiyle 1930-1931 ders yılı başında Aydın Orta Mektebi’nde Almanca öğretmenliğine verilir.

Tutuklanmaları ve Evliliği

Aydın Erkek Sanat Mektebi’nde bulunan Türkiye Komünist Partisinin Kızıl İstanbul adlı gazetesi, onun öğrenciler üzerinde yıkıcı etkisi olduğu ihbarı ile tutuklanmasına neden olur. Söz konusu parti ile ilişkisi olmadığından dava beraat ile sonuçlansa da, 3 ay süren tutukluluğu, onun eserlerindeki karakterlerin oluşmasında önemli bir yer edinir. Bu olayın ardından bir arkadaş meclisinde okuduğu Memleketten Haber isimli şiiri Atatürk’e hakaret içerdiği gerekçesi ile hakkında dava açılır. Cumhurbaşkanına ima yoluyla hakaretten hüküm giyen Sabahattin Ali için Konya ile başlayan hapis günleri Sinop ile devam eder. Bu dönemde memurluktan ihraç edilen Sabahattin Ali, görevine geri dönebilmek için Atatürk hakkında Benim Aşkım şiirini yazdı ve çeşitli devlet kurumlarında görevlendirildi. Ayrıca kendisine yüklenen sosyalist algısını kırmak için de Esirler adlı oyunu kaleme aldı.

1932 yılında Konya Halkevi’nde kadınlar üzerine bir konferansta şunları söylemiştir:

 “Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz. Bu tabirler kadını kıyametten düşüren, ona en hakir mahiyeti veren şeylerdir ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkarmalılar; bilmelidirler ki iki cins birbiriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil hayat ortağı demektir.”

Sabahattin Ali bunları söylediğinde yıl 1932 idi. Bir de günümüze bakın ne güzel söylemiş öyle değil mi?

1935 yılında Aliye Hanım ile evlendi ve Filiz Ali adında bir çocuğu oldu. 1936 senesinde ‘Ali’ soyadını alır. 1937 senesinin başında askere çağrılan Sabahattin Ali, ailesi ile İstanbul’a gelir. 2 ay er, 6 ay öğrenci olarak eğitim aldığı Harbiye’den sonra 1938 başlarında yedek subay olarak Eskişehir’e gönderilir. Terhisinden sonra Ankara’ya gelir; ama II. Dünya Savaşı nedeni ile önce Sarıkışla, ardından da İstanbul’da tekrar görev yapar. Bu süre içerisinde eser vermeye devam ederken, Kürk Mantolu Madonna İstanbul’da iken yazılmaya başlanmıştır.

Hayata Tutunma Çabası ve Ölümü

1940’lı yıllarda ise İçimizdeki Şeytan adlı romanı çeşitli tartışmalara neden oldu ve Nihal Atsız’ın İçimizdeki Şeytanlar adlı eseriyle karşılık buldu. Sürdürdüğü yaşama yönelik olarak bir takım eleştirilere maruz kalan Sabahattin Ali, 1944’lü yıllarda Nihal Atsız’a açtığı hakaret davasını kazanır fakat bunu izleyen günlerde Sabahattin Ali şahsına yapılan saldırılardan yakasını kurtaramaz. Hayatını yazarlık yaparak kazanmaya karar verir. Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır. Ancak bu dergiler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış ve kapatılmıştır. Yazılar ve yazarlar hakkında soruşturmalar açılmıştır. Sabahattin Ali yazılarından dolayı üç ay hapis yatmıştır. Daha sonra bir başka dava nedeni ile 1948’de Paşakapısı cezaevinde üç ay yatmıştır. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamıştır. Yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istemiş ama alamamıştır. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan’a kaçmaya karar vermiştir. Para karşılığı anlaştığı kaçakçı Ali Ertekin tarafından kafasına sopayla vurularak öldürülmüş daha doğrusu KATLEDİLMİŞTİR.

Öldürülmesi Sonrası Söylentiler

Sabahattin Ali’nin ölümü her ne kadar basit gibi görünse de arkasında bir sürü soru işareti bırakmıştır. Sabahattin Ali’nin öldürülmesi olayını üstlenen eski Astsubay Ali Ertekin, Milli Emniyet’e (Milli İstihbarat Teşkilatı) çalıştığını itiraf ediyor. Milli Emniyet’in kendisinin ifadesini aldıktan sonra serbest bıraktığını belirtiyor. Kendisine görev verildiğini ve Sultanahmet Cezaevi’nde yatan solcularla ahbaplık kurması için hapishaneye sokulduğunu belirtiyor. Kimi kaynaklar ise Sabahattin Ali’nin kaçarken yakalanıp karakola götürüldüğünü, Sabahattin Ali’nin kendisini ve diğer arkadaşlarını ele vermesi için işkence gördüğünü savunuyor. Sabahattin Ali’nin konuşmadığı ve arkadaşlarını ele vermediği için işkencede öldüğünü ileri sürüyor. Birkaç istisna dışında yakın dostları ve dönemin aydınları bu düşünceyi paylaşıyorlar. Cinayetin işleniş şekli nasıl olursa olsun, Sabahattin Ali’nin bir komploya kurban gittiği kuşkusuz bir gerçek. Günümüzde bile hala tartışma konusu olmakla birlikte resmi anlamda faili meçhul bir cinayete kurban gitmiştir Sabahattin Ali. Yaşamında ona değer vermeyen, onu suçlayan bütün kişilere ve hayata rağmen yaşamdan bir gün olsun vazgeçmemiştir.

Bir mezarı bile yok belki Sabahattin Ali’nin ama o yazdıklarıyla toplumsal hafızadaki yerini taptaze koruyor. Kendinden sonraki nesillerin duygu ve düşüncelerini etkiledi gelecek nesilleri de etkileyecek şüphesiz.

Yazımı böylesine değerli bir insanın adeta kendi geleceğini görerek yazdığı mısralarıyla bitirmek istiyorum:

 Bir gün kadrim bilinirse,

İsmim ağza alınırsa,

Yerim soran bulunursa:

Benim meskenim dağlardır