Gece Modu

Söylenti Dergi olarak yeni bir oluşuma imza atıyoruz! Katılmak istersen yukarıdaki resme tıkla; öykü, şiir, deneme, inceleme, çeviri, çizim ve röportajlar ile bize katkı sağla!



Sahibinin elinden kaçan bir kukla misali savrula savrula koşuyordu. Üzerindeki siyah kıyafetinin koltuk altı ve sırtı terden yer yer kireç tutmuş bir halde, üzerine yapışmıştı. Yaklaştıkça bir eliyle duvarları yumrukladığı belli oluyordu. Çok kuvvetli aydınlatmaları olan direklerden yüzüne inen ışık demetleri gözlerinin kısılmasına sebep oluyor, kimi zaman onu yavaşlatıyordu. Müzik sesi o uzaklaştıkça azalıyorken; koşusu hiç bitmeyeceğe benziyordu…

Hafta başında aldığı maskeli balo haberi sonrası -öncekilerden daha yoğun olarak- ikircikli bir ruh haline büründü. Aynı muhasebe biriminde çalışan arkadaşlarının söylemine göre pek özel, eğlence ve cümbüşün bitmek tükenmek bilmeyeceği bir gece olacaktı. Gidip gitmeme konusunda günlerce düşündü. Bedenini özlediği karısıyla edeceği şehvetli dansın düşünü gördüren bu teklifi, sonunda kabul etti. Hayatında kopmak üzere olan ipleri bir bir kesip yeniden ve daha güçlü bir şekilde bağlamaya buradan başlayabilirdi.

Ertesi gün iş çıkışı davetiye almak için balonun organizatörlerinden olan adamın yanına; arkadaşlarının tarif ettiği iş merkezine gitti. Ofisin içerisine girdiğinde onu tam karşı cephede altın harflerle bir slogan karşıladı: “SİZİN İÇİN, SİZDEN DAHA ÖZENLE!” “Sözler gerçekten de cephanelerden daha güçlü galiba.” diye geçirdi içinden. Sanki “Kopmak üzere olan o ipleri getirin, biz bağlayalım!” diyordu slogan. Daha bir güveni geldi kendine; soldaki odaya girip masada yığılı dosyaları etiketleyen adamın yanına doğru ilerledi.

“Tamer Bey?” dedi aradığı adamın o olduğunu teyit etmek istercesine. Adam, kalın çerçeveli gözlüklerinin arkasından her daim gülümsermiş gibi bakan gözleriyle cevap verdi: “Evet efendim, buyurun benim.”

“İyi akşamlar. İki gün sonraki maskeli baloya iki kişilik davetiye istiyorum,” dedi.

“Tabii ki efendim, lütfen buyurun oturun. Size ne ikram edeyim?”

Slogan bünyesine iyi gelmişti. Şimdi onun hürmetine kahve çekti canı, kaç yıl hatırı var hesap etmeden. “Varsa sade bir kahve alabilirim.”

“Hemen kahvenizi söylüyorum Halil Bey.”

Birden neye uğradığını şaşırdı. “Halil Bey mi? Bu adam adımı nereden biliyor? Ben mi söyledim acaba? Ne ara söyledim? Hatırlamıyorum!” Kafasında bu sorular dönerken şaşkınlığı yüzünden belli olacak ki; adam hemen aydınlatma gereği duydu. “Geleceğinizden haberim vardı, arkadaşlarınız aynı zamanda benim de tanıdıklarım. Bu davetiyeleri size onlar hediye etmek istediler. Gerçekten şanslı birisiniz,” dedi sırıtarak.

“Öyle mi?” diye karşılık verdi şaşkın bir ifadeyle “Haberim yoktu, çok şaşırttılar beni.”

Durum aydınlığa kavuşunca daha da rahatladı. Gelen kahveler sohbet eşliğinde içildi. Kahvelerden sonra Tamer Bey çıkarıp davetiyeleri uzattı. Halil, davetiyeleri alıp cebine koyarken ipleri bağlayacak gücü kendinde bulmaya başlıyordu. Daha bir kuvvetlice sıktı Tamer’in elini. “Size iyi çalışmalar, tekrar görüşmek üzere. Kahve için de ayrıca teşekkürler,” diyerek ofisten çıkıp evinin yolunu tuttu.

