Bakınca Göremediklerimiz ve Diğer Bazı Şeyler
Gece Modu

Gözlükleri değiştirince daha iyi görüyorsun dünyayı fakat gördüklerini değiştirmeye yetmeyecek gücü o camların. Daha yakından göreceksin burnunun dibindeki acıları, ya da göremediğin kadar uzaktaki acıya komşu olacak gözlerin camın illüzyonuyla. Şimdi kaç numara olursa o cam o kadar artacaktı acıya miyopluğun. Belki önündeki mutluluğu gizliyordu, ortaya çıkaracaktı, kim bilir?

Bazen daha iyi görmek sanıldığından daha kötüdür. Bir şeylere kör olmak, bir kısmını görmekse yummak acıya bekçi olan insan taraflarımızı yıpratır. Oysa görmek gerek, sevinci de mutluluğu da acıyı da üzüntüyü de. Bakmakla görmek farklı şeylerse, görememişim bunca zaman görememişiz. Baktığınız şeye neler sığdırıp neleri gördüğünüz mühim olan. Tek bir şeyde dünyayı görürken, dünyaya bakınca bir onu görmek de var.

          “o gözlerini dikti bana

        – ben suyun yanması gibi tuzda- “

Bazı duyguların renkleri kokuları dokuları vardır. Hissedilen şeyler bazen bazı duyularla algılanır. Mavi-huzurlu şimdi tüm duygular çemberi. Ve bazı hislerin kelimelerle ifadesi mümkün değildir. Görmek yetmez. Korkuları, mutlulukları, üzüntüleri ancak yaşayınca tam mânasıyla hissedersiniz anlarsınız. Üzülmek en kolay duygudur, pek çok sebep bulabilirsiniz. Kimi zaman bir olaya bazen bir filme bile. Peki ya mutluluk? Sahi kaç kere mutluyum diyebildiniz kendinize? Kaç kere aynanın karşısında baktığınızda yüzünüzde sahici bir gülümsemenin yer ettiğini gördünüz? Ne çok uzağız güzel şeylerin bizi iyi etmesinden, bizi güzelleştirmesinden. Üzüntüden korkup mutlulukları görmeyerek üzülmeyeceğimizi sanıyor, alelade sevinçlerle bastırıyoruz dolup taşan mutluluk özlemimizi…

Mutluluğu havai fişeklerin havadaki bir kaç saniyelik şölenine benzetiyor-dum. Anlık. Bir şey yalnızca bir süre mükemmeldir gibi.

Değilmiş.

Ya da şimdi tüm gökyüzü sonsuz bir havai fişekle dolu, ışıl ışıl. Hep bir gemi yanaşıyor limana, hep gökkuşağı var havada. Bakınca gözlerimin daldığı, uzun uzun heyecanla izlenen bir şey gibi. Heyecandan uyunmayan gecenin bayram sabahı gibi, mutsuz olmanın yasak olduğu o günler gibi. Sanki dünyada kötülüğe dair her ne varsa, o gün karşımdaki salıncakta pamuk şekeri yiyordu. Seslerin renklerin büyüsünü izliyordum. Belki milyonlarca insanın şahit olamayacağı bir mucizeye tanıklık ediyordum, ömür boyu sürecek bir mucizeye…

Ne vardır kelimelere sığmayacak hisler yaşatan? Vapurla geçmek mi denizi yoksa yağmurda ıslanmak mı veya dönme dolabın tepesindeki o bir dakikada mı gizliydi nefes?

İzin verin büyük mutlulukların sizi sarmasına, razı olmayın hiçbir şeyin azına asla! Çünkü bu mutluluk bir çiçeği sulamak gibi, gittikçe büyüyen gittikçe güzelleşen ve sizi saran sarmaşık.

Öyleyse neden dinlediğiniz şarkıyı değiştirip başlamıyorsunuz işe. Kim bilir belki farklı bir sahilde hiç gitmediğiniz köşede çalan şarkı başlangıcı olacaktır mutluluktan açan çiçeğinizin tohumuna..

Tam  olarak içimdekini yazamadığım, tasvirlerin de işe yaramadığı zamanlara Şükrü Erbaş’a sığınırım. Ve bu kez diyor ki;

“Gecenin soluk aldığı her yerde omuzların gölleniyordu.
Göğüslerin tanyerinin ayetleriydi.
Tanrı bütün bayramları gövdenden indiriyordu…”

CEVAP VER

Yorum girişi yapınız.
Adınızı girin