Bakınca Göremediklerimiz ve Diğer Bazı Şeyler

Yazarın Diğer Yazıları

Çok Sevmelerin Çiçekli Kadını: Didem Madak

Solup giden otlar arasında kalan o tek canlı çiçek gibi, şiiri kelimelerin farklı boyutlardaki yansıması haline getiren şair Didem Madak!  Asıl mesleği avukatlık olup,...

sonsuzluğa uzanan bir yol; Abbas Kiarostami

Abbas Kiyarüstemi: Aşk Üzerine (2010)“Herhangi bir nesneyi alıp müzeye koyuyorlar ve insanların ona bakışı değişiyor. Burada önemli olan, nesne değil senin algın. Şu Selvi...

Nâzım Hikmet’i Ne Kadar İyi Tanıyorsun? – TEST

Edebiyatımızın mavi gözlü devi Nazım Hikmet’i ne kadar tanıyorsun? Çöz, bizimle paylaş!

Damarından Kan Değil Sevda Akan Adam – Ahmed Arif

Ahmed Arif'e karşı hangi sözcükleri seçeceğimi bilemeyecek kadar heyecanlı, hiçbir zaman içimdeki yerini tam olarak anlatamayacak kadar yetersizim bu kez. Hayranım ve sebebim çok!...
Nazlı Yaren Atabey
Nazlı Yaren Atabey
"...gövdemde sonsuzluğun dilsiz ayini. tanrı kirpiklerinden yürüyordu canıma" -Söylenti Dergi Genel Yayın Yönetmeni-

Gözlükleri değiştirince daha iyi görüyorsun dünyayı fakat gördüklerini değiştirmeye yetmeyecek gücü o camların. Daha yakından göreceksin burnunun dibindeki acıları, ya da göremediğin kadar uzaktaki acıya komşu olacak gözlerin camın illüzyonuyla. Şimdi kaç numara olursa o cam o kadar artacaktı acıya miyopluğun. Belki önündeki mutluluğu gizliyordu, ortaya çıkaracaktı, kim bilir?

Bazen daha iyi görmek sanıldığından daha kötüdür. Bir şeylere kör olmak, bir kısmını görmekse yummak acıya bekçi olan insan taraflarımızı yıpratır. Oysa görmek gerek, sevinci de mutluluğu da acıyı da üzüntüyü de. Bakmakla görmek farklı şeylerse, görememişim bunca zaman görememişiz. Baktığınız şeye neler sığdırıp neleri gördüğünüz mühim olan. Tek bir şeyde dünyayı görürken, dünyaya bakınca bir onu görmek de var.

          “o gözlerini dikti bana

        – ben suyun yanması gibi tuzda- “

Bazı duyguların renkleri kokuları dokuları vardır. Hissedilen şeyler bazen bazı duyularla algılanır. Mavi-huzurlu şimdi tüm duygular çemberi. Ve bazı hislerin kelimelerle ifadesi mümkün değildir. Görmek yetmez. Korkuları, mutlulukları, üzüntüleri ancak yaşayınca tam mânasıyla hissedersiniz anlarsınız. Üzülmek en kolay duygudur, pek çok sebep bulabilirsiniz. Kimi zaman bir olaya bazen bir filme bile. Peki ya mutluluk? Sahi kaç kere mutluyum diyebildiniz kendinize? Kaç kere aynanın karşısında baktığınızda yüzünüzde sahici bir gülümsemenin yer ettiğini gördünüz? Ne çok uzağız güzel şeylerin bizi iyi etmesinden, bizi güzelleştirmesinden. Üzüntüden korkup mutlulukları görmeyerek üzülmeyeceğimizi sanıyor, alelade sevinçlerle bastırıyoruz dolup taşan mutluluk özlemimizi…

Mutluluğu havai fişeklerin havadaki bir kaç saniyelik şölenine benzetiyor-dum. Anlık. Bir şey yalnızca bir süre mükemmeldir gibi.

Değilmiş.

- Advertisement -

Ya da şimdi tüm gökyüzü sonsuz bir havai fişekle dolu, ışıl ışıl. Hep bir gemi yanaşıyor limana, hep gökkuşağı var havada. Bakınca gözlerimin daldığı, uzun uzun heyecanla izlenen bir şey gibi. Heyecandan uyunmayan gecenin bayram sabahı gibi, mutsuz olmanın yasak olduğu o günler gibi. Sanki dünyada kötülüğe dair her ne varsa, o gün karşımdaki salıncakta pamuk şekeri yiyordu. Seslerin renklerin büyüsünü izliyordum. Belki milyonlarca insanın şahit olamayacağı bir mucizeye tanıklık ediyordum, ömür boyu sürecek bir mucizeye…

Ne vardır kelimelere sığmayacak hisler yaşatan? Vapurla geçmek mi denizi yoksa yağmurda ıslanmak mı veya dönme dolabın tepesindeki o bir dakikada mı gizliydi nefes?

İzin verin büyük mutlulukların sizi sarmasına, razı olmayın hiçbir şeyin azına asla! Çünkü bu mutluluk bir çiçeği sulamak gibi, gittikçe büyüyen gittikçe güzelleşen ve sizi saran sarmaşık.

Öyleyse neden dinlediğiniz şarkıyı değiştirip başlamıyorsunuz işe. Kim bilir belki farklı bir sahilde hiç gitmediğiniz köşede çalan şarkı başlangıcı olacaktır mutluluktan açan çiçeğinizin tohumuna..

Tam  olarak içimdekini yazamadığım, tasvirlerin de işe yaramadığı zamanlara Şükrü Erbaş’a sığınırım. Ve bu kez diyor ki;

“Gecenin soluk aldığı her yerde omuzların gölleniyordu.
Göğüslerin tanyerinin ayetleriydi.
Tanrı bütün bayramları gövdenden indiriyordu…”

Daha fazla

Yorum Yap

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin

Son Yazılar

Annem Hakkında Her Şey: Aile Kavramına Bakış

1999 yılında vizyona giren film, izleyiciye farklı bakış açıları ve sorgulama alanları açmıştır. Pedro Almodóvar'a  En İyi Yabancı Film Oscar'ı ve Cannes Festivali'nde En...

Kadınca Bilmeyişlerin Tek Adı: Tante Rosa

     "Nerede olursa olsun, kadınları birbirine ortak eden tek bir şey vardır: Hayat!" 1966-1968 yılları arasında Dost dergisinde yayımlanan Tante Rosa, sonraki yıllarda kitap...

Toplumsal Cinsiyet Tartışmaları Işığında “Yürümek” – Sevgi Soysal

"Yürümek, dönüp arkaya bakmamak..." Sevgi Soysal'ın 1970 yılında kaleme almış olduğu Yürümek romanı; Türk edebiyatında o zamana kadar çokça rastlanmayan konulara değinen özgün bir eserdir....

Aydınlığı Bir Ucundan Olsa Bile Gören Kadın: Sevgi Soysal

"Hayat bir denizdir, yüzme bilmeyen boğulur." "Korkma, aydınlığı bir ucundan da olsa görenlerin işi değil korkmak." Sadece yarından konuşmak isteyen; kuru dallardan, kurumaya yüz tutmuş öz...

Dogma 95: Breaking The Waves

Dogma 95 Nedir ?  Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg tarafından başlatılmış bir film yapım hareketidir. Hollywood sistemine karşı olan, sinema sanatında hikaye anlatım tarzının...