Yolda tek başına, düşlere dalmış bir şekilde daha önce geçmediği sokaklardan yürüyerek evine yaklaştı. Kapıyı açıp içeri girdiğinde geçmiş yaşantıların, türlü türlü hüzün ve kavgaların yaydığı ağır mutsuzluk kokusu birden yüreğini bunalttı. Yatak odasının kapısına el attı ilk önce, hafifçe aralayıp içeri baktı. Cansız gece lambasının ışığında karısını gördü; üstündeki örtüyü başına kadar çekmiş yatıyordu. Fark ettirmeden yavaşça kapıyı kapatarak koridoru geçip çalışma odasına doğru geçti. Son birkaç haftadır yatağını buradaki eski koltuğun üzerine taşımıştı. Kıyafetlerini çıkarıp koltuğa bıraktı kendini. Yatıp dinlenmek, yolda kurduğu hayallerin içerisine girebilmek için uyumaya geçecekti ki; içinde kuvvetli bir yazma isteği uyandı. Tarihe not düşmek için arada bir iki satır düşüncelerini yazdığı ajandayı kitaplığından bulup masaya geçti. Masanın üzerindeki küçük aynada kendini gördü; aynadaki sayısız Halil kaybolmaya başlamıştı sanki. Sadece kendi değil, ayna da yaralarını sarıyor gibiydi. Yeni bir sayfa açıp sağ üst köşeye tarih düşerek yazmaya başladı.

“Hayatımda katılacağım ilk balo, hem de maskeli. Küçükken buna benzer etkinliklere gitmişliğim vardı; hatta bunlardan hoşlandıklarım ve bitmemesini istediklerim de. Çalan müzikler eşliğinde dans edenleri hayranlıkla izler, gülünç bulduğum hallerine dikkat kesilirdim. Daha önce dans etmek için ne fırsatım olmuştu ne de cesaretim. Elimde davetiyelerinin olduğu bu balo ise hem endişe verici hem de sevindirici bir olayın işaret fişeği gibi duruyor karşımda. Sevdiğim kadınların hep kültürlü ve aydın insanlar olmasını, beni her alanda anlamasını bekledim. Verdiğim bu evlilik kararı ile de bunu gerçekleştirdiğimi düşünmüştüm uzun bir süre. Ama bir insan başka bir insanla her alanda duygudaşlık ve mantıkdaşlık yaşayamıyormuş, bulamadığımda anladım. Seviyorum onu, ellerimden kayıp gitmesine izin vermeye gönlüm razı olmuyor. Fakat şunu açık seçik anladım ki, bu asıl oyunun bir ön provasıydı, bir hazırlıktı. Önemli olan şeyle karşı karşıya gelmemiştim daha; onunla yüzleşmemiştim.”

Haftaların uykusuzluğunu bir gecede gidermişti. Erkenden uyanıp odasının günlerce kapalı olan perdelerini açarak içeriyi aydınlattı. Banyoya girdi. Kendini daha iyi hissediyordu artık. Dün gece yazdığı not öylece duruyordu masasında; ajandayı kapatıp kitaplıktaki köşesine kaldırdı. Kıyafetlerini giydiği gibi, karısını uyandırmadan evden dışarı attı kendini.

Yolda giderken iş yerini arayıp bugün işe geç geleceğini, onu idare etmelerini söyledi. Bu tür etkinlikler için kıyafet bulacağı birkaç yer adresi almıştı Tamer Bey’den. “Ne de olsa benim için, benden daha özenli düşünüyorlar,” diye geçirdi içinden. Adresteki mağazaya ulaştı. İçerisinde çeşit çeşit kostümler, kıyafetler, dekorlar olan bir mağazaydı burası. Mağaza sorumlusu genç bir kadın yanına yaklaştı:

“Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim?” dedi içten bir gülümsemeyle. “Merhaba, yarın kent merkezinde düzenlenecek balo için kıyafet bakacaktım,” dedi Halil kibarca, “Ancak ne alacağım konusunda hiç fikrim yok, eşimle birlikte gideceğiz ona sürpriz yapmak istiyorum.” Kadın bir el hareketi yapıp kayboldu, sonra elinde bir katalogla geri geldi. “Siz şu kataloğu bir inceleyin beyefendi. Zamanınız çok az olduğu için bizdeki hazır ürünleri göstereceğim size,” dedi. Hemen kataloğu alıp boş bulduğu bir tabureye oturarak incelemeye başladı. Hızlı hızlı göz atarken üzerinde zırh görünümlü baskıları olan gri renkli şövalye kıyafetleri gördü. “Balodan sonra sevişmek için zırhlarımızı çıkarsak, bütün yükümüzden kurtulabilir miyiz?” sorusunu sordu kendine ve cevabı düşünmeden onlarda karar kıldı. Büyük bir iştahla genç mağaza sorumlusunun yanına gidip seçtiği kıyafetleri gösterdi. Kadın: “Depodan inip getireceğim, bekleyin lütfen,” diyerek aşağı kata indi. Kısa bir süre sonra kaşları düşük bir ifadeyle gelip “Seçtiğiniz kıyafet ne yazık ki kalmamış beyefendi, son kalan ürünler de birkaç saat önce bir çifte satılmış ne yazık ki,” dedi. Kendine sorduğu sorunun cevabını test edemeyecekti artık. Daha sonra tekrar kataloğa dönüp başka bir çift kostüm seçti. Siyah renkte büyük şapkaları olan pelerinli bir kostümdü bu. Kadın bir kez daha depoya gitti ve bu sefer eli dolu geldi. Üzerlerine uyabilecek bedenleri seçip kostümleri aldı. Gri zırh görünümlü şövalye kıyafetlerinde gözü kalmıştı ama daha fazla zaman kaybedemezdi.

Kıyafetleri elinde, cadde ve sokakları geçerek iş yerine geldi. Odaya girdiğinde masasının üzerine yığılı evrakları görünce hem arkadaşlarının onu idare ettiklerini hem de akşama dosyaları halletmeden çıkamayacağını anladı. Ne yapıp edip işini erken bitirip eve gitmeli, karısına yarınki planını anlatmalıydı. Tahmin ettiğinden geç bitti işleri, bir an önce çıkıp evine doğru yürümeye başladı. Eve gelip içeri girdiğinde yine karısı yatak odasında uyuyordu. Bu sefer bilgisayarı açık kalmıştı; geç saate kadar tasarım yapmış olmalıydı. Yavaşça yanına ilişip seslendi. Önce duymadı, sonra biraz daha yüksek seslendi:

“Aylin!”

“Hııı!” dedi uykusundan ödün vermez bir şekilde. Hiç tanımadığı bir insan olsa anca bu kadar yavan bir tepki verilirdi.

“Yarın erkenden geleceğim, çok güzel bir yere götüreceğim seni. Yüzümüze kapanan bu görünmez kapıları açacağız artık.”

“……..”

“Aramızda ki bağların kopmasına izin vermeyeceğim.” “Aylin beni duyuyor musun?”

“………”

Cevap alamadı; ama bu onun için önemli değildi. Yarınki geceyi hayal etmeye şimdiden başladı. Masallar gibi başlayan mutluluklarını masallardaki gibi tekrar yeşerteceklerini düşündü. Belki yarın yazgılarının yeni yolculuğuna başlayacaklardı. Ama şimdi yatmak istiyordu. Karşı oda kadar uzak olan karısına yakınlaşmak için saatleri sayıyordu.

Sabah bambaşka umutlarla bezeli bir gökyüzüne uyandı. Dün açtığı perdeler içeri baharı dolduruyordu. En sevdiği kıyafetlerini giyip gitti işe; öğlene kadar zor sabretti, ne kadar işi varsa hepsini bitirdi. Arkadaşları ile akşam birbirlerini bulma sözü vererek erkenden ayrıldılar işten. Heyecan içinde evin yolunu tuttu Halil.

Eve ses çıkarmadan girmeye çalıştı. Odasına gidip kıyafetlerin olduğu torbayı eline aldı. Masasındaki kavga seanslarında parçalanmış aynasında kendini tek parça görebiliyordu artık. Koridoru geçip yatak odasına sızdı. Oda boştu ve uzun zaman sonra çok temiz görünüyordu. Korkuyla kıyafet dolabına doğru ilerledi. İçerisinde hala kıyafetlerin olduğunu görünce derin bir oh çekti . Odanın içerisinde ellerinde kostümler, geniş yaylar çizmeye başladı. Birden yastığın üzerinde bir kâğıt fark etti. Bir not yazıyordu üzerinde: “ANNEM TEKRAR AMELİYATA ALINDI ÜÇ GÜN EVDE OLMAYACAĞIM. YARIN HABER VERİRİM.”

Korktuğu başına gelmişti işte, oyunun perdesi açılamıyor; yüzleşme gerçekleşmeden de açılacağa benzemiyordu. Son iki gün o kadar derin ve yüksekte yaşamıştı ki duygularını yere çakılmasıyla tuzla buz oldu. Bu dünya düpedüz kötüydü onun için. Deliler gibi kendini suçladı, defalarca neden bu işi dün halletmediğini aynalara, sandalyelere vura vura söyledi. Hemen karısını aradı, ulaşamıyordu. Karısının babasını aradı o da son iki ayda olduğu gibi telefonunu açmadı. Elinden bir şey gelmiyordu. Bardan kendine içki alıp deli gibi içmeye başladı; saatler sonra sızacaktı.

Büyük bir baş ağrısıyla gözlerini araladığında hemen telefona koştu, arayan yoktu. İçkiye dayanıklıydı ancak o kadar sert ve hızlı içince çarpmıştı, sarhoştu. Rüyalarının boşa çıkması kanına dokunuyor, bir şekilde öç almak istiyordu. Sonra karşısında paketi parçalanmış kıyafetleri gördü. Yırtık yerlerinden genişleterek kendinin olanı aldı, sallana sallana üzerine giydi. Kapıyı çekip dışarı çıktı.

Gördüğü ilk taksiye binerek “Kent Kültür Merkezi’ne,” dedi. Bu gece daha önce birçok kişiyi baloya götürmüş olduğundan kıyafetlerine şaşırmadı taksici. Yüzünde tebessümle balonun yapıldığı binanın önüne çekti taksiyi. Ancak hem kafasının iyi olduğundan hem de kostümünde cep olmadığından yanına cüzdanını almayı unutmuştu Halil. Durumu anlatıp “Borcum olsun,” diyerek içeri girdi.

Koca binanın tüm odaları baloya ayrılmıştı; bütün salonlarda hatta bütün koridorlarda dans ediliyordu. Merdivenler maskelerin altındaki suratların kahkahasıyla inliyordu. Ruhu sıkılarak kalabalığın içerisine ilerledi. İçki ve aperatiflerin bulunduğu masalara ilerleyip kendine içki aldı. Çocukluğu geldi birden aklına. Yine aynı yerde, pistten uzak bir alanda yalnız başına dans edenleri izliyordu. Duvarlarda daha önceki yapılan maskeli balolardan kareler dikkatini çekti. İnsanlar kahkahalar içerisinde fotoğraflanmış, sergileniyordu. “Şimdi kim çekiyor resimleri? Ne zaman bizimkileri de asacaklar? Nasıl poz versem daha iyi olur? Bana haber verseler de gülerken poz versem?” soruları müziğin karmakarışık ettiği zihin odalarında yankılandı. Maskeli yüzüne maskeli bir gülücük ekleyip elinde kadehle oda oda gezmeye başladı. Biraz sonra kalabalıktan rahatsız oldu, bütün alanı yukarıdan gören merdivenlerin üstüne çıkarak dans edenleri seyretmeye başladı, yanındaki çocukluğuna kadehini ikram ederek. Dans edenlerde kendini hayal ediyor, karısıyla masallar âlemine gidiyordu. Aniden gözüne dans eden bir çift takıldı. Gri zırh görünümlü şövalye kıyafetleri giymiş, çılgınlarca dans ediyorlardı. Elindeki kadehi fırlatıp kahkaha atmaya başladı. “Ne senaryo ama kim yazdı bu senaryoyu,” diyerek kalabalık arasında duyulmayan kahkahasını atmaya devam etti.

Gözleri hayalini kurduğu kostümler içinde dans eden çiftten başka kimseyi görmüyordu. Neler verirdi çiftin arasındaki konuşmaları duymak için. Her figürleri sanki yaşamak istediği erotizmi canlandırıyordu gözünü önünde. Merdivenlerden inip iyice yanlarına ilerledi, onu gözlerini ve burnunu kapatan maskeyle kimse tanıyamazdı. İçlerine sokulup izlemeye, hayal etmeye devam etti. Bir ara yorulup mola verdi çift, üstünde gri zırh görünümlü kıyafet olan kadın yanına doğru gelip Halil’in arkasındaki masadan içki almak istedi. Dağınık ve terlemiş saçları görüşünü engellediğinden olacak başlığını çıkarıp öyle seçmeye başladı bardakları.

Kadının yüzünü gördüğünde kafasındaki düşünceler, içtiği içkinin geçtiği organlar çalan müzikle dolup taştı. İçinde yaşama, gerçeği anlama, bağları tamir etme, özlem duyma, adına her şey yıkıldı. Ne kadar iyi niyetlerle yola çıksa da, candan davransa da karısı onu perişan ve sefil bir duruma düşürmüştü. O karışık ve pırıltılı oyun dünyasının içerisine kendini hapsetmiş, başka bir şövalyeye kendini kaptırmıştı. Bu gece çok şey öğretmişti Halil’e, kendini o kadar suçluyordu ki yanından geçip gitmesine bir şey demedi. İçinde sadece koşma isteği oluştu, her şeyi arkasında bırakıp karşısına çıkan şeyleri yıka yıka koşmak.

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